YUVASIZ KUŞLARIN MÜZİĞİ

0
211
views

“Sanat eseri bitmez ancak terk edilir.” Bu akşamüstü adındaki rengârenk tablonun karanlığa bulanışı da tanrının onu terk etmesindendi muhakkak. Tanrı bu gece dediğimiz karanlık çarşafın bir ucunu tutmuş onu peşinden sürükleyerek sonsuz bir yürüyüşe başlamıştı biraz önce. Dağlar tepeler aşacak kayalıklardan yuvarlanacak kocaman elleri yara bere içinde kalacak ve üstü başı toz toprak olacak. Bu sonsuz yürüyüşten bitkin düşüp başını o yüzyılları izlemiş taşın sessiz ve bilgin kucağına koyduğunda gece denen karanlık çarşafın bir ucu tanrının kanlı elinden -ipek bir örtünün güzel bir kadının saçlarından sıyrılıp yere serilişi gibi- kaçıp gidecek ve yerini yeni bir güne, aydınlığa ya da çoğumuz için daha açık renk bir karanlığa bırakacak. Sokaklar perdesiz evler gibi çırılçıplak kalacak. Peki bizim gecelerdeki sonsuz yürüyüşümüz?

Geceler insanlara iyi davranmaz. Geceler bizi itip kakar, geceler bize sayıp söver, geceler bizi odalara kilitler, penceresiz bırakır da sesimiz çıkmaz. Gece denen bu karanlık çarşaf, yüzünde cam tozları taşır. Bütün hırçınlığıyla üzerimizden sıyrılırken bizi yaralar, yorar, kanatır. Gece, tanrının yaralarının intikamını alır bizden. Tanrı bir kayanın dibinde kan revan içinde. İnsanlar “geceler hapishanesinde” kırgın, yaralı, kan revan içinde. Gecenin üzerimizden cam tozlarıyla sıyrılışı güneşi doğurur. Güneş dağlar bütün yaralarımızı. Tanrının ve bizim. Yüzümüzü ısıtır, içimizi yakar. Sonra tanrının sonsuz gece yürüyüşleri tekrar başlar. Tanrı her gün yeni bir resme başlar ve her gün o resmi karanlık bir çarşafla örterek terk edip uyumaya gider.

Geceleri, karanlıkta, o uzak dağ başlarında neler olup biter? Kimse bilmez. Zaman… Bazen yollar gibi bazen de yaradan ince ince sızan kan gibi ama sürekli akar. Aslında bu “sözde kallavi” girişimin sebebi bir grup yuvasız kuşun tek bir şarkıyla bana hissettirdikleri.  Bu yuvasız kuşlar sizlerin de kalbinde bir yer edinebilsin diye onları anlatmak istiyorum şimdi size.

Sözler(Türkçe Çeviri):

Ağrılar

Ey Canım, nerdesin

Gel, gel, gel vurgunum

Kalmadı takatim

Ben senden yorgunum

Kaçtıkça boğuldu derimin üstü terinden

 Bezdim şehrin sahte emek tütsülerinden

Karışan sözlerim

Yuvasız kuşlara

Ne kadar, ne kadar

Ne kadar faydalı

Bulursam karışık sözlerime kuralı ben de

Aydınlanarak arıyorum faydanı ben de

Ağrılar, ağrılar, ebedi ağrılar

Seherin ağlayış sebebi ağrılar…

image001.jpg

 

“Ağrılar” adlı bu şarkının yorumcularından Kamil Hajiyev; No Land(Türkçesi: hiçbir yer) isimli bir müzik grubunun solisti ve kemancısı. Grup; Türk, Kürt, Azeri ve İranlı üyelerden oluşuyor. Grup üyelerinin yolu İstanbul’da kesişiyor ve oldukça doğal bir şekilde, aynı dili konuşan -ki bu dil müzik dili- insanların birlikte yeni şeyler üretme isteğiyle bir grup kuruluyor. Üyelerin yakın arkadaşları da grubun kemik kadrosunun dışında kimi çalışmalarda yardımlarda bulunuyorlar. Örneğin; şarkı sözleri genellikle Kamil Hajiyev ve çocukluk arkadaşı Vugar Hasani’nin ürünü.

Esasında çok uluslu bir topluluk sayılabilir fakat grubu ortak bir paydada birleştiren asıl sebep hepsinin içinde taşıdığı gurbet ve yurtsuzluk hali. Bu sebeple de aslında çok uluslu değil de hiç uluslu bir topluluk. Bu durumu röportajlarında şöyle anlatmışlar: “Nereye gitsek bize yabancı geliyor. Bu yüzden bize her yer gurbet.” “Bir yurtsuzluk hali. Biz de o güruhtayız. Farklı kökenden olsun olmasın insanlar anadilini dahi konuşuyor olsa İstanbul gibi bir şehirde herkes biraz gurbette. Herkes bizden aynı türden; aynı zamanda herkes biraz öteki, yurtsuz…”

Bir müzik molası daha:

https://www.youtube.com/watch?v=sM_lqL5XXW8

Sözler(Türkçe Çeviri)

Niye Böyle Uzun Bu Yollar

 

 

Sen

Ben

Bir de bu şehir

Bitmeyen keder

Yine güz

Sokaklar ayaz

Sokaklar sığ

Yağmur yağıyor

Dünya ağlıyor

Bize ağlıyor

Niye?

Ayrı düştük bir şehirde

Niye?

Ben köşeleri seçiyorum

Kısa fikirleri uzun eden köşeleri

Sen yolları seçiyorsun

Hangi biri kavuşmamızı ister ki?

Yar

Niye böyle uzun bu yollar?

Söz: Azer Cırttan

image003

 

Kendilerini hiçbir yere ait hissetmemeleri belki de onların özgür ve başına buyruk bir müzik üretmelerinin biricik sebebi. Müziklerini kategorize etmek biraz güç zira etnik-caz, indie-rock, doğu-batı sentezli evrensel müzik olarak tanımlayanlar mevcut. Kendilerini bir yere ait hissetmeyen bu insanların müziklerini kalıplar içine sığdırmak haliyle pek kolay değil. Dolayısıyla onların müzikleri de kendileri gibi hiçbir yere ait değil. Şu sözlerden anladığımız kadarıyla sınırlandırma ve tanımlama işi onları da pek memnun etmiyor: “Cazı da folklorik müziği de barındıran bir müzikten yanayız. Adlandıramıyoruz.” Bu sebeple onların ucu bucağı olmayan memleketi müzik diyebiliriz.

İlk dinleyişte insan hem doğu-batı sentezini hem de Azericenin bu sentez içinde müziğe kattığı etnik havayı şaşkınlık ve gülümsemeyle karşılıyor. Grubun çok kültürlü bir yapı içermesinden olsa gerek ney ve akordeon aynı şarkıda cesurca kullanılabiliyor. Üstelik neyin kimi zaman huzur veren kimi zamansa insanı kasvete boğan eşsiz sesi ve akordeonun özündeki neşe birleştirilince anlatılan hayatın “ebedi ağrıları” oluyor. Bir ekşi sözlük yazarı bu sentez için “güzellikler ve acılarla mütemmim” diye pek yerinde bir yorum yapmış. No Land’in müziği öylesine yaşama ait ki ağlarken kendine gülen insanlar gibi. Bu sebeple dinlediğimiz şarkılar yüzümüzde acı birer gülümsemeye dönüşüyor.

image001.jpg

 

Sadece ney ve akordeon üzerinde durmak onların müzikal kimliklerine büyük saygısızlık olacaktır çünkü grup keman, viyolonsel, tar, gitar, trompet, çello ve daha birçok enstrümanı müzik yaparken başarıyla kullanıyorlar. Müziklerinde nefesliler ve tellilerin; klasik batı müziği enstrümanları ve doğu müziği çalgılarının dostluğu grup içindeki güçlü bağın bir yansıması gibi. Grupta da müziklerinde olduğu gibi muazzam bir denge var, her şey birlikte ve her şey üyelerin yıllarca ceplerinde biriktirdiklerini ortaya dökmesiyle oluşuyor. Birinin aklındaki müzik-beste kaosunu diğeri bir düzene sokuyor.

Türkiye ise birçok Doğu ülkesine göre müzik konusunda yeniliklere daha açık. Bunu söylerken piyasayı değil de daha çok farklı dinleyici kitlelerini kastediyorum. Yani artık alternatif grupları takdir eden daha geniş kitleler ve bu grupların seslerini daha kolay duyurabilecekleri müzik platformları var. Bundan çok daha fazlasını hak ettiklerine gönülden inanıyorum. No Land ise Türkiye’deki müzik piyasası hakkında şunları söylüyor: Türkiye müzik piyasası artık daha çok kanadı olan küçük bir piyasa, bazı büyük oluşumlar tarafından dayatılan tarzların arasına sıkışmış yüzlerce yetenekli insanın ne pahasına olursa olsun üretmekten vazgeçmediği bir ortam. Türkiye’de yenilikçi ve yetenekli yeni bir nesil mevcut . Yatırımları sadece paralarıyla değil vizyonlarıyla yapan yenilikçi prodüktörler de az da olsa var, daha da çoğalmasını diliyoruz.

No Land’in sesini en çok duyuran Sofar İstanbul sahnesindeki performanslarıydı. Hala bazı alternatif sahnelerde müzik yapmaya devam ediyorlar. Maalesef henüz bir albümleri yok ama sosyal medyadaki paylaşımlarından anladığımız kadarıyla albüm hazırlıkları devam ediyor. Onların albümle ilgili, geriye dönüp baktıklarında pişman olmayacakları bir iş çıkarmak gibi bir gayeleri var. Ne mutlu ki birileri müzikten para kazanmaktan çok insanlara iyi şeyler bırakma derdinde.

Bu da Sofar İstanbul sahnesindeki performansları:

 

image003.jpg

Son olarak No Land’i kendi sözleriyle özetlemek istiyorum: “Müzik yaşam gaileniz olunca ister istemez hayati sorulara seslerle yanıt ararsınız. Amaç bir yanıt bulmak mıdır bilinmez zaten bizim için önemli olan diyalogtur, tartışmadır, icradır. Yersiz yurtsuzluğun arayışlarına ilişkin bir nevi beyin jimnastiğidir. Bu bağlamda No Land’in sesleri yaşam gibi akıcıdır. Katılıktan uzak; su gibi akışkandır. Çalgılar saygıyla donanmıştır, yerli yerinde kullanılmış, kimse kimseyi bastırmamış, ezmemiş, ötekileştirmemiştir. Belki de bu yersiz yurtsuzluğa No Landçe bir yanıttır. Zengin, enstrüman çeşitliliği yüksek, No Land dili halk dilindendir, bu coğrafyanın çeşitliliğinin dilidir.”

No Land Üyeleri:

Hazak Akkerman (viyolonsel, backing vocals)

Kamil Hajiyev (violin, lead vocals)

Sahand Lesani (guitar, vocal)

Çağatay Vural (bass, acoustic guitar)

Mehmet Akif Ersoy (acoustic guitar, bass)

Oğuzcan Bilgin (trumpet)

Can Kalyoncu (drum)

Gruba gönül bağıyla bağlı üyeler:

Yasu Alpalan

Ünal Can Tüzüner

Vugar Hasani

Sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/nolandmusic/

https://www.instagram.com/nolandmuzik/

https://twitter.com/nolandmusic

Röportajların tamamı için:

http://www.bugun.com.tr/magazin/yersiz-yurtsuz-bir-grup-no-1195825.html

http://nimbusmag.com/in-profile-no-land/

http://babylon.com.tr/tr/blog/blog-yazisi/27-subat-2014/no-land-roportaji

 

Çevirideki yardımlarından ötürü Osman Aghalısoy’a teşekkürler…

Gülseren Merve Yiğit

 

CEVAP VER