Rusya; İyi Bir Ticaret Ortağı, Uzun Zamanın Baş Ağrısı?

0
80
views

Rusya denilince akla gelen ilk çağırışım turizm olsa gerek. Bilindiği gibi Akdeniz kıyı şeridindeki turistik yerleşimler özellikle Rus vatandaşları ile dolmaktadır. Lakin bunun ötesinde Rusya denilince aklımıza gelmesi gereken öncelikli konu iki ülkenin bir ortak tarihinin olmasıdır. Burada bahsedilen ortak tarih tanımı iki farklı toplumun oluşturdukları (kurdukları) devletlerin tarih içindeki etkileşimleridir.

 

Bu konuda nerden başlasak? En başa gidelim. Rusya’nın kuruluşu… Bu konuda biraz tarih dersini dinlerseniz, Altın Orda Devleti’nin yıkılması ile Rusya’nın asıl olarak Anadolu ( önce Osmanlı daha sonra Türkiye) tarihine etki ettiğini görürüz. Altın Orda Devletinden kısaca bahsetmek gerekirse, bu devletin Moğol istilası sonrası kurulmuş bir öncü devlet olduğunu ve Rus Prensliklerini etki altına aldığını görürüz. Neyse fi tarihi, falan filan, Altın Orda yıkıldı, Rus Çarlığı kuruldu, gel zaman git zaman oldu 18. yy. 18. yy denilince Türk tarihinde akla gelen ilk şey işlerin eskisi gibi iyi gitmediğidir. Bunun Rus Çarlığı ile ilgisi var mıdır? Elbette ama tamamen tek etken midir tabii ki de hayır. Lakin bilindiği gibi Rus Çar ve Çariçeleri’nin Osmanlı hayrına çalışmadığı aşikardır. Bir imparatorluk düşünün dönemin en büyüğü iken bir anda başkentine kilometreler kala düşman ordusu dursun (İstanbul Yeşilköy) ve büyük kayıplar versin. Bu ordu Rusların olunca iki toplum arası dostluğun oluşması beklenemez değil mi? Tıpkı Fransız- Alman düşmanlığı gibi iki devlet arası çekişme 20. yy’a kadar devam etti.

Hep olduğu ve olacağı gibi her şeyin bir gün sonu gelir, aynı şekilde bir gün bir adam bir şehirde bir ideolojiden ve bir sınıftan yararlanarak Çarlığın sonunu getirdi. Velhasıl kelam Lenin liderliğinde Bolşevikler, SSCB’yi (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) kurdu. Bu olayın gerçekleştiği tarih 1917’ye tekabül eder. Bilindiği üzere 1. Cihan Harbinin orta yerinden ayrılan Rusya savaştan çekildiğini açıkladığı yetmezmiş gibi bir de Rus Çarlığının diğer “emperyalist” devletlerle yapmış olduğu anlaşmaları açıklaması zaten büyük bir sansasyon yarattı özelikle de Osmanlı tebaasındaki aydınlarda. Savaş bitti… Şanlı kurtuluş savaşımız başladı. Ya istiklal ya ölüm ile yola çıkan Mustafa Kemal ile arkadaşları halka önderlik ederek bu halkı 18. yy geri kalmışlığından 20.yy’ın gelişmişliğine getirdiler. Bu dönemle ilgili altını çizmek istediğim bir iki nokta vardır. Bu da Mustafa Kemal’in zekâsı ve Sovyet yardımıdır. Kurtuluş Savaşı büyük çoğunlukla Yunanlılara karşı olmuş olsa da (Ermeniler, Fransızlar ve İtalyanlar ile savaşta fazla askeri çaba gerekmemiştir) bu savaşın tabanında anti emperyalist düzene karşı bir mücadele vardı ki bu durum, anti-kapitalist bir felsefe ile kurulmuş olan Sovyetler için çok iyi bir destek alanı sağlıyordu lakin şunun altını çizmem gerekir ki hiçbir dönem TBMM hükümetleri komünist olmamıştır. Her ne kadar ortanın solu olan ve sosyalist partiler mecliste ve bazen de hükümetin kendisinde olduklarında bile hiçbir politika bu temelle oluşturulmamıştır. Kurtuluş savaşı döneminde Mustafa Kemal’in politik ve pragmatist zekası ülkeyi komünizm etkisi altına sokmadan Sovyet yardımı almasını sağlamıştır. Devam eden yıllarda iki ülke arası ilişkiler dünyanın tekrar çatışmaya sürüklenmesi ile birlikte kötüleşmiştir. Bu durumda özellikle Türkiye’nin yeni bir yüz ile batı dünyasına yaklaşması ve politikalarını bu yönde belirlemesi belirgin olmuştur. 2. Cihan harbini takip eden yıllarda Rusya ile Türkiye arası ilişki Soğuk Savaşın kendisi kadar soğuk ve durağandır. 2. Dünya Savaşından beri süre gelen Sovyet korkusu ( Sovyetler tarafından saldırıya uğrama – 2. Polonya olma) soğuk savaşın sonuna kadar devam etmiştir. Ayrıca eklenmesi gereken bir nokta da Türkiye’nin Nazilere karşı savaş açmaması ( savaşın sonuna kadar) Özellikle Rusya’da büyük bir nefret yaratmıştır. Stalin’in kendisi her fırsatta Türkiye’yi savaşa girmeye zorlamıştır. Aynı hisler dönemin diğer müttefik devletlerinde de yaşanmış lakin Soğuk Savaşın etkisi ile çabuk unutulmuştur.

 

Takvimlerde yıl 1992’yi gösterdiğinde yeni kapital dünyaya ayak uyduran Rusya Federasyonu kurulmuştur. O dönemden günümüze kadar olan iki ülke arası ilişki serzenişli olsa da komşuluk durumu her iki ülkeye de ticari kazançlar sağlamıştır. Her iki ülkenin bir diğerinden yaptığı ithalat bu iki ülkenin de ekonomisine katkı sağlamıştır ve hatta takip eden yıllarda düzenlenen önemli ortak projeler de olmuştur. Lakin denildiği gibi bir çöplükte iki horoz ötmez. Bundan ötürü kaynaklanan gerilimler zaman ile birlikte süre gelmiştir.

Bugün ise Türkiye ve Rusya yeni bir kriz yaşamaktadırlar. Bunu benim söylememe gerek var mı bilmiyorum ama Rus uçağının Türk sınırında ya da dışında (her iki düşünceyi destekleyen haberler ve kaynaklar yayınlanmıştır) düşürülmesi süre gelen ekonomik ilişkileri bozmuştur. Nasıl mı? Türkiye’den ziyade Rusya’nın ekonomik yaptırımlar uygulaması Türkiye’nin Rusya’daki Pazar hacmini daraltmaya yöneliktir.

Sonuç olarak, Bugünkü krizin neler getireceğini ve ne kadar süreceğini tahmin etmek (en azından kendi açımdan) zor lakin bu durumun iki tarafa da zarar verdiği aşikardır. Ama şu kadarcık tarih bilgisi ile bile iki devletin toplumlarının bir birini sevmemesi zor da değil ancak uluslar arası alanda dostluklar değil çıkarlar önemlidir. Bu doğrultuda iki hükümetin de çıkarlarını bir daha gözden geçirerek dış politikalarını masaya yatırmaları önemlidir.

Berkay Okyar

CEVAP VER