Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök İle Röportaj

0
78
views

Merhaba arkadaşlar, işte yoğun ilgi gören değerli hocamız Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök ile olan röportajımızın ikinci bölümü. Keyifle okumanız dileğiyle..

BÖLÜM 2

2002-2010 yılları arasında Erzurum Ceza ve Tutuk Evleri İzleme Kurulu Başkanlığı yaptınız. Bu süreçte en unutamadığınız olaylar neydi?

ANK: Ceza evi çok farklı bir yer. Oradaki vatandaşlarımıza Allah sabır versin, çünkü çok zor. Biz öğrencilerimize hep soruyoruz ‘’Dünyadaki en güzel şey nedir?’’ diye. Dünyadaki en güzel şey ‘adalet’ ve ‘özgürlük’tür. Özgürlük çok önemli bir şey. İnsanın istediği zaman, istediği şeyi yapabilmesi çok önemli. Hapishanede öyle bir şey yok. İstediğiniz zaman film izleyemezsiniz, dışarı çıkamazsınız ya da istediğiniz bir şeyi yapamazsınız. ‘’Kader mahkumuyum’’ diyorlar ya. Aslında böyle bir şey var gerçekten. Şu anda hepimiz suç işleyebiliriz. Araç kullanıyoruz, hekimlik yapıyoruz. Birinin ölümüne sebep olabiliriz, hatalar yapabiliriz. ‘’Ben hapishaneye düşmem!’’ diye bir şeyi asla söylememek lazım. Hepimiz oranın bir yatanı veya misafiri olma ihtimaline sahibiz. Ama oraya gittiğinizde şunu görüyorsunuz; oradaki insanlar gerçekten pişmanlar. Dedikleri şey şu ‘’Keşke bu sabrı ve toleransı beni buraya getiren olayda da gösterebilseydim.’’ Orada o insanlara bakıyorsunuz. Altı ya da sekiz ranza bir odada ve çoğu şeyden mahrumsunuz. ‘Banyoya gideyim’ deseniz banyo yok, ‘tuvalete gideyim’ deseniz kafanıza göre gidemiyorsunuz. O nedenle ben oraya gittiğimde; bir orada olamadığım için şükretmişimdir, bir de orada olanlara her zaman ‘’Allah sabır versin, Allah kurtarsın.’’ demişimdir. Bu görev sırasında ben özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu anladım. O nedenle şimdi o insanlar hakkında herhangi bir şey söyleme hadsizliğinde bulunamam. Çünkü orası çok farklı bir yer ve ben bunu gördüm. Tabi bir suç işlediyseniz hele hele bu suçu kasten, bilerek, isteyerek yaptıysanız cezasını çekmelisiniz bu ayrı mesele. Adalet bazı duygulardan arınmıştır. Adalet de merhamet olmaz. Adalet de orantılılık vardır. Merhamet ettiğiniz takdirde aslında bazı kimselere merhametsiz davranmış olursunuz. Şimdi küçük bir çocuğa cinsel saldırıda bulunmuş biri var, bir kişinin durup dururken parasını sonra canını almış biri var. Bu gibi durumlarda o kişilere merhamet gösterilmez. Gereken sertliği göstermek lazım. Bunun dışında şunu diyoruz. Suç psikolojisi denilen bir şey var. Herkes için, her suç hakkında aynı şeyi söyleyemiyoruz. O suçun önünde, arkasında olanları; o suça teşvik eden sebebi belirlemek karar vermek çok zor. Değer yargıların farklılığı dolayısıyla, birisine göre bir suçu işlemek için var olan bir durum yeterliyken; başkası bu durumu hiç takmayabilir. Onun için suç psikolojisini değerlendirmek gerçekten zor. Ama bildiğimiz tek bir şey var. Ceza kanunları, eşitliğin olduğu yerdir. Herkese eşit ve adil davranılır. O yüzden kanunlara göre bir kişi suç işlerse, cezasını almalıdır. Çünkü cezanın iki amacı vardır; kişiyi ıslah etmek ve toplumu korumak. Ceza yaptırımıyla insanlar aynı zamanda kendilerine çeki düzen verirler, suçtan uzak dururlar. Bunların haricinde tabi ki ne olursa olsun insanlarımızın suç işlememesi için gerekli tüm önlemlerin alınması lazım. Bu konuda da eğitim çok önemli. Eğitim demek diploma demek değildir. İnsanlar bir şeyleri kaybetme riskinin olduğunu anlarlarsa onu korumak için önlemler alırlar. Mesela siz anne ve babanızı çok seviyorsunuz ve onları kaybetmemek için çabalarsınız. Paranızı kaybetmemek için riskli ortamlarda bulundurmazsınız. E şimdi hapse girdiğinizi düşünün; annenizi, babanızı, eşinizi, çocuğunuzu, işinizi yani sevdiğiniz her şeyi kaybetmiş oluyorsunuz. Kaybetmemek için de kaybetmeye giden yollardan uzak durmak lazım, hoşgörülü olmak lazım. Mesela sen hızlı araba kullanmayı seviyorsun ya da direkt kuralları çiğnemekten zevk alıyorsun. O zaman düşüneceksin ‘’Kuralları çiğnemek mi daha çok hoşuna gidiyor; annen ve babanla birlikte olmak mı?’’ İnsanlar bir suç işlerken neyi kaybedeceğini, neyi neye tercih ettiğini iyi sorgulayabilmelidir. İşte bu da eğitimle olur. Bir suçu işlerken insan neyi kazanacağını neyi kaybedeceğini mantıklı, bilimsel, objektif bir şekilde değerlendirmeyi başarırsa; bir çok suç önlenmiş olur. Ben öyle düşünüyorum. O yüzden insanlara şunu söylememiz lazım. İnsanlar sadece kendileri için yaşamaz, sevdikleri için de yaşar. Annesi, babası, evladı için yaşar. Bu yüzden onları üzmeyecek şekilde davranmak, düşünceli olmak lazım. Kolay mı peki bu? Tabi ki değil. Ben şunu söylüyorum; insan bir şeyleri kaybedebileceğinin farkındaysa suça eğilimi daha az olur

FT: Yeni bir bölüm okuyacak olsanız ne okurdunuz?

ANK:Felsefe okurdum. Çünkü felsefe her şeyin kaynağı. Felsefe, biliyorsunuz, bir düşünme sanatı. Düşünme olmadan ne tıp oluyor, ne hukuk oluyor, ne ilahiyat oluyor. Her şeyin bir felsefesi var. Mesela hukukun felsefesi nedir? Niye hukuk okur insan? Etik konuşuyoruz. İyi nedir, doğru nedir, güzel nedir? En büyük bilim felsefe bence, düşünme sanatı. Eğer düşünmeyi bilirsek her şeyi daha güzel yaparız.

 

FT: Peki Hocam, hala daha öğrenmeye meraklı ve heveslisiniz. Öğrenci olmayı seviyor musunuz?

ANK: Çok. Çünkü öğrenci olduğunuzda, profesör olsanız da öğrenci oluyorsunuz ve öğrenci davranışına dönüyorsunuz. Öğrenci davranışı da özgür bir davranıştır. Yolun başındasınızdır; yani otomatikman size gençlik aşılar. Öğrenme güdüsü her zaman iyidir. Öğrenen her zaman için avantajlıdır. Öğreten daha zordadır, çünkü sorumluluk ondadır. Onun için öğrenci olmak, insana yaşama sevinci verir. Çok güzel bir duygu öğrencilik.

IMG-20151210-WA0004

FT: Tüm bunların dışında sosyal hayattaki ilgi alanlarınız nelerdir? Neler yaparsınız? Ne dinlemekten hoşlanırsınız?

ANK: Ben müziği çok severim. Her zaman, öğrenciliğimde de öyledir, mutlaka müzik açık olur. Kesinlikle gürültüden hiç çekinmem. Çünkü biz altı kardeştik, hepimiz okuyorduk, ben en küçükleriyim. Keçiören’deki evimiz sobalıydı tabi ki. Biz çantamızın üstünde çalışırdık. Onun için gürültü patırtı beni hiç etkilemez, hatta çok sessiz ortamda ben okuyamam, çalışamam. Devamlı çalışma diye bir huyum yoktur asla, aynı anda birden fazla işi yapabilirim. Yani çalışmayı ben bir zevk haline getiririm her şeyden önce. O nedenle mesken benim için çok önemli, onun için bölümümü ben çok severim. Buraya geldiğimde (odama), beni bir hafta kapatsalar; hiç dışarıya çıkmak istemem. Burada vakit geçirecek o kadar çok şey var ki. Bunun haricinde müziğin her türünü severim. Arabeski de severim, mesela çok iyi bir Ferdi Tayfur hayranıyımdır. Bunun yanında Klasik Türk Müziğini dinlerim, Türk Sanat Müziğini dinlerim. Klasik Batı Müziğini dinlerim. Mesela Ravel’ in Bolero’ sunu çok severim. Çok canım sıkıldığında onu dinlenme amacıyla açarım. Ben müziğin hiçbir türüne hayır demem. Bir diğeri, okumak gerçekten benim için çok büyük bir ayrıcalık. Ne bulsam okurum, alakalı alakasız her şey, İngilizce, Türkçe her şey okurum. Koleksiyonlarım var. Para koleksiyonu, maskot koleksiyonum. Ama neler var, neler. Onlara bakarım. Fotoğraflara bakarım. Onun için hiç sıkılmam. Tabi ki eşim var, çocuklarım var. Bizim aile yapımız da çok güzeldir. Biz altı kardeşiz, her gün onlarla telefonda konuşuruz, çok sık bir araya geliriz. O nedenle, ‘’Çok şükür!’’ diyorum.

 

FT: Mesleki kitaplar dışında ne tür kitaplar okursunuz?

ANK: Her şey okurum, her şey. Şiiri çok severim. Mesela Cahit Sıtkı Tarancı’yı, Orhan Veli Kanık’ı, Necip Fazıl’ı. En sevdiğim şiir Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum”udur. Ezbere bilirim, çok severim.

 

FT: İki sene önce Ötenazi dergisi vardı, orada da arkadaşlarımız sizinle bir röportaj yapmıştı. Orada en sevdiğim film “Kadın Kokusu” demiştiniz. Neden en sevdiğiniz film “Kadın Kokusu”?

ANK: Şimdi orada, Al Pacino; bir asker emeklisi ve kör. Bir özürlü insanın neler yapabileceğini ortaya koyması açısından çok etkileyici, bir de kendisine bakan bir çocuk var ve o çocuğa yapılan bir adaletsizlik var. O adaletsizliğe karşı da onu çok iyi bir şekilde savunuyor ve aklanmasına neden oluyor. Yani her şey var o filmde. Bir de “Esaretin Bedeli” var, onu da çok severim.

 

FT: Siz bizim için, tüm tıp fakültesi öğrencileri için bir ilham kaynağısınız. Peki sizin buralara gelmenizi sağlayan ve size ilham veren biri var mı?

ANK: Hayatımda çok çok saygıyla andığım ilkokul öğretmenim var. Bana okulu sevdiren ve Nezih olmamı sağlayan kişidir. Rahmetli öğretmenimi annem kadar severim ve dualarımda adını söylemeden geçmem. Müthiş bir insandı, hem eğitim hem öğretim açısından bir idol olmuştur. Beni çok severdi ben de onu çok severdim. Onun haricinde, çocuk cerrahisinde Mehmet Ali Altın Hocam dedim ya hani. Biz onunla hoca öğrenciydik ama bana çok iyilikleri dokunmuştur. Bir sıkıntımız olunca, her sıkıntımızı çözerdi. Hukukçulardan da Feridun Yenisey Hoca. Gerçekten çok harika bir insan. Amerika’ya gittik mesela orada harika bir ders anlattı.

 

FT: “Öyle bir şey yaşadım ki, kendimi çok şanslı hissettim.” dediğiniz bir durum var mı?

ANK: O kadar çok şey var ki. Mesela ben Taşlıca’ya tayin olmamı çok büyük bir şans olarak kabul ediyorum. Eşimle orada tanıştık. O da oraya yeni mezun öğretmen olarak atanmıştı. Taşlıca’ya atanmam adli tıp seçmeme neden oldu. O yüzden iyi ki atanmışım Taşlıca’ya. Ama hayatımda Allah’a dua ettiğim çok olaylar olmuştur.

 

FT: En büyük pişmanlığım diyebileceğiniz bir şey var mı?

ANK: Düşündüğümde hayatta beni çok üzen ve pişman eden bir şey yok. Hayatımın yönünü değiştirecek derece de hiçbir şey olmadı.

 

FT: Kendinizi en iyi hissettiğiniz kimliğiniz nedir?

ANK: Hoca kimliğim, öğrencilerimi çok seviyorum.

 

FT: Çok ünlü ve başarılısınız, hemen hemen her üniversite sizle çalışmak istiyor. Neden hala Erzurum?

ANK: Buradan giden arkadaşlarımız oldu, çoğu ‘’Erzurum’un kıymetini bilememişiz.’’ dediler. Ben Erzurum’un kıymetini biliyorum. Ben bir balığım, Erzurum benim akvaryumum. Ben Erzurum’u öyle tanımlıyorum. Sizlerden dolayı buradayız. Değerimizi bilen çok insan var burada. Ankara da dâhil hiçbir yere gitmek istemiyorum. Hep buradayım Allah’ın izniyle.

 

FT: Emekli olduktan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz? Emeklilik hayaliniz/planınız nedir?

ANK: Allah eğer emeklilik yaşına getirecek olursa ve gücüm kuvvetim de yerinde olursa, mutlaka hayatımla ilgili bir roman yazacağım. Hatta dizi filmlere konu olacak şekilde detaylı bir roman yazmak istiyorum. Hayatım durağan değildir, sinemaya uyarlanabilecek bir hayatım var. Güzel bir roman türünde, sinemaya uygulanabilir şekilde hayatımı yazmak istiyorum.

 

FT: Yeryüzünde sizce gerçekten adalet var mı?

ANK: Kendi hayatım açısından, okuduklarım yaşadıklarım açısından söylüyorum. Adalet var da anlayamıyoruz. Ben yeryüzünde ilahi adaletin olduğuna canı gönülden inanıyorum. Ama insanların adaleti yok. Ben dua ederken, aynen şu duayı ederim: “Allah’ım beni sen cezalandır, insanların adaletine bırakma.” Dünyada insanlara bırakılacak olursa adalet yok. İlahi adaletin var olduğuna ve tecelli ettiğine inanıyorum. Ne olursa olsun insanlar bir şekilde bu dünyada cezalarını buluyorlar, ama anlayamıyorlar ya da dışarıdan anlaşılmıyor.

 

FT: Şimdiye kadar birçok röportajda bulundunuz. Çok ilgi odağı bir insansınız. Size sorulmasını beklediğiniz ama hiç sorulmayan bir şey oldu mu?

ANK: Çok teşekkür ediyorum öncelikle. İnsanın bir kendini değerlendirilmesi var, bir de başkalarının onu değerlendirmesi var. Benim değerlendirmem çok önemli değil. İnsanı mutlu eden ya da üzen dışardan duydukları. Dıştan gelen algılar benim için daha önemli. Bugüne kadar da bu algılar çerçevesinde bana sorulan tüm sorular çok güzel.

Gizem Çadırcı & Eda Gül Karaca 

 

 

CEVAP VER