Tarihe Bakışımızın “Şu An”a Etkileri

0
70
views

Her fikir bir nesebe sahiptir. Tamamen yeni bir fikir gibi görünse de naşirinin yaşadığı çevrenin, olayların ve yine bunları hazırlayan bir tarihin tutsağıdır.. Bilinçaltı yahut deneyimlerimizin dışavurumu da diyebiliriz her yaptığımıza. Elbette yeni sentez ve çözümlemelere engel de değil bu.. Sadece bir akıştan bahsediyorum. Öncemizden asla kurtulabileceğimizi sanmadığım bir akış.

Dolayısıyla fikri ya da fiili tüm icraatlarımız tarihe nasıl baktığımıza göre ve onu nasıl algıladığımıza göre şekillenmektedir, ve tabi bu bakış açımız da yine bizim kişisel hayat tecrübemizden bağımsız değildir.

Tarihe bakış olarak benim gördüğüm kadarıyla 3 bakış var; Kutsamak, Aşağılamak ve Anlamak.

Tabii ki herkes “Anlayarak Kutsadığını yahut Anlayarak Aşağıladığını” iddia edecektir. Nitekim bu sınıflamayı bir görüş olarak aktaran ben de “anladığım” iddiasıyla aktarıyorum. Tabii ki bu da tartışılır.

Kutsamak denilince belli bir sınıfın kutsadıklarını kastetmek doğru olmaz. Çünkü tarih okuyan herkesin geçmişte onayladığı fikirler/şahsiyetler mutlaka vardır. Bunların hangilerinin kutsandığı iddiası ise yine tamamen öznel bir boyutta kalmaktadır. Aşağılamak ve Anlamak için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.

Peki bizlerin anlayarak kutsadığımızı ya da anlayarak aşağıladığımızı iddia ettiğimiz tarihi fikirleri ya da şahsiyetleri (ki şahsiyetler de fikirleriyle sevilir ya da reddedilir) daha rasyonel bir temelde ortaya koyma imkanımız var mı?

Bence evet var. Nasıl’ı ise zor. Mümkün olduğunca Descartes vari önce yokluğunuzu farzetmeniz gerekecektir. Amacımız öznellikten kurtarmak bakışımızı. Ne kadar mümkün olur ayrı konu tabi. Yazının girişinde de bahsettiğim gibi bana göre bu yüzde yüz mümkün olmayacaktır.

Geçmişte bir vakıa olmuş ve biz bu vakıayı bizim inanç ve önkabullerimizden bağımsız (mümkün olduğu kadar) bir şekilde ele almamız gerekiyor ve sonuçta ortaya çıkan şeye de tarih diyoruz. Elde ettiğimiz veriyle ya da bu veriye bakışımız sayesinde geleceğimize ve şimdimize yön veriyoruz.

Can alıcı soru şu; bize aktarılan ya da bizim ulaştığımız bilginin “bağlamı” ne kadar biliniyor? Tüm tarihi veriler için özellikle de dini ve felsefi metinlerin “demek istediği” şeyler tamamen bildiklerimizle sınırlı, ve özellikle üzerinden çok uzun seneler geçmiş bir meseleye bakarken bugünün zihin yapısıyla bakınca yanılmamız kaçınılmaz. Tarihi yorumlamak ve anlamak için o günün insanı olabilmelisiniz. 21. yy’da zihinlerde var olan ve bu çağın ruhuna ait önkabullere göre tarih yorumlarsak “ne kadar da çirkin” ya da “ne kadar da güzelmiş” diyebileceğimiz bir anakronizme düşmüş oluruz. Yani ya romantizme kapılırız ya da öfkeye. Oysa bizim için “farklı” olan şeyler o gün normaldi ve o güne aitti. Bizim güzel ya da çirkin dediğimiz birçok şey bugün için bize “ilginç ve farklı” gelir her şeyden önce.

Bu yüzden yapılacak tek şey var. Bizler geleceğimize yön verirken geçmişi kullanmak durumunda kalıyoruz, ya da deneyimlerimizi. Erken ya da geç tarihimizi kullanıyoruz yani.. İşte geleceğimize bu yönü verirken insanlığın ortak mirasının detaylarını değil özünü kullanmalıyız. İnsanlığın bugüne kadar eriştiği ortak doğrular zaten var. Mesele detaylarda birbirimizi sadece anlamaya çalışmak. Anlamak daha doğrusu ve kendimizi de anlamak tabii ki. Hiçbirimize doğaüstü “anlık” yönergeler yol göstermiyorsa o zaman geriye sadece anlayış ve saygı kalıyor. Özgürlük ve adalet bağlamında elbette…

Burak CAN

Önceki İçerikFerhangi Şeyler
Sonraki İçerikAn’kara’
TEILEN

CEVAP VER