Kalp Damarın ‘’Amera’’sı Işıl Çüçen

0
358
views

Amera Arapça prenses demekmiş arkadaşlar. Işıl ablanın Türkçe bilmeyen, Holt-Oram sendromlu mülteci bir hastası var. İlgiye, merhamete en çok ihtiyaç duyduğu anda hayat Işıl ablayla yollarını kesiştirmiş. Işıl abla ona amera diye hitap ediyor. Ve kızcağızın Işıl ablaya bir bakışı var; onun için vatanı da Işıl abla, ailesi de Işıl abla. Dünyayı neyin kurtaracağını anlamak güç değil arkadaşlar. Ameliyatın, ilacın hikaye olduğunu anladım bir kez daha. Işıl ablanın iyileştirici gücü çok başka. O çok güzel, çok zeki, çok başarılı. Olduğu her yeri ismi gibi ışıklar içinde bırakan bir insan. Onu tanımak bana çok şey kattı sizin de röportajı okurken çok şey öğreneceğinize eminim.
FT: Öncelikle röportaj teklifimizi kabul edip bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
IÇ: 2012 yılı Atatürk üniversitesi tıp fakültesi mezunuyum. 26 yaşındayım. Yaklaşık üç buçuk yıldır hekimlik yapıyorum. Mezun olunca toplum sağlığı merkezine atandım. Hani memuriyet gibi dokuz-üç çalışıyordum, mesai sekiz beş olmasına rağmen. Gidip masa başı oturup geri geliyordum. Hasta görmedik, denetimlerimiz vardı. Resmi giyiniyorduk. Topuklu ayakkabı, takım elbise, dokuz üç yani. Doktorluk adına gerçekten hiçbir şey yapmadık. İki yıl sonrasında direk kalp damar yazdım, burası tek tercihimdi ve geldi. 2014 eylül ayından beri kalp damar cerrahisinde asistanlık yapıyorum.
FT: Tıp fakültesine girerken nasıl bir hekim olma idealiniz vardı? Şuan ki konumunuz arasındaki farklar neler?
IÇ: Kesinlikle bunun için girdim. Cerrahiden başka bir şey yapamazmışım. Dahiliyeci hayatta olamazmışım. Bir poliklinik doktoru benden asla olmazmış. Uzun süren hasta takibi-tedavi falan mümkün değil. Bana acil çözüm, çözüm yoksa çözüm olabilecek bir servise devir lazım. Üç yaşından beri ya astronot ya doktor olmak istiyordum. Astronot olamadım 😀 Haricinde hiçbir zaman ikinci bir tercihim olmadı. Hep doktor olmak istedim. Ben kardiyolog ya da dahiliyeci olmak istiyordum. Ama TUS sınavının gazabına uğradım 😀 Sonrasında ders çalışmak gerçekten ağır geldi. Malpraktis davaları yüzünden cerrahilerin puanları düştü. Bir daha ders çalışmamak uğruna cerrahi seçim yaptım gibi bir şey oldu. Ama şöyle hani ben kalp damar da istiyordum ama bizim öğrenciliğimizde kalp damar asistanlığı çok uzundu, yedi yıldı uzatmalarla beraber. O yüzden yedi yıl asistanlık yapılır mı düşüncesiyle hayır demiştim. Şuan beş yıl, uzatmayla beş buçuk yıl. O yüzden zamanın düşmesi de benim için avantaj oldu ve kalp damar yazdım.
FT: TUS’a nasıl hazırlandınız? Dershane seçimi, çalışma taktikleri gibi tavsiyeleriniz var mı?
IÇ: Ben TUS’a hazırlanmadım. Dershaneye gittim hem de iki kere gittim, vicdan rahatlatması olarak 😀 Tam bir randımanlı TUS öğrencisi değildim hiçbir zaman. Ben de biraz hiperaktiflik de var. Yani o kitap ve ders çalışma sürecini hiçbir zaman tamamlayamadım. TUS kitaplarımın yüzde ellisi hala boştur. Satışa falan çıkardığım da doğrudur 😀 Doktordan temiz TUS kitabı diye. Yani çalışabilsem farklı branşlar tercih etme imkanım olurdu. Ama bir daha düşününce şuan TUS birincisi de olsam yine burayı yazardım.
FT: Türkiye’de kadın cerrah olmak kolay değil, kalp damar cerrahisini seçmekse ayrı bir idealizm istiyor. Karar verme süreciniz nasıl gelişti, neleri göz önünde bulundurarak kalp damar cerrahisini seçtiniz?
IÇ: Ben kanserden, onkolojik hastalardan uzak durmak istedim. Çünkü çözümsüz bir süreç. Bizzat yakinen anneannemi de bu yüzden kaybettik. O yüzden kalp damarı seçmemdeki en büyük etken onkoloji hastalarının olmaması. Biz de çözüm nettir. Genelde kardiyak sıkıntılı hastalardır, kardiyoloji takip eder, medikal tedavi yetersiz kaldığı yerde cerrahi devreye girer ve biz hastayı devralırız. Bunun haricinde akut müdahalelerde acil durumlarda direk cerrahi yaptığımız bir branş.
İkinci olarak kalp damar cerrahi seçmemdeki etken cerrahiler arasında en temiz branş olmamız. En steril şeyle uğraşıyoruz; damar, kalp ve kan.
Ayrıca bizim kullandığımız cihazlar, teknoloji, yaptığımız ameliyatlar hiçbir cerrahi branşta yok. Biz hastanın kalbini durdurup, yaklaşık otuz dereceye kadar soğutuyoruz. Bir nevi ölüm ve yeniden canlanma olayının olduğu tek ameliyathane bizim ameliyathanemiz. Kalp damar, cerrahinin en üstün olduğu branş bence.

image003

 

FT: Hastanemizdeki asistan, hoca ve hasta dağılımı nasıl?

IÇ: Biz şanslı bir hastaneyiz. Doğu Anadolu bölgesi genelde Erzurum’u tercih ediyor. O yüzden çok fazla vaka görme şansımız oluyor. Hocalarımızdan kesinlikle memnunum. Yardımcı doçentlerimiz hocadan çok abi gibi bize karşı. Kıdemlilerim de aynı şekilde. Yani mutlu bir aileyiz.

FT: Asistanlıktan sonra kariyerinize nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz?

IÇ: Pembe bir klinik açmak istiyorum. Hedefimde varis ameliyatları var. Güzel bacaklar adlı bir kliniğim ve pembe Porsche’mla 😀 Şuan için şaka bir tarafa her hâlükârda biz bir bayanız. Bir ailemiz, çocuklarımız olduğu zaman kariyer sekteye uğrayabilir. Önceliğim biraz daha non invaziv biraz daha az cerrahinin olduğu varis ameliyatları. Ama dediğim gibi özel bir kliniğim olsun varis ameliyatları yapayım. Ama tabi ki buraya başlarken de öğrenciyken de kafamdaki düşünce kalp nakliydi, bilmiyorum tabi o nasip olur mu.

FT: Cerrahlık denildiğinde erkek hegemonyası ve sıkı bir hiyerarşi görüyoruz. Meslektaşlarınızla ilişkileriniz nasıl? Zorlandığınız konular oldu mu?

IÇ: Ben onları zorluyorum 😀 Biraz tahammül sınırlarını zorluyoruz bayan olarak.  Haricinde cerrahi disiplin ister, uykusuzluk ister, düzen ister. Ben de bunların hiçbiri yoktu başladığımda. Yirmi dört saatin on sekiz saatini uyuyarak geçiren bir insandım. Üç günde on sekiz saat uyuyamamanın verdiği ızdırabı çok derin yaşadım. Hastanenin en erken vizitini yapan kliniğiz büyük ihtimalle. Bizim vizit saatimiz yedi buçuk. Önceden bu beşmiş, bu biraz daha insancıl hali. Disiplini fazla ama ayak uydurmak zorundayız.

FT: Radyolojik gelişmeler, invaziv girişimlerdeki gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda cerrahinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

IÇ: En basitinden yeni aldığımız bir tomografi makinesi bile bize tanı koydurmada yüzde yetmiş beş yardımcı oluyor. Gelişen teknoloji yapılan işlemin minimal invaziv olmasına, doğru karar verilmesine ve doğru yerden müdahale edilmesinde çok büyük katkı sağlıyor. Bundan yana yüzümüz gülecek.

FT: Peki robotik cerrahi bizim hastanemize geldi mi, kullanımı ileride nasıl olur?

IÇ: Şuan yok. Da vinci robotunu Antalya’daki uluslararası bir kongrede ben de kullandım. Gerçekten güzel bir cihaz, minimal çalışıp maksimum alan sağlıyor. Elin orda olduğunda yaptığın manevradan çok daha fazlasını yapabilme şansı tanıyor. Ama tabii ki şuan için seçilmiş vakalarda seçilmiş durumlarda yapılabilen bir şey. Ama gelecekte yerimizi onların alacağından eminim.

FT: Kalp cerrahisi son derece riskli bir branş. Hasta yakınlarına kötü haber verirken neler hissediyorsunuz?

IÇ: Biz bayan olarak her zaman daha duygusalız. Hiçbir zaman bir erkeğin soğukkanlılığına istesek bile salgıladığımız hormonlar yüzünden sahip olamayacağız. Hasta yakınlarına ex haberini vermeden; benim gözlerim doluyor önce, arkadaşlar beni teselli ediyor üzülme falan diye. Hatta şöyle bir anım var benim. Asistanlığımın birinci ayında on yedi yaşında bir genç kız ex oldu. O kadar üzülüp ağladım ki hasta yakınları dahil hastane personeli kızın benim yakınım olduğunu düşünmüş. Bana baş sağlığına geldiler. Yavaş yavaş zamanla alışılan bir durum. Yine de kesinlikle duygusalız bu konuda çünkü insan her zaman insan.

FT: Hastalarınızla yaşadığınız sizi çok etkileyen, unutamadığınız anılarınız var mı?

IÇ: Bizim en kötü hastalarımız kesinlikle diseksiyon hastalarımız. Hala en çok etkilendiğim vakalar onlar. Çünkü sadece bir sırt ya da göğüs ağrısıyla acile gelip ex olan hastalar oluyorlar, mortaliteleri çok yüksek. Son kurdukları cümle ‘en son sabah yemek yedim’ ya da ‘az önce su içtim’ ve hani bu son cümle oluşu beni duygusal anlamda yıpratan bir durum. Bugüne kadar üç dört hastaya bu şekilde şahit oldum. Ve o an ki panik anları, ameliyata alınmaları ve bir daha uyanamamaları gerçekten acı bir durum.

FT: Sosyal yaşantınız nasıl? Hobileriniz var mı?

IÇ: Sosyal yaşantı olarak gün aşırı nöbetim var 😀 Uykuya merakım var 😀 Ben gerçekten cerrahiye başladıktan sonra kendime pijama takımı almaya başladım. Çünkü uyku bir lüks haline geldi. Onu yaparken bir hazırlık süreci, uyku bantları falan… Spora da gitmeye çalışıyoruz ama saatlerimiz günlerimiz uymuyor.

En güzel hobim uyumak. Bayan olarak tabii bir de alışveriş yapmak, gece nöbetini tutup ertesi sabah parasını çatır çatır harcamak 😀

image006

 

FT: Öğrencilik yıllarına dair özlediğiniz şeyler var mı?

IÇ: Öğrencilik yıllarına ait özlediğim tek şey arkadaşlarım. Asla bir daha öğrenci olmak istemem. Asla bir daha o sınavlara girmek istemem. O yaşadığım stresleri, sınav dönemlerine dönmeyi bir daha asla istemem. Keşke böyle dışarıdan mezun olsaymışız, elimize diplomayı verselermiş. Zaten bu çileyi çekeceğiz, o altı yılı rahat geçirseymişiz. Bir de öğrenciliğe dair sorumsuz boş zamanları özlüyorum. Tek sorumluluğumuzun okula gidip gelmek olması çok çok büyük bir rahatlık. Şuan sırtınızda olan yük nöbet süreniz, mesai saatleriniz ve yapıp yapmadığınız her işin ekstra sorumluluğu çok büyük bir ağırlık.

FT: Kalp damar cerrahisini seçecek arkadaşlarımızı nasıl bir çalışma temposu bekliyor? Bir gününüzü anlatır mısınız?

IÇ: Kişinin kendi bahtıyla alakalı 😀 Bizim hiçbirimizin nöbetleri diğeriyle benzer geçmiyor. Bazı asistan arkadaşlarınki çok rahat geçebiliyorken benim gibi bahtsız bedevilerin gün içerisinde olmaması gereken sayıda hasta baktığı nöbetler olabiliyor. Kalp damar cerrahisi çok zevkli bir bölüm. Uğraştığınız hasta çok dinamik. Her şey ortada; başlangıç ve sonuç. Bu kronik bir dönem değil. Verilmesi gereken bir karar sonrasında müdahale ve devamında hasta takibi; bundan oluşuyor. Kalp damar seçecek arkadaşlar hayattan zevk almayı bilen, adrenalin bağımlısı ve sonuca çabuk ulaşmak isteyen insanlar olmalı. Takip ve tedavimiz çok uzun değil. Malpraktis oranlarımız çok yüksek değil. Hastalar koroner arter hastası üç damar tıkalı hasta olarak size başvuruyor. Yapacağınız ameliyat ona tekrar bir hayat sağlamaktan başka bir şey değil. Tek şansı var. Hayatı sevmeleri lazım, tempoyu sevmeleri lazım, uykuyu sevmemeleri lazım 😀 Kesinlikle cerrahi tatminin maksimum olduğu bir bölüm. Hiç pişman değilim. Pişman olmayacaklarını da garanti ediyorum.

FT: Son olarak bize söylemek istediğiniz bir şey var mı ?

IÇ: Bana çömez olun 😀

Tuğçe Çakır

CEVAP VER