Doç. Dr. Mücahit Emet ile Röportaj

0
287
views

FT: Öncelikle, hocam, Fakültatif Tıpçı olarak röportaj teklifimizi kabul edip, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

ME: Ben teşekkür ederim; ama önceden soruları verseydiniz daha güzel olurdu. (Gülüyoruz.)

FT: Öncelikle, biraz kendinizden bahseder misiniz? Biz tanıyoruz da, tanımayan arkadaşların tanıması adına.

ME: Tanımayan arkadaşlar için kendimi nasıl özetleyebilirim? Egeliyim, Kütahyalıyım. Eskişehir’de Osmangazi Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi’ni okudum. Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde ihtisasımı yaptım, Acil Tıp Uzmanı olarak. 2005 yılında zorunlu hizmetle Erzurum’a geldim. 11 yıldır Erzurum’dayım. 2 yıl zorunlu hizmet yaptıktan sonra Numune Hastanesi’nde, üniversiteye geçtim. Her yıl batıya gitmeyi düşünüyorum.

FT: Neden gitmiyorsunuz?

ME: Her yıl başka sebepler oluyor. (Gülüyoruz.)

FT: Evli misiniz hocam, peki?

ME: Evliyim. Eşim matematik öğretmeni. Onla Ankara’da tanıştık. O da burada Yıldızkent’te bir okulda öğretmenlik yapıyor.

FT: Çocuğunuz var mı, hocam?

ME: Çocuğumuz yok.

FT: Acil Tıp’ı seçme nedeniniz nedir? Öğrencilerinize Acil Tıp’ı seçmelerini önerir misiniz?

ME: Şimdi, Acil Tıp için güzel şeyler söylemek isterdim. Mesela tamamen Acil Tıp istedim, bütün tercihlerim Acil Tıp’tı demek isterdim; ama son tercihim Acil Tıp’tı.

FT: İlk tercihleriniz nelerdi?

ME: İlk; Dâhiliye, Kardiyoloji…

FT: Hepsini Hacettepe’de mi yazdınız?

ME: Evet, evet. Son tercihim de Hacettepe Acil Tıp’tı. Ama memnunum.

FT: Peki neden Hacettepe’yi bu kadar çok istediniz?

ME: Eğitim İngilizce, yurtdışına açılma imkânı vardı.

FT: Asistanlık eğitimi de mi İngilizce?

ME: Çoğu dersi Türkçe ama yurtdışıyla bağlantısı vardı o yüzden tercih ettim.

FT: Hayatınıza yön veren bir kırılma noktası var mı? Varsa nedir?

ME: Hayatıma yön veren kırılma noktası, zorunlu hizmet atamasının ilk kuracılarındanım ben. Şu anki zorunlu hizmette 98 kişi giriyor acil tıp uzmanı olarak. Biz 2 kişi girdik. 3 tane tercih hakkım vardı: Muş, Diyarbakır, Erzurum. Üç il vardı, iki kişi katılıyorduk. İkimiz de birinci tercih Erzurum, ikinci tercih Diyarbakır yazmışız.  Diğer arkadaşımız şu anda Samsun’da öğretim üyesi. O Diyarbakır’ı çekti, ben Erzurum’u çektim. Kırılma noktası oydu. Ben Diyarbakır’a gitseydim acaba nasıl olurdu? Hep bu soru işareti vardır. Buraya geldim bir öğretim üyesi oldum, üniversiteye geçtim. Diyarbakır’da belki bu imkânım olmayacaktı.

FT: Öğrenciyken öğretim üyesi olmak istemiyor muydunuz?

ME: Bütün asistanlık döneminde, üniversiteden ya da bölümden bıkılıyor, öğretim üyesi olmak istenmiyor. Ama zorunlu hizmetle devlet hastanesinde çalışmaya başlayınca, düşünceler değişiyor. Bende de öyle oldu. Devlet hastanesine geçtiğimde kesinlikle öğretim üyesi olmayı düşünmüyordum. ME: Öğretim üyeliği daha rahat olduğu için mi?

ME: Daha rahat kısmı tartışılır.

FT: Devlet hastanesinin eksilerinden bahseder misiniz?

ME: Çalışma şartları daha ağır. Düzenli değil. Mesela hasta yakınları çok rahat acile girebiliyor. Belki, siyaset biraz daha işin içinde denilebilir ve araştırma yapma imkânı yok.

FT: Akademisyenliği seçerken, doktor olarak işin içinde olmayı bırakmıyor musunuz?

ME: Tabi, evet. Hastayla iç içe olmayı bırakıyorsun. Daha arka plandasın. Eğitime biraz daha önem veriliyor ve teorik bilgi ağır basıyor.

FT: Akademisyen olurken, işin öğretici kısmına geçiyorsunuz. Bunun için “Nasıl eğitim verilir?” tarzında bir eğitim alıyor musunuz?

ME: Her üniversitede böyle bir imkân yok. Bizde tıp eğitimi bölümü öğretim üyelerine gerekli eğitimi verdi.

FT: Sizce hangi karaktere sahip öğrenciler öğretim üyeliğini seçmeli?

ME: Her karakterden öğretim üyesi olması lazım. Bir öğretim üyesinin teorik bilgisi daha ağır basıyordur, diğerinin pratik bilgisi. Herkes farklı şekilde katkı sağlar. Bir öğretim üyesinin insan ilişkileri daha iyidir, bu şekilde asistanlara katkı sağlar. Her karakterden öğretim üyesine ihtiyacı var Türkiye’nin.

FT: İlk hastanızı kaybettiğinizde ne hissettiniz?

ME: Pratisyen hekim olarak atamam yapıldı. Bartın’da Arıt diye bir ilçe. Onu da kendim seçmiştim. Açtım Türkiye haritasını. Baktım Arıt diye bir ilçe var. Denize de yakında, buradan hemen denize iniliyordur dedim. Sonra öğrendim ki, Küre Dağlarında son nokta. Denizle arasında bir dağ var. Amasra’ya yakın. 2-2.5 saatte denize ulaşma imkânı vardı ama tabi beklediğim gibi çıkmadı. Oraya ilk bavulumla gittim. Burada sağlık ocağında hasta bakacaksın dediler. Bana 17 köy bağlıydı. Akşam biz astsubay bir arkadaş vardı, onlar oturuyorduk. Bir hasta yakını geldi: “ Ağır bir hastamız var, sizi alıp götüreceğiz.” Bindik arabaya, yaklaşık 1-1.5 saat yol sürdü.

FT: Bölüyorum ama yeni mezun musunuz?

ME: Evet, evet yeni mezunum. Daha sütur atmasını bile bilmiyorum.

FT: Gittik, yaşlı bir teyze. Son nefesini verdi, verecek. O durumda. Etrafına bütün köy toplanmış. Odanın içine dolmuş.

FT: Hocam, sanki çok eski zamanlardan bahsediyorsunuz?

ME: 16 yıl önceden bahsediyoruz. Tam 200 yılı. Okuyorlar, ağlayanlar var. Hepsini dışarı çıkardım. CPR’a başladım. Ama ben CPR yapıyorum, 5-10 dk sonra yorulmaya başladım. Bana nefes verecek biri lazım. Anlattım, hasta yakınları yapmak istemedi. Astsubay vardı, astsubayla birlikte bir yarım saat kadar CPR yaptık ama yararı olmadı. O zaman çok moralim bozulmuştu. İlk gün, ilk CPR. İlk kez de o zaman para teklif ettiler bana, hiç alışık olmadığım bir şey. Tabi ki kabul etmedim. Ondan sonra, TUS’u yazarken de bunu düşündüm. Parayla ilişkisi olmayan bir bölüm olarak Acil’i yazdım. Bir nedeni de bu olabilir.

FT: Peki, bu olay sizi çok sarstı mı?

ME: Eh, şu an hatırladığıma göre, aradan on altı yıl geçmiş, arada bin tane hasta ölmüş, dönmüş.

FT: Zamanla alışıyor musunuz peki?

ME: Tabi, artık duygusuzlaşma değil de duyguları körleşmesi diyelim. Sıradan hale geliyor.

mücahit 1.png

 

FT: Acilde yaşadığınız en ekstrem vaka neydi?

ME: Geçen haftaki olay beni sarstı biraz. Resütasyona boğazı kesik bir vaka getirdiler. Enseden elmacık kemiğine kadar.

FT: Neden kesilmiş?

ME: Bizim buradaki acilde çalışan güvenlik personelimizin kocası. Acilde çalışan sağlık güvenlik personelimiz bayan. Onu öldürmüş, boğazını keserek. Kalbinden de bıçaklamış. Sonra da kendini kesmiş. Birkaç defa kesmeye çalışmış. Bir yandan da güvenlik personel, eşinin arkadaşları hastayı linç etmeye çalışıyor. Boşanmak üzerelermiş, iki tane çocukları var. Onlar da ortada kaldı.

FT: Hocam geçenlerde haberlerde, Kayseri’de yaşanan üvey anne olayı…

ME: Ben hiç haber seyretmiyorum. İki şeyi asla yapmam. Haber ve dizi seyretmiyorum.

FT: Orada çocuğun dayak yediğini doktor tespit ediyordu.

ME: Buna child abuse deniliyor. Bunun daha nadir görüleni geriatric abuse var. Çocuklar ile ilgili olanında, tabi eski bakanın da çocuk doktoru olmasının etkisi var, daha fazla bilinçleniliyor. Bununla ilgili, acil çalışanlarına eğitim veriliyor. Bazı durumlarda bundan şüphelenilmesi gerektiği anlatılıyor. Mesela sigara yanığı, ütü yanığı, beyin kanamaları, bu gibi durumlarda şüpheleniyoruz. Ama Amerika’da Avrupa’da bin vaka yakalanıyorsa bu Türkiye’de bir.

FT: Peki, hocam çocuğun istismara uğradığı fark edilince ne yapılıyor?

ME: Yeni yeni Sağlık Bakanlığı bu gibi durumlar için ekip kurmaya başladı. Bir alarm veriyoruz. Adli tıpçı, ortopedist, polisler işin içine giriyor bir ekip oluşturuluyor, bu ekibin her ilde olması lazım, ve araştırmaya başlıyorlar. Daha garibi yetişkinde geriatric abuse diye bir şey var. Dünyada çok az tanınıyor. Şimdiye kadar 50 vaka dünyada ya vardır ya yoktur. Yaşlıyı çok hızlı sarsma sonrası beyin kanaması gelişiyor. Göz dibinde kanama, subaraknoid ya da subdural kanamanın olması beyinde, çocuk ya da yaşlı istismarını gösteriyor.

FT: Kadına şiddet vakaları da çok var.

ME: Evet, biz daha yeni yaşadık. Bize bu şekilde direkt gelen bayan çok az. Hacettepe’de daha fazlaydı. Boşanma aşamasındayken rapor almaya geliyorlar. Bence, Erzurum’daki ev hanımlarının çok büyük bir kısmı saklıyor, banyoda düştüm diyor, buza bastım diyor. Farklı anemnez veriyor. Yapabileceğimiz çok bir şey yok. Eğer belirtirse adli vaka yapıyoruz.

FT: Hocam acile farklı dallardan uzmanları çağırdığınız oluyor mu? Mesela büyük bir yanıkta, cildiyeden bir uzman acile gelip müdahale ediyor mu?

ME: Hayır, biz müdahale ediyoruz. Bir hastanın en kötü durumu ne olabilir? Kalp durması, solunum durması. Şöyle diyim, bazı servislerden bizi arıyorlar bu işler için. Biz çağırmıyoruz. Ama şunu sorabilirsiniz. Kalp durması durumunda, açık kalp masajı yapılır mı? Evet yapılır. Acil dizilerinde olan, toraksı makasla ayırıp kalbi eline alıp masaj yapma, çok nadir bir durum.

FT: Hiç yaptınız mı?

ME: Hayır, hiç yapmadım.

FT: Hangi durumlarda yapılır?

ME: Delici kesici alet yaralanması, silah yaralanması. Acile gelirken arrest olmuş ya da acilde arrest olmuş hastalarda.

FT: Hocam, hukuki sorumluluktan bahseder misiniz? Tıp Öğrencilerinin müdahale etme hakkı var mı?

ME: Tabi, dışarda kimse sizin tıp öğrencisi olduğunuzu bilmiyor.

FT: Hocam, mesela uçaklarda bilet alırken ben ön ek olarak “doktor”u seçiyorum, bir şey olursa müdahale ederim, havalı olur.

ME: Hiç başına geldi mi?

FT: Hayır. (Gülüyoruz.) Sizin başınıza geldi mi, hocam?

ME: Tabi, biz zaman zaman kongrelere gittiğimiz için toplu gidiyoruz. Bazen uçağın üçte biri doktor oluyor. Dikkat ediyorum, klinisyen olmayanlar hiç doktorum demiyor. Mesela damar yolu açılması gerekiyor, adam en son 20 yıl önce damar yolu açmış, haklı. CPR’ı unutmuş, yapmamış senelerdir. Acilciler avantajlı. Ben birkaç defa damar yolu açtım uçakta.

FT: İnşallah ben de açarım hocam.

ME: Bir tek getirisi oluyor, fazladan tabldot veriyorlar o kadar. (Gülüyoruz.)

FT: İngilizcenizi neye borçlusunuz? Biz İngilizce Tıp okuduğumuz için, dersinize de girdik. You were the best.

ME: Lisede İngilizce eğitim aldık. Bizim şansımız Kütahya Ali Güral Lisesi yeni kurulmuştu. Biz ilk mezunlardandık. Bütün hocalarımız yurtdışında eğitim alıp geldi. İlkokulu bitirdikten sonra başlayıp 7 yıl eğitim gördük. Hocalarımız şöyleydi: Kütahya’da dolmuşta rastladığımızda para uzattığımızda İngilizce konuşurdu. Bir hocam vardı: Yavuz Tekşan, rahmetli olmuştur, Allah rahmet etsin. Hiç Türkçe konuştuğunu görmedim 7 yıl boyunca. Bir tek dövmek için bazılarını dışarı çıkarırdı, o zaman Türkçe konuştuğunu iddia ederlerdi, ben hiç görmedim.

FT: Hocam İngilizce Tıp’ta genel bir lakap var sizin için. Yerli Dr. House diyorlar.

ME: Öyle mi? Ama benim hastalara tanı koyduğumu görmediniz ki.

FT: Soru şu hocam, siz de Dr. House’a benzediğinizi düşünüyor musunuz?

ME: En az onun kadar aksiyimdir. Benzetmeniz bana gurur verdi ama asistanlarımıza sorun, onlar daha iyi cevap verir.

FT: En çok üzüldüğünüz ve sevindiğiniz an?

ME: Aziziye’den buraya yeni gelmiştik. Bir hasta geldi arrest. Biz müdahale ettik, defibrile ettik, CPR uyguladık. Sonra hasta döndü. Neden arrest olduğu belli değil. Ben anjiyo yapmayı teklif ettim. Neden arrest olduğu belli olmadığı için MI’dır diye düşündüm. Aradım anjiyografi laboratuvarını. Genelde ayak diriyorlar bize. Ondan sonra bizde kalıyorlar, yatıramıyoruz diyorlar. Ben dedim ki siz bakın sonra bana getirin, ben yatış işlemleriyle ilgileneceğim. Hasta gitti, hakikaten MI çıktı. Geldi bana hasta. Sonra ben anesteziye yatırdım o hastayı. Sonra ben bir ay sonra yine nöbetçiydim. Biri geldi, “Hocam sizinle görüşmek istiyoruz.” Dedi. Ben tanımadım bu hastayı. Sonra bu hastaymış. İki hafta sonra taburcu olmuş ve yaşamış. Genelde hastaların akıbetini bilmiyoruz. Bu olay beni mutlu etti.

FT: Peki, en üzüldüğünüz?

ME: İnsan en fazla, çocuk ve genç arrestlerde üzülüyor. Yaşlılarda biraz daha körelmişiz. Çocuk ve gençleri atlatmak zor.

FT: Acilde çalıştıktan sonra, akademisyenlik, makaleler, toplantılar sıkıcı gelmiyor mu?

ME: Benim en sevdiğim alan onlar.

FT: Hiç öyle görünmüyorsunuz, daha maceraperest görünüyorsunuz.

ME: Asistanlarıma soracaksınız.

FT: Çalışmalarınızdan bahsetmek ister misiniz?

ME: Onları da asistanlarıma soracaksınız.

FT: Hocam yurtdışına gitmedim dediniz ama ben sizin Kenya’ya gittiğinizi biliyorum.

ME: Her yere gittim. İlk yurtdışına çıkmam Amerika’ydı. 10’un üzerinde ülke gezdim. Safariye de Kenya’ya gittim.

FT: Yurtdışında çalışmayı düşündünüz mü?

ME: Daha gençken olsaydı kesinlikle düşünürdüm.

FT: USMLE?

ME: Kesinlikle birinci ve ikinci basamağı Tıp Fakültesi’ni bitirmeden halletmenizi tavsiye ederim. USMLE’ye hazırlanırken TUS’a da hazırlanıyorsun. O nedenle avantajlı. Bir avantajı daha var. USMLE’yi geçmek zor ama İngiltere’de benzeri bir sınav var onu geçmek kolay.

FT: Siz girdiniz mi hocam?

ME: Hayır, girmedim. Ama Hacettepe’de o nosyonu aldık. Kesinlikle hepinize öneriyorum. Bir ekip olarak çalışmak gerek. Benim önerim, İngilizce Tıp soruları USMLE sorularından sorulsun ve öğrenciler İstanbul’a sınava götürülsün. Yurtdışında eğitim düşünüyorsanız, preklinik düşüneceksiniz. Histoloji, Farmakoloji, Patoloji, klinikte de Radyoloji. Mesela acilci olarak ben gidip Amerika’da pratisyen hekim olsam, uzman olarak hastaya dokunmam yasak uzmanlık sınavını geçmezsem. Klinik bölümleri tercih ederseniz yurtdışında zor.

FT: İngilizce Tıp hakkında düşünceleriniz nelerdir? Varlığı, misyonu gidişatı vb konularda.

M.E: İngilizce Tıp’ın eksiği çok tabi canım, yani daha çekirdek bir kadro lazım her bölüme İngilizce tıpa iyi ders anlatmasına yönelik öğretim üyesi alınması lazım en öncelikli. Şuanda en azından her bölümde bir kişi yeter. Bunların sürekli bir araya gelmesi gerekir. İngilizce Tıpın normalde dekanlığı bile farklı diğer fakültelerde bizde de aynı olması lazım. Dekanlığı ayrılacak ondan sonra bu öğretim üyeleri sürekli bir araya gelip çekirdek eğitim müfredatını yenilemeleri lazım İngilizce tıp müfredatına yönelik ve kesinlikle yurtdışı sınavlara hazırlamaları lazım öğrencileri yani mesela USMLE kitapları olacak diyeceğiz ki sadece buradan sorulacak sorular.

mücahit 2

 

FT: Şuan çok başarılı bir hekimsiniz ama öğrenciyken kendinizi hekim olmak için eksik hissediyor muydunuz? Şuan birçok tıp öğrencisi böyle düşünüyor kendi hakkında, ne söylemek istersiniz. Örneğin Bartın’a yeni mezun olup gittiğinizde tedirgin değil miydiniz?

M.E: .Hissettim evet. Yani ben başarılı bir öğrenci değildim her şeyden önce. Tedirgindim tabi.

FT : Öğrencilik hayatınız nasıldı? Hiç kaldınız mı?

M.E: Öğrencilik hayatım gezme tozma ile geçti ( Gülerek ) . Eskişehir çok güzel bir yer her öğrencinin orada bir miktar yaşaması gerekir diye düşünüyorum. Üçüncü sınıfta iki bütünlemem vardı hiç kalmadım ama çok da başarılı olmadım dereceye filan da girmedim hiç.Bir şeyim vardı öğrenciyken Textbook okumaya özen gösterirdim. Hiç not okumadım o nedenle zar zor geçerdim ben ama anlardım konuları. Textbook okumayı tavsiye ediyorum, yıllar geçse de unutulmuyor bilgiler

FT: Textbookları Türkçe mi okudunuz İngilizce mi?

M.E: Türkçe okurdum.

FT : Hekim-hekim evliğine nasıl bakıyorsunuz?

M.E: Hekim-hekim evliliğine nasıl bakıyorum? Denemediğim için bilemiyorum ( Gülerek). Bence en zor evliliklerden biri hekim hekim evliliği ama böyle evlenenler çok var mecburen. Ben memnunum şuanki halimden hayatımdan gayet memnunum zaten beni tanıyan akrabalarım işte teyzelerim falan diyor ki sen evlendikten sonra değiştin hakikaten evlenene kadar ben sıradan bir insandım ama evlendikten sonra işime daha çok bağlandım daha başarılı oldum

FT: Ne zaman evlendiniz?

M.E: Asistanken Ankara’da evlendik

F.T: Kaç yaşında evlendiniz hocam?

M.E Iıı 13 yıl geçnişte işte. Ben yani hiç evlilik tarihimizi filan bilmem 28 yaşımda filan evlendim asistanlığımın üçüncü yılıydı 40 yaşındayım şuan.

F.T : Göstermiyorsunuz  sportifiliğin de etkisiyle

M.E : Öyle mi teşekkür ederim.Spor var ama göbek de var ( Gülerek)

F.T : Peki hocam bu sportif vücudunuzu neye borçlusunuz.

M.E: Göbek var ya 100 kilonun üzerindeyim ne sportifliği. Eskiden daha sportiftik buraya ilk başladığımda Numune Hastanesine adli tıpta bir doktor arkadaşım vardı Dr. Özgür Bey bodye başlamıştım beni teşvik etti birlikte ağır kış gecelerinde yapacak bir iş olmayınca gittik body yaptık birkaç yıl oradan zaten ilk sporla tanıştım ondan sonra da Samet hocamla birlikte uzun yıllar halısaha maçları yaptık ( Gülerek ) Şimdi takımın hepsi sakatlandı bir hoca girdi maça hepsini hafta hafta ay ay sakatladı ( Gülerek )

FT: Peki diğer hobileriniz nelerdir?

M.E: Pek tasvip etmezler bu hobimi de okumayı severim ama tıpla ilgili şeyler okurum. Farmakolojide doktora yapıyorum o bitmek üzere daha da başka doktora yapmak istiyorum.

FT: Farmakoloji uzmanı olacaksınız yani? Başka hangi dallarda doktora yapmayı istiyıorsunuz?

M.E: Evet. Yani bir Farmakolog kadar olamayız ama. Biyokimya istiyorum ucundan başladık denilebilir ama zor gidiyor çok zor gidiyor. Biyoistatistik, belki fizyoloji ölene kadar devam.

FT En sevdiğiniz kitap, müzik ve film?

M.E En sevdiğim kitap GUYTON,First Aid ( Gülerek ) En sevdiğim kitaplar Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ ‘Anna Karenina’  severim yani Rus eserlerini Rus klasiklerini özellikle Tolstoy’u severim. Gençliğimde daha çok okurdum. Müzikte klasik müzik dinlerim sadece hiç tartışmam. Mozart beni yorar severim ama böyle yani onu da TUSa çalışırken sözlü müzik dinleyememe borçluyum işte Tıp Fakültesinde başladım daha doğrusu üçte dörtte.

FT: Klasik müzik de biraz uyutmuyor mu hocam?

M.E: Yo çok güzel dozu ayarlarsan. Uyutanları da var da. 20 yıldır klasik müzik dinliyorum ama öyle yani bu şudur bu Bacht’tır bu Mozart’tır filan diyemem.

FT: Herhangi bir enstrüman çalabiliyor musunuz?

M.E: Çalamıyorum. Vaktim olmadı ama isterdim çok.

FT: Film peki?

M.E: En hoşlandığım Lord of The Rings serisi var ona bayılıyorum. Hanım biraz hanımın zevki böyle olağanüstü ütopik filmlerden çok hoşlanır onu takip ediyorum

FT: Sinemaya tiyatroya sık sık gidiyor musunuz?

M.E: Evde seyrediyoruz evde Apple Tv’den kaliteli HD filmler izliyoruz. Kaliteli oluyorlar ama üç dört saat sürüyor 20 Gb filan bir film onu indirip onu seyrediyoruz. Sinemaya gitmeyi sevmeyiz ama asistanlarımızla sosyal aktivitelere bayılırım mesela iki gün önce dağa çıktık Ejder’e bu ağacın önünde buluşup

FT: Kamp mı yaptınız hocam?

M.E: Yani yürüyüşe çıkıyoruz orada da bir ekip tabi etleri hazırlamış bizi bekliyor onun haricinde şeye gideriz İspir’e veya dağ gezileri yaparız. Haftada bir futbola başladık haftada bir voleybol var haftada bir basketbolumuz var. Asistanlar burada .burn out olduğu için onları dinlendirme adına sosyal faaliyetlere önem veriyoruz. Asistanlarla özellikle yazın çok sık sosyal faaliyete gideriz pikniğe gideriz sosyal faaliyetimiz çok fazla bizim diğer kliniklere göre.

FT: Hocam peki yurtdışı maceralarınız? Safariye filan gittiğinizi biliyoruz

M.E: Yani işte adrenalin yetmeyince artık insan kendine hobi arıyor. Su aygırlarını görmeye gittik ( Gülerek ) Kenya’da Masai Mara’da bir gece kaldık vahşi yaşamla iç içe ondan sonra timsahlar filan evet. Ondan sonra Burindi’ye geçtik. Dünyanın en kaliteli kahvesini denedik orada. Orada yetiştiriliyor organik tamamen Burindi dünyanın en fakir ülkesi aynı zamanda tam Afrika kıtasının merkezinde Kongo’ya komşu ve dünyanın en derin göllerinde bir tanesi orada. Hem Kenya Masai Mara’da safari yaptık ondan sonra da okyanus safarisine gittik Mombasa’ya okyanus kenarında bir şehir o da muhteşemdi böyle denizin dibine bakıp yüzlerce farklı cins balığı aynı anda görebiliyorsun orayı zaten gördükten sonra benim bakış açım değişti eskiden belgesel hayranıydım şimdi seyredemiyorum Afrika belgesellerini onlarla iç içe kaldığım için mesela yani daha ayrıntılı görünce belgesel aynı tadı vermiyor öyle diyebilirim.

FT: Eşinizle mi gittiniz?

M.E: Yok erkeklerden oluşan bir grup ( Gülerek ) kopuk bir ekip bizde de var öyle birkaç deli öğretim üyesi onlarla yurtdışı maceralara katılıyorum. Mesela Celalettin Hoca var onunla mutlaka röportaj yapın o farklı bir adam Güzel Sanatlar’ın hocası yirmi otuzdan fazla ülkeye gitmiş Türkiye’de görürseniz tabi röportaj yapmanız lazım. Türkiye’de pek bulunmuyor şuanda Uzak Doğu’yu gezecekti

FT: Türk tıbbının gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz?

M.E: Türk tıbbına çağ atlatacak şey 5 yılda bir uzmanlık sınavlarının tekrarlanması Amerika gibi yeterlilik sınavları olmalı hem sözlü hem yazılı.

FT: En büyük hayaliniz nedir gerçekleştirdiniz mi?

M.E: (Uzun süre düşünerek) Bilmem gerçekleşti herhalde ki hiç aklıma bir şey gelmiyor. Bu aralar ise en büyük hayalim bir tane acil tıp kitabı yazmak.

FT: Daha önce hiç kitap filan yazdınız mı hocam?

M.E: Evet.

FT: Bahseder misiniz?

M.E: Hayır. ( Gülerek)

FT: Akademik bir yazı mıydı edebi mi?

M.E: Bilimsel araştırmaları içeren makalelerdi. Benimkiler daha çok bilimsel yazılar. Sosyal hayatımda bir şeyler yazmak istesem komik şeyler yazmak isterdim. Köşe yazıları gibi insanları eğlendiren şeyler yazmak isterim ama tabi bilimsel hayatta en iyi bildiğim şeyi yazmak isterim Acil’i yani kasvetli şeyler okumayı da sevmem yazmayı da sevmem

FT: Yine olsa yine tıp tercih eder miydiniz?

M.E: Ederdim ama öğretim üyesi olmayı ön plana alarak tercih ederdim o bana daha çok uygun.

FT: Ama hocam diğer bölümlerde deöğretim üyesi olabilirdinizi temel tıpta da.

M.E: Evet temel tıpta olabilirdim zaten tüm doktoralarım temel tıpa yönelik.

FT: İntörnlerin genelinde gördüğünüz en büyük eksiklik nedir acil adına?

M.E: İntörnler çok özverili çalışıyorlar. İntörnler için demeyeyim de. Çok acil bir tempoda çalışıyorlar özellikle acilde doktor olduklarını hissettiklerini her zaman belirtiyorlar. En büyük gördüğüm eksiklik intörnler için değil başka stajların böyle olmadığını ifade ediyorlar aynı zevki almadıklarını ben buna şaşırıyorum onlarda da bir şekilde farklı manipülasyonlarla aynı veya benzer eğitim verilmeli. Zaten biz intörn öğrencilerimize burada ders anlatıyoruz.

FT: Nöbet tuttuğunuz bir gününüzü anlatır mısınız?

M.E: Bana nadiren hasta danışıyorlar çünkü asistan arkadaşlar oluyor son yılında olan bir asistanımız var mesela bana danışacağı fazla bir hasta olmuyor vizitlere çıkıyorum ya da şöyle oluyor bir hasta birkaç bölüme danışmışlar ama hiçbirine yatıramamışlar kabul olunmamış o zaman ben devreye giriyorum ben de ikili ilişkilerle hastayı yatırıyorum hemen ama bazen de tuvalete gidemediğim anlar oluyor acilde. Makale ve bilimsel araştırmalarla uğraşıyoruz farklı bölümlerden farklı hocalar geliyor istatistikerini tutma konusunda yardımcı oluyoruz. İstatistik de çok bilen yok üniversitede tıkandığım yerlerde Zekeriya ( Aktürk) hocaya başvuruyordum o da gitti. Yani daha çok hep bilimsel araştırmayla geçiyor vaktim. Bazen oluyor ki yedi tane bilimsel araştırmayla aynı gün ilgileniyoruz, mesela biri gidiyor biri geliyor o şekilde.

FT: İmpact faktörü en yüksek olan yayınınız nedir mesela?

M.E: Bizde en yüksek Annals of Emergency Medicine var. İmpact faktörü 4.5 onun benim şu ana kadar yayınladığım 4 impact faktörlü iki tane makale var. İntihar vakaların intihara teşebbüs edip de bizim acile gelmiş hastalarda kan lipid proteini çalışmıştık. LDL kolesterol HDL kolesterol ve bunları 5 yıl boyunca taburcu ettikten sonra takip ettik sonra gördük ki HDL kolesterolü düşük olanlar ilk bir yıl içinde intiharı tekrarlama girişimleri çok yüksek. Bunu kolesterol metobolizmasının nöropsikiatrik bulgularla ilişkisi olduğuna bağlayabiliriz. Makalede tabi daha detaylı inceledim bunu.

Türkiye’de yaklaşık 500 tane acil uzmanı var. Şuanda yayında birinci Özgür hoca var, Özgür Karcıoğlu onun özelliği ilk acil uzmanı olması Türkiye’deki ilk acil uzmanı 167 yayını var onun ikinci sırada Trabzon’da bir hocamız var o benden bir yaş filan büyük ve zorunlu hizmet de yapmadı avantajı o iki sene fazladan üniversitede çalıştı. Süleyman Türedi hoca üçüncü olarak yayın bazında şimdilik ben görünüyorum benim de 100’ü buldu yayınlarım işte onlarla yarışıyorum ben şu anda.

FT: Hocam peki yurtdışından bağlantılarınız var mı?

M.E: Amerika’da İngilizce eğitimine gittiğimde aynı zamanda observer ( *gözlemleyici) olarak çalıştım Boston Üniversitesinde yani İngilizce eğitimi görmediğim zamanlar akşamları filan hastaneye gittim hastanede çalıştım oradan bağlantım var şimdi Yale Üniversitesi’nde oranın hocası. Finlandiya’ya gittim Finlandiya’da acil tıp hekimleri derneği başkanı bir kardiyolog Erasmus ile orada bir hafta ders anlattım o hocayla da İtalya’da geçen yıl tekrar karşılaştık iki yıl önce gitmiştim Finlandiya’ya onlarla bağlantım var işte Hindistan’a gittik bu sene Hindistan acil tıp derneği başkanı davet etti acil tıp uzmanları derneği olarak başkan ve iki kişi daha gittik toplam üç kişi olarak. Bu ve benzerleri bağlantılarım var.

Buranın Acil tıp ana bilim dalınını önemi şu anda klinikler içinde yetiştirdiğimiz uzmanlar en üst düzey bilimsel çalışmayla mezun oluyorlar. Bizim üniversitede genelde uzmanlar iki tane yayın yapıyorlar biri yurtiçine biri yurtdışına olmak üzere. Bizde ise şuanda en son Kenan uzman oldu onun mesela 10 tane yayını vardı.

FT: Erzurum’da acilde en sık karşılaştığınız vakalar nelerdir? Serumcular hariç.

M.E: Yani mevsimine göre değişiyor kış aylarında astım ve koah hastaları çok sık geliyor mevsim değişikleri olduğu vakit ishal vakaları artıyor üst solunum yolu enfeksiyonları artıyor. Yazın Kırım-Kongo mesela çok görüyoruz. Aylara göre değişiyor diyebiliriz. Kışın keza korbonmonoksit zehirlenmeleri çok fazla bizim bölgemizin özelliği olarak da Türkiye’de en fazla karbonmonoksit zehirlenmesi hastası alan hastane burası. O nedenle acilin içinde hiperbarik ünitesi olan tek acil servis burası Tüm Türkiye’de ve yine bu nedenle karbonmonoksit zehirlenmesini en iyi bilen yeriz. Bu konuyla ilgili en fazla yayın da bizde var.

FT: Acilde çalışırken bir intörnün hocanın ve asistanın görevleri nelerdir?

M.E: Şimdi intörn arkadaşların acili sevdiği nokta ilk olarak hastaya onların bakıyor olması. Acilde ilk hastayla karşılaşan sağlık personeli o yani paramedikten sonra hastayı muayene ediyor anemnenizi alıyor biz tetkikler konusunda da intörnleri biraz esnek bırakabiliyor birine danışmadan tetkik isteyebiliyor belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra. Tanıyı koymaya çalışıyor tanıyı koyarsa veya koyamadı hemen asistan arkadaştan yardım alıyor asistan arkadaş yardımcı olamaya çalışıyor asistan arkadaşların yeterli olmadığı durumlarda da biz devreye giriyoruz. Bizim bir devreye girdiğimiz nokta daha var burada  1500 tane öğretim üyesi var yakınlarını da hesaba katarsak 4500-500 kişilik bir nüfus var üniversite personeli olarak bunlardan biri mesela bizim acil servisimize geliyor biz genelde direkt hocalar olarak bir muhatap oluyoruz hoca ve hoca yakınlarıyla

FT: Arkadaş çevrenizden bahseder misiniz?

M.E: Tabi iş yerinden oluşuyor arkadaşlarımız da buradan eşim dolayısıyla eşimin öğrenciliğinde arkadaşlar vardı onlarda bu sene Ankara’ya gittiler onlarla çok sık bir araya geliyorduk yemeklerde filan şimdi o imkanımız yok. Aslında biraz yalnızlaştım çünkü çevremdeki herkes Erzurum’u terk ediyor. Bu da sıranın bize geldiğini gösteriyor galiba. Biz de bir gün gideceğiz . Bizim üniversitede hızlı bir döngü var bu da dinamizm var mesela sürekli yaşlı hocalar buradan emekli olsa burası katlanılmaz bir yer olur

Bilimsel rekabet ve başarı için şöyle bir kıstas vardır mesela uzman olduğun yerde öğretim üyesi olamazsın Türkiye’ye bu da getirilmeli. Ben mesela Hacettepe’de uzman oldum ama burada öğretim görevlisi oldum bu da kan değişimini sağlıyor hep aynı nosyon değil yani. Bir de şöyle bir şey var ben Hacetttepe’de beni asistanlığımdan yorgunluktan bir yere sızıp kalmış biri olarak hatırlayacaklar öğretim üyeliği farklı bir şey buraya gelince yenileniyorsun burada mesela benim 10 yılım geçti aslında bir üniversitede 5 yıldan fazla kalmamalı kan değişimi için.

Burada rekabet tamamen kendini yetiştirmekle ilgili hem Hacattepe’yi hem de Atatürk Üniversitesini görmüş birisi olarak fark ne diye sorarsanız şunu söyleyebilirim arkadaş ortamı ve rekabet. Orada öyle bir nosyon var öyle bir nosyon yetişmiş herkes çalışıyor herkes yurtdışını amaçlıyor yani burada da aynı şeyler oluşturalabilir yani insanımız aynı değişen bir şey yok .

FT: Halısaha takımınızdan bahseder misiniz?

M.E: Halısaha takımını Samet hocaya sorun.  (Gülerek)

FT: O da size sormamızı söylüyor.

M.E: Samet hoca harika bir defans oyuncusu çok keyifli bir insan.

FT: Siz de çok iyi bir kaleciymişsiniz hocam.

M.E: Yok orada yalan söylemiş. (Gülerek)

FT: Peki hocam hasta yakınlarına kayıp haber verme konusunda bizlere söyleyecekleriniz var mı?

M.E: Şuanda bir kitap bölümü yazıyorum bununla ilgili daha araştırma safhasındayım ama zor bir şey tabi ve bunun eğitimi yok mesela Türkiye’de ilk olarak acil servislerde başladı bizde de yavaş yavaş müfredata girecek. Empati kurma işidir bu. Nabız yoklama ve biraz da tecrübeli olmayı da ilgilendiriyor. Hep en zor haberler acil servislerde verilir neden çünkü mesela eşini sabahleyin uğurlamış bir kadın her şey rutin bir şekilde giderken adam trafik kazasında ölüyor veya işte son nefesini acil serviste veriyor bu haberi sen nasıl vereceksin eşine ve hasta yakınları da bu şeyi almak istemiyor en yakınları babası annesi diyor sen ver bu haberi eşine. O yüzden bu alıştırma meselesi biz mesela önce ne yaparız hastaya ölüm kararı bile vermiş olsak hasta yakınlarına işte kalbi durdu şuanda şu bulguları var kalp masajı yapmaya başladık diyoruz 10-15 dakika hazırlıyoruz ondan sonra kademe kademe veriyoruz bu haberi. Haberi kıdemli asistan yada hoca veriyor genelde

FT: Hekime şiddet ile ilgili anılarınız var mı?

M.E: Şu anda onunla ilgili de bir kitap bölümü yazıyorum ( Gülerek) .Acilde şiddet yani her türlü olay olur acil servislerde art niyetli insanlar da oluyor özellikle psikiatri hastalarının şiddet eğilimi var işte polis nezaretinde getirilmiş hastalar, antisosyal kişilik bozuklukları bunlardan korkuyoruz biz. Her an tehlike olabilir kaçmak isteyebilir seni tutsak olabilir her şey olabilir. Ben 16 yılda hiç fiziksel bir şiddet yaşamadım çok şükür bunda tecrübenin de etkisi Allah da korudu tabi bizleri öyle diyelim. Bu da tecrübeyle öğreniliyor bunun da eğitimi verilmeli

FT:  Tıp öğrencileri kim ne kadar alıyor merak ediyor da hocam biz de size bir soralım dedik?

M.E: Acil tıp doyurucu diğer kliniklere göre maddiyet olarak doyurucu asistan maaşı da doyurucu diğer bölümlere göre yoğun bakım ve nöbet farkı var.

FT: Acildeki bir asistan ve uzman ne kadar nöbet tutuyor?

M.E: İlk yılındaki bir asistan 22 gün 12 saatlik nöbet tutar ben mesela 6 nöbetim var sabah 8 gece 12 gerekirse sabaha kadar da ararlar beni.

FT: Peki hocam size sorulmasını istediğiniz bir soru var mı?

M.E: Benimle alakalı asistanlara sorun beni ve ne söylüyorlarsa da yazın iyiyi de kötüyü de o beni daha çok mutlu eder

FT: Pekala hocam, son olarak bunu okuyan öğrencilerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı?

M.E: Arkadaşlar sınıfınızın bölümünüz önemli değil, sahip çıkın bölümünüze sonuna kadar çalışın ve zevk alın önemli olan budur.

FT: Çok teşekkür ederiz hocam

M.E: Ben teşekkür ederim.

Asistan Görüşleri

FT: Mücahit hocayı nasıl tanıyorsunuz?

Asistan 1: Mücahit hocayı çok seviyoruz. En deneyimli hocalarımızdan bir tanesidir.

FT: Sinirli midir biraz?

Asistan 1: Biraz sağı solu belli olmuyor pek 😀 İsim kullanmamanız kaydıyla söylüyorum 😀 İş konusunda titizdir. Malum acilin de doğası gereği insan hayatıyla çok birebir olduğumuz için ya da o ipin kopma noktasında olduğumuz için çok daha fazla titizlenir bu konuda çünkü iki gün sonra bakarız diyebileceğimiz bir mevzu değil. Her şey daha hızlı daha çabuk olması gerektiğinden hocamız da bayağı titizlenir. En fazla dikkat isteyen hocadır.

FT: Hata yapmanıza çok kızıyor mu?

Asistan 1: Hata yapmamıza genellikle çok izin vermiyor. Eğitimlerimiz oluyor çünkü bizim Salı ve Perşembe günleri. Hata yaptığımızda genelde hata yapandan değil de kıdemli asistandan çıkıyor acısı neden sahip çıkmıyorsun, kontrol sizde olsun diye. Zaten kendisi nöbetçi olduğunda da sürekli girer çıkar servise, hasta kontrolü yapar, iş nasıl gidiyor, gidişatta süreçte bir problem var mı diye. Yani kontrollüdür de, dikkatinin yanında kontrollü de bir insan.

FT: Dr. House’a benzetiyor musunuz?

Asistan 1: Hocaların içerisinde en yakın olanı.

FT: Acil asistanı olarak şiddet olayları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce sorun nerde? Anınız var mı?

Asistan 1: Diğer arkadaşlarım yaşadılar benim de sözlü sıkıntım oldu. Bizim büyük problemimiz daha çok hasta yakınlarıyla alakalı. Hastalar genelde sorun çıkarmıyorlar. Hasta yakınları genelde anksiyöz oluyor. Bir çıkarım yapmak gerekirse hasta yakını populasyonunu kapının ötesinde bırakarak hastaları hasta bakıcı içeriye alır, işlerini halleder şeklinde olursa tamamen çözülebilir bir durum. Bir de bahsettiğim ince çizgide olduğumuz için hasta yakınları da ondan dolayı hassas. Anestezi, yoğun bakımın kapısındaki hasta yakınıyla buraya gelen hasta yakını bir olmuyor. Onlar bir anlamda kabullenmiş oluyorlar. Bizimkiler ani başlamış bir mevzu sonucunda gelmiş oluyorlar. Biz de empati yaparak çözmeye çalışıyoruz, bir şekilde çözüyoruz.

FT: Mücahit hocayı nasıl tanıyorsunuz?

Asistan 2: Çok babacan tavırlıdır. Bir abi gibi gördüm onu her zaman. Biz acilde kocaman bir aileyiz. O da bizim en büyük abimiz gibi.

FT: Biraz sinirli midir?

Asistan 2: Yok, hiç bir zaman sinirlendiğini görmedim. Ama tabii kendine ait bir otoritesi var. Böyle insanları kırmamak için bir düzene girersin ya, Mücahit Hocamız öyledir. Yani onu kırmamak, incitmemek için her zaman kurallarına uymayı tercih ederiz.

FT: Dr. House’a benzetiyor musunuz?

Asistan 2: Aslında çok mantıklı 😀 Onun daha sevimli hali gibi sanki. Daha babacan.

FT: Mücahit hocayı nasıl tanıyorsunuz, sinirli midir, otoriter midir?

Asistan 3: Yok, sinirli değildir. Sen işini yaparsan o da işini yapar. Ama cidden hocadır, öğretir. Çalıştırır, çalışır. Ama sen de işini yapacaksın.

FT: Dr. House’a benzetiyor musunuz?

Asistan 3: Bazen.

Ben nöbetten çıktım, performans bu kadar. Kısa konuşuyorum. 😀

FT: Mücahit Hocayı nasıl tanıyorsunuz?

Asistan 4: Araştırmacı, bilime çok yakın hatta bilimin içinde. Bir şeyler eksikse ya da yanlış yapılmışsa hem asistana hem hastaya ya da hasta yakınlarına -ki bunlar olmaz bizim servisimizde- olumsuz bir etkisi olmuşsa o zaman agresif olabiliyir kendisi. Ama bunlar bizim servisimizde olan şeyler değil. Dışardan gözlemlediği konularla ilgili yorumlarını ya da mimiklerini bize yansıtıyor. Bunun dışında sevecen, abi gibi, hoca gibi,  çok değerli bir insan.

FT: Dr.House’a benzetiyor musunuz?

Asistan 4: Araştırmacı kısmını evet. Ama House’taki o uçarılık kısmı hocamızda yok.

Çağlar Yıldız& Nurefşan Akcan& Eda Gül Karaca

 

 

CEVAP VER