HAPİSHANE TÜRKÜLERİ

0
253
views

Çoğumuz çocukken  “Tarkan: Gümüş Eyer” filmini izlemişizdir. Filmin ilk sahnelerinde babası, Alan Kralı Kostok tarafından öldürülen Tarkan, birinci yaşını henüz doldurmuştur. Yurdu yakılıp yıkılmış ve bunun sonucunda Tarkan Bebek yabani kurtlar tarafından büyütülmüştür. Bu vahşi ve serkeş hayata alışan kahramanımız, sürülerden koyun kaldırmakta, yöre halkını canından bezdirmektedir.
Yine açlıktan taşı toprağı kemirdiği bir gün Tarkan bir ağıla dalar ve koyunların tadına varamadan yakalanır. Bizim kurttan bozma erkek çocuğunu yakalayan halk, onu bir kafese koyup sergiler… Umarım sahne gözünüzde canlanmıştır.
Yukarıdaki örnekte olduğu gibi “hapsetmek” insanoğlunu yüzlerce yıldır kullandığı, düşmanı/avı  etkisiz hale getirme yöntemlerinden biridir. Toplumun değerlerine ters davranan, işleyişi bozan kişiler geleneklere veya hukuka göre bir yargı sisteminin elinden geçirilerek mahkum edilirler. Ben de bu yazıda bu mahkumların hislerini söze döktüğü birkaç türküden bahsedeceğim.

1. MAHSUS MAHAL (RUHİ SU)

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=ekm4H71GNYI]

Günümüzde bir çok toplum birbirinden değişik hapishane sistemlerini kullanıyor. Açık, kapalı, yarı-açık…
Mahsus mahal dediğimiz ise genellikle otoriter yönetimlerin tehlikeli bulduğu siyasi suçluların veya kimi ülkelerde ağır ceza suçu işlemiş ve hüküm giymiş kişilerin tutulduğu tek kişinin ayakta durabileceği kadar genişlikte hapishane odalarıdır.
Gür sesi ve derlediği onlarca türküyle tanıdığımız, Devlet Operası ve halk müziği sanatçısı Ruhi Su,1950li yılların başında siyasi suçlu olarak tutuklanmasıyla mahsus mahalin acı deneyiminden geçer. Hapishanenin acı atmosferinde ileride evleneceği Sıdıka Su’ya Mahsus Mahal’i yazar.

Mahsus mahal derler, kaldığım zindanda
Kalırım, kalırım dostlar yandadır
İk
’elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm, ölürüm kardeş, aklım sendedir

O dönem tıpkı Ruhi Bey gibi Sıdıka Hanım da tutukludur.1954 yılının sonbaharında evlenmeye karar verirler. Sıdıka Hanım o günleri şöyle aktarıyor:
“29 Eylül 1954 Cumartesi günü nikahlandık. Nikahtan sonra cezaevine yürüyerek döndük. Bu bizim için çok önemliydi. Çünkü Nişantaşı’ndan Harbiye’ye kadar Ruhi’yle beraber yürüyorduk. Gerçi iki jandarma bir de astsubay vardı yanımızda ama yine de o yolu beraber yürümek çok önemliydi bizim için. Yolda Ruhi askerlerden müsaade alarak bir kitapçıdan Goya’nın bir albümünü satın aldı ve imzalayarak bana hediye etti. Sonra ikimiz de kendi koğuşlarımıza döndük. Bir müddet sonra Ruhi Adanaya, ben de Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildim.”

Dirliğim düzenim, dermanım canım
Solum sol tarafım, imanım dinim
Benim beyaz unum, ak güvercinim
Bilirim, bilirim kardeş, gelen gündedir

Ruhi Su içeridekinin gözüyle “dışarı” bakma fırsatı veriyor bize. Dermanın “gelen günde” olduğunun umudunu veriyor. Bu açıdan Ruhi Su umudu olan mahkumlardandır. Onun bekleyeni ve beklediği vardır.

2. HAPİSHANELERE GÜNEŞ DOĞMUYOR (NEŞET ERTAŞ)

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=hRCp4I_kB98]

Hapishanelere güneş doğmuyor
Geçiyor bu ömrüm de, günüm dolmuyor
Eşim dostum hiç yanıma gelmiyor
Yok mu hapishane beni arayan ?
Bu zindanda öleceğim gardiyan

Kendisi de kısa bir dönem Yugoslavya’da mahkum olan Neşet Ertaş,bu türkü hakkında bir röportajında şu sözleri söyler:

“Bu hapishaneler bozlağını ben Yugoslavya’da hapiste yatmam üzerine değil de daha evvel söylemiştim. Ankara’ya bir hapishaneye konsere gitmiştik, sandalyede oturanlar var, bir de kıyıda çömelmiş,içecek sigarası bile olmayan bir garip gördüm,demek ki eşi dostu yanına gelseydi onun da içecek sigarası olurdu.Ben bunları düşünerek bu hapishane türküsünü söylemiştim. Yugoslavya’da da aynısı benim başıma geldi. Kim yanıma gelecek, kim beni arayıp soracak… Hapishanelerin mevzusu böyle.”

Birer birer yoklama alırlar
Akşam olur kapıları kaparlar
Bitmiyor geceler olmaz sabahlar
Yok mu hapishane beni arayan
Bu zindanda öleceğim gardiyan

Neşet Ertaş’ın eserlerinin geneline hüzün hakim olsa da tesiri en yüksek olanlardandır “Hapishane Bozlağı”.Çocukken annesini kaybetmesinin de etkisiyle “garip” mahlasını kullanan usta,aynı yıkıcı etkiyle son kıtaya girer.

Anamdan doğalı garip kalmışım
Acı hapishane daha genç yaşım
Benim zindanlarda ne idi işim
Yok mu hapishane beni arayan
Bu zindanda öleceğim gardiyan

3.MAPUSHANELERE ATTIM POSTUMU

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=72qXpE3hxrs]

Toplumun çoğunluğu dışlar hapishaneye yolu düşenleri. İçeri ve dışarı apayrı dünyalardır artık mahpuslar için. Eş dost değişir. Davranışlar,alışkanlıklar değişir.Haliyle türkünün sözleri de değişir…

Mapushanelere attım postumu
Yeni bildim yarenimi dostumu
Bütün ahbaplarım bana küstü mü ?
Yandım mapushane senin elinden
Kurtulaydım gardiyanın elinden

Günlük hayatta basit kısıtlamalar bile bizi sinirlendirmeye yeterken, hapishanedekilerin bu engellerle dolu hayata alışmaları ilginçtir. Kimi oyalanacak bi şeyler bulur kendine,kimi dışarıyı içinde yaşatmaya çalışır,kimi bir elişini hobi edinir ama çoğunun içinde bir türkü çalar.

Mapushane önünde bir derin kuyu
Kuyudan alırlar mahkumlar suyu
Ne gelen var ne giden bütün gün uyu
Yandım mapushane senin elinden
Kurtulaydım gardiyanın dilinden

4.HAPİSHANE ŞARKISI

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=o6PZsAitVCc]

Sabahattin Ali’nin yazdığı şiirler topluluğudur. Bir çok bölümü bestelenmiş Edip Akbayram,Ruhi Su,Hasret Gültekin gibi sanatçılar tarafından seslendirilmiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında çeşitli siyasi sebeplerle hapis yatar Sabahattin Ali.

Dışarıda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Daha çok Aldırma Gönül” adıyla bilinen bu şiirinde Sinop’ta kaldığı deniz kıyısındaki hapishaneyi anlatır. Yine Sinop Cezaevi ile ilgili “Duvar” adında bir de hikayesi vardır. Kaleden bozma hapishanenin kalın duvarlarını aşmaya çalışan iki mahkumu anlatır.
Geçmiyor Günler,Göklerde Kartal Gibiydim gibi çok bilinen bestelenmiş şiirler yine Sabahattin Alinin kaleminden çıkmadır.

Tanımadığımız binlerce mahkum olduğu gibi bilmediğimiz onlarca hapishane türküsü var. Özgürlüğü elinden alınmış (haklı veya haksız) insanların sarıldığı bir dal türküler. Sevdiğinden,dostlarından ayrılmış, hayatı 4 duvar 10 adıma hapsolmuş insanların iç dünyasını ve hayallerini aktardığı yollardan yalnızca biri bu sözler.

Avluda volta vururum
Kâh düşünüp otururum
Türlü hayaller görürüm
Geçmiyor günler geçmiyor

İşte.
Böyledir hapishanelerin mevzusu…

 

Cavit Mertcan ATÇEKEN

CEVAP VER