GATTACA

0
27
views

Yazı filmin içeriğine dair bilgiler içermektedir.

Şimdi size çok uzak olmayan bir gelecekten söz edeceğim. Laboratuvar şartlarında yaratılmış, üstün insanlardan oluşan bir toplum ve mükemmel bir düzen içerisinde ilerleyen bir hayat. İnsanlar artık aşklarının meyvesinin mükemmelliğini tabiata bırakmıyor, çocuklar sipariş yöntemiyle, ailelerinin istekleri üzerine üretiliyorlar. Bir laboratuvara gidiyor ve çocuğunuzda olmasını istediğiniz özellikleri sıralıyorsunuz. En iyi spermler ve yumurtalar seçiliyor. Hayatı zorlaştıran hastalıkların hiçbiri bir şey ifade etmiyor artık çünkü herkes fazlasıyla sağlıklı, çünkü en kuvvetli ve en temiz genlerle donatılmışlar, çünkü her şey kontrol altında ve yeni nesil tam anlamıyla kusursuz.

Başkarakterimiz Vincent, neredeyse herkesin laboratuvar üretimi olduğu bu dünyada annesi ve babasının doğal yollardan sahip olduğu bir çocuk. Yani o da tıpkı bizler gibi, kusursuz değil. Bu durum bizim için oldukça normal fakat Vincent için fazlasıyla kötü. O hayata 1-0 yenik başlamış durumda. En basit örneğiyle, kusurluluğun en belirgin göstergesi olan, alt sınıflara ait bir belirti olan göz bozukluğuna sahip ve gözlük kullanmak mecburiyetinde. Evet, toplum tarihte sık sık görüldüğü üzere gelecekte de ırkçılık yapmaya devam ediyor ve bu sefer ırkçılığın sebebi insan DNA’sının kusurları yahut mükemmelliği üzerinden yürüyor. Bu, filmin ilgi çekici ve gelecekte karşılaşma ihtimalimizin yüksek olduğu başarılı tahminlerinden biri. Vincent, kusurlu olduğu için bir yandan kendini sevemezken bir yandan da toplumun ve ailesinin baskısıyla karşılaşıyor. Doğumundan birkaç sene sonra ailesinin de sipariş üzerine çocuk furyasına dâhil olması sonucu sahip olduğu kardeşi Anton, her anlamda Vincent’dan daha başarılı ve sürekli kıyaslanmak durumundalar. Üstelik yapılan ölçümler Vincent’ın kalp hastası olduğunu ve otuzlu yaşlarında yüzde doksan ihtimalle öleceğini gösteriyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Vincent’ın tek bir tutkusu var, Gattaca uzay istasyonuna girmek ve uzaya çıkmak. “Gattaca’ya ancak temizlikçi olarak girebilirsin.” cümlesiyle çok küçük yaşlardayken karşılaşmış olması umudunu kırmıyor ve amacına ulaşmak için her şeyi göze alıyor. Fakat çıktığı bu yolda genetik kodu onu sürekli mağlup olmaya zorluyor. Çalışmak istediği yerlerde belirli bir başarı göstermiş olsa bile bu kadar erken yaşta ölme ihtimali olan birini kimse işe almıyor. Bir süre ısrarla başvurularına devam etse de olumsuz cevaplardan başka bir şeyle karşılaşmıyor Vincent. İşte o zaman sıra dışı bir yola başvurmayı tercih ediyor. Jerome ile tanışıyor Vincent ve ortak bir hayat yaşamaya başlıyorlar. Paylaşılan duygular ve aralarında oluşan bağ ise filmin insanın içini ısıtan kısmı. Vincent’ın bu yolda başarıya ulaşıp ulaşmadığı ile ilgili herhangi bir şey söylemeyerek sizleri de filmi seyretmeye davet ediyorum. 1997 tarihinde yazılmış ve çekilmiş olmasına rağmen gelecek tahminleri, çekim yöntemleri, seçilen mekânlar konusunda Gattaca oldukça başarılı bir film.

Beni asıl etkileyen teknolojinin ilerlemesi, zamanın değişmesi, yeni kanunların oluşması yani aslında hayatın tam manasıyla değişmiş olmasına rağmen insanlardaki sığlığın tükenmiyor oluşu. Tarih boyunca devam eden, kendince “haklı” sebeplere bağlanmış olan ırkçılık, dışlama durumu gelecekte de devam ediyor. Bu insan için oldukça yerinde bir gözlem. Üstün olduğumuz her yön sürekli başkalarının gözü önünde olsun, sürekli konuşuluyor olsun istiyoruz ve bize benzemeyen, bizim gibi olmayanların yaşamasına hak tanımıyoruz. Tanımadığımız, bilmediğimiz kişilere yıkılması imkânsız önyargılarla yaklaşıyor, onlara kendilerini tanıtma fırsatını vermiyoruz. Belki uygun ortamı bulsa mükemmel şeyler ortaya koyabilecek insanlar, toplumsal önyargılarımız ve sarsılmaz gerçeklerimiz yüzünden heba olup gidiyor. Ben kendimi de bunun dışında tutmuyorum aslında. Farkında olmadan, yetişme şartlarının sebep olduğu inançlar ve yetişilen ortamda edinilen ilk fikirlerin yıkılması kolay olmuyor. Ne kadar bilinçli olursak olalım küçüklüğümüzden itibaren bize doğru olduğu empoze edilen fikirler artık içimize işlemiş ve bunlardan vaz geçmek oldukça zor. Bu yüzden kendi davranışlarımıza dışarıdan bakmayı öğrenmeliyiz. Çevremizdeki insanları ne kadar kolaylıkla eleştirebiliyorsak aynı şekilde kendi tavırlarımızı da büyük bir incelikle ölçmeliyiz. Eğer hepimiz, kendi yanlışlarımızı düzelterek başlarsak, etrafımızdakilere yaptığımız gibi kendimize de acımasız eleştirilerde bulunabilirsek dünya daha güzel bir hale gelecektir ve bazen gerekli motivasyonu kendi içimizde bulamadığımızda yüzlerce zorluğun altından tek başına kalkmak için uğraşan Vincent’ın sarf ettiği çabayı gözümüzün önüne getirmemiz yeterli. Şartlar her ne kadar aleyhimize de olsa bir amaç belirleyip o yolda azimli bir şekilde devam etmeliyiz. İstersek ulaşamayacağımız hiçbir şey yok.

Ayşenur ÖZARSLAN

CEVAP VER