DOSTLAR VE TUĞLALAR ÜZERİNE

0
24
views

Şimdi aylardır yabancısı olduğum bir şehirde penceremden dışarı bakıyorum. Tüm şehri görebildiğim evimin penceresinden yaklaşık 632 kilometre uzaktayım. Buradaki penceremden şehrin tüm ışıkları görünmüyor. Sadece karşıdaki solgun, yaşlı, bir cephesi boyanmamış, rahatlıkla tuğlaları sayılabilen apartman… Aylardır aynı yurt odasında olmama rağmen, karşı apartmanın penceresinde kimseyi görmediğimi getiriyorum aklıma. “Bu insanlar…” diyorum. “Sanırım bu insanlar da solgun, yaşlı ve bir cephesi boyanmamış.” Bense her fırsatta bu pencereye çıkıp biriktirdiğim tüm bakışlarımı saçıyorum gökyüzüne. Biriktirmek demişken, biriktirmeyi sevmişimdir hep ve evet; bazen bakışlarımı bile biriktiriyorum. Sonra sahaflardan aldığım eski kitapları, eski paraları, eski pulları… Buraya geldiğimde de ilk olarak “Bu şehirde en güzel ne biriktirebilirim?” diye düşündüm. Kar taneleri geldi aklıma, soğuktu onlar, saklayamazdım.

Bir süre düşündükten sonra “dost” biriktirmek geldi aklıma. Bu küçük şehirde kahve içebileceğim, kitap hediye edebileceğim, varlığıyla her sabah gülümseten güzel dostluklar biriktirmeye karar verdim. Aslında biliyor musunuz: herkesin bu karşıdaki apartman gibi boyanmamış birer cephesi var, acılarını rahatlıkla sayabildiğiniz. Bunu dost edindiğinizde daha iyi anlıyorsunuz. Ve sonra boyanmamış cephenizi ve acılarınızı, dostunuzun sahip olduğu benzer cepheye yaslıyorsunuz. Böylece kendiniz bile unutuyorsunuz bir süre sonra o cephenizin varlığını… Bu arada, buraya gelince okuduğum ilk kitap olan “Posta Kutusundaki Mızıka” kitabı da dostlukla ilgili çok şey öğretti bana. Bu kitapta diyor ki Ali Ural: “SEVGİLİ DOST, sen lazımsın bana ve önemlisin hadiselerden. Çünkü büyük bir olaydır dostluk. Çok büyük. El el üstünde kimin eli var? Bu oyunu hatırladın mı? Bir kule, herkes elini bir başka el üstüne koyuyor. Gözünü açsa görecek, hayır oyunu bozmuyor. Sevgili dost, şimdi ben bu elleri ne yapıyım… Bulunmasalar saklardım, tavan aralarında. Atsınlar diye görenler ellerini, ellerimi dilencilere atardım… Sevgili dost, eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinden.”

Bu pasajı öyle sevmiştim ki kitabı okurken… Çünkü “dostluk” çok derin bir kavram ve kitabın bu kısmında öyle güzel kelimelerle anlatılmış ki; sanırım gerçek dostu bulduğunda düşünceleri, gülüşü, konuşması bir yana, dostunun ellerini dahi çok iyi ezberliyor insan.

Ve bu yazıyı okumakta olan Sevgili Dost; sabah olurken senin için de bir dilekte bulunacağım, hem de senden izinsiz: umarım yeni bir dost edinirsin bugün. Ellerini dahi ezberlemeye değecek bir dost… Çünkü inan ki: bir şehri geniş alışveriş merkezleri, kafeler veya şatafatlı renklerle boyanmış tuğlalar değil, “dostlar” güzelleştiriyor.

Nurefşan AKCAN

Önceki İçerikGATTACA
Sonraki İçerikNIGHTCRAWLER
TEILEN

CEVAP VER