NIGHTCRAWLER

0
83
views

Medya, Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, iletişim ortamı ve iletişim araçları anlamlarına gelen kavramdır. Gerek radyo, televizyon, gazete, dergi gibi kitle iletişim araçları gerekse yeni medyanın birer parçası olan sosyal medya alanları, bloglar ve benzeri web siteleri aracılığıyla dünyanın öbür ucunda da olsa olup bitenlerden haberdar olma şansına sahibiz ve bu şansı medyaya borçluyuz. Günün her anında, belki bilinçli belki farkında olmadan bu kitle iletişim araçları yahut web siteleri tarafından bilgi bombardımanına tutuluyoruz. Aktarılan haberlerin hepsini “bilgi” olarak nitelendirmek ne kadar yanlış da olsa şimdilik öyle kabul edelim. Kahvaltı ederken, belki sadece sessizlikten rahatsız olduğumuz için açtığımız televizyon; bakkaldan ekmek alırken maruz kaldığımız radyo haberleri; oturduğumuz kafenin sahibinin yahut çalışanlarının tercihi olan, masanın üstünde duran ve gözümüze çarpmama ihtimali olmayan dergi yahut gazete… Güvenilirliğinden emin olmadığımız bilgilere her gün maruz kalıyoruz hatta bazen körü körüne, kendi tercihimizle bu haberlere ulaşıyoruz.

Çoğunluk bu konuda kendine güveniyor ve taraflı medya gruplarının haberlerini takip etmekte ısrarcı. Bu ifademle kimseyi itham etmek istemiyorum. Bana kalırsa bütün medya grupları taraflı. Çünkü böyle bir sahada tarafsız kalabilmek pek de mümkün görünmüyor. Bu yüzden bu taraflılık durumu görmezden gelinebilir. Birbirine zıt görüşteki grupların haberlerine ulaşarak ve kıyas yaparak, vicdanımızı da göz önünde bulundurarak en iyi kararı verebileceğimize inanıyorum. Beni rahatsız eden nokta ise medya için aslında her şeyin kullanılabilir bir malzeme olarak görülmesi, insanların acılarının, özel hayatlarının sınır tanınmaksızın bir reyting aracı olarak kullanılması. İstisnasız her kanalda, hepimiz en az bir kere bu duruma şahit olmuşuzdur. En sık karşılaşılan örnek galiba ekonomik durumu iyi olmayan ve ailedeki hasta üyenin tedavisini karşılayamayan bir aile tablosu. Bunu böyle söylemek bile aslında şu an içimi acıtıyor. Bu kadar basite indirgemek ve durumun aslında ne kadar klişeleştiğini görmek… Yapılması gereken çok fazla şey var, evet belki medya bu insanların durumlarından haberdar olmamızı ve onlara yardım ulaştırmamızı sağlıyor olabilir. Fakat yine de reyting için, ağlayan aile üyelerinin görüntülerinin yayınlanıyor oluşunu düşünmek beni sinirlendiriyor. Bunun bu şekilde satılabilir bir malzeme olması fikri canımı sıkıyor. Bu haber yine kitlelere ulaştırılabilir fakat söz konusu insanların haysiyetleri yerli yerinde kalabilir. Haberler yapılırken, bu meslekle iştigal eden kişilerin vicdanlarını sürekli yokluyor olmaları şimdilik istenebilecek tek şey.

 

Bu husustan bahsediyor olmamın asıl sebebiyle devam edelim. Nightcrawler, 2014 yapımı Dan Gilroy filmi. Başkarakterimiz Lou, filmin başında iş arayan, hayatını yoluna koymaya çalışan bir hırsız. Şans ondan yana davranıyor ve bir haber kanalına trafik kazalarının, cinayetlerin ve bazı doğal afetlerin video görüntülerini satma yolunda ilerlemeye başlıyor. Başlangıçta ufak bir kamerası varken filmin sonlarına doğru ekipmanını da genişletiyor ve bu konuda tam bir usta oluyor fakat bu film bir başarı hikâyesi değil aslında bir sistem eleştirisi. Lou’nun hal ve tavrındaki gariplikler film fazla ilerlemeden kendini gösteriyor, fazlasıyla hissiz olan bu karakter bir o kadar zeki ve empatiden yoksun, psikopati klinik belirtileri gösteriyor. Filmin başlarında sadece bir gözlemciyken sonlara doğru bir katılımcı halini alıyor ve kendi senaryosu mükemmel bir şekilde işlerken o amacına ulaşıyor, istediği videoya ulaşıyor, elde etmek istediği büyük haber kolayca onun oluyor. Bu esnada kaybettiklerinin -gözden çıkardıkları demek belki de daha doğru olur- onun için hiçbir değeri yok. Jake Gyllenhaal’ın en iyi oyunculuk sergilediği film benim gözümde Nightcrawler, Lou hayat verilmesi kesinlikle kolay olmayan bir karakter. Filmin en iyi senaryo dalında bir Oscar adaylığı ve bundan başka 112 adaylık ve 41 ödülü var. Kısacası 2014’ün başarılı filmlerinden ve bizleri düşünmeye itmesi açısından diğer filmlerden bir basamak daha yukarıda.

Bu filmi seyrettikten sonra zaten şüpheyle yaklaşmakta olduğum medya araçları benim için artık minnettar olunası hatta takip edilesi bile değil. Çünkü o haberlerin hangi şartlar altında alındığı, bu haberler yapılırken hangi etik kurallarının çiğnendiği, bu haberlerdeki mevzubahis insanların haklarının nasıl görmezden gelindiği az çok gözümün önünde canlanıyor. İnsanlara tek tavsiyem ise internette her okuduklarına yahut televizyonda her gördüklerine inanmamaları. Daha güzel, daha yaşanılası bir dünya için gerçeklere ulaşma çabasını asla bırakmamalı ve vicdanımızın sesini dinlemeliyiz.

Ayşenur ÖZARSLAN 

CEVAP VER