STANFORD HAPİSHANE DENEYİ

0
201
views

Sosyal psikoloji toplumsal şartların insanlar üzerindeki etkisini araştıran bilim dalıdır. Bu alanda psikologlar ve sosyologların çalışmaları bulunmaktadır. Sosyal psikolojinin cevap aradığı bazı sorular şöyledir: İnsanlar neden ve hangi durumlarda birbirlerine yardım eder veya etmezler; bireyler neden grup kurallarına uyarlar veya uymazlar; insanlar neden söz dinlerler, itaat ederler; ön yargı nasıl oluşur; bireyler neden ve hangi durumlarda başkalarına saldırırlar?
Şartların değişmesi insan davranışlarında büyük farklılıklara sebep olur. Bilinçli veya bilinçdışından kaynaklanmak üzere, farkındalıkla veya farkında olmaksızın, değişen şartlara farklı şekillerde uyum sağlıyoruz. Her bireyin yaptığı seçimlerin altta yatan, kendini göstermeyen, belki uzun zaman önce onun bu şekilde davranmasına sebep olacak şekilde kişiyi derinden etkilemiş bir olayın yol açtığı sebebi var. Ancak, genelleme yapmak çoğu zaman doğru olmasa da, sosyal psikologların belli cevaplara ulaşmak üzere yaptıkları deneylerde ortaya çıkan sonuçlar insanların baskı durumlarında, onlardan beklenmeyecek vahşilikte hareketlerde bulunmalarının muhtemel olduğunu göstermektedir.
Stanford hapishane deneyinden bahsetmek istiyorum. 1971 yılında, Stanford üniversitesi profesörlerinden, sosyal psikoloji alanında çalışan Philip Zimbardo, insanların toplum tarafından üzerlerine yüklenen sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenleme kararı aldı. Başvuran 72 erkekten, 24 kişi seçildi. Deney üyeleri 12 kişilik gruplar halinde bir grup mahkûm bir grup gardiyan olmak üzere ayrıldı. Deneklere mahkûm mu yoksa gardiyan mı olacakları hususunda önceden bilgi verilmedi. Stanford Üniversitesi’nin Psikoloji Departmanı’nın bodrum katına sahte bir hapishanede inşa edildi ve deney burada gerçekleşti. Yapılan planlara göre deney iki hafta sürecekti, bu süre kulağa fazla gelmiyor fakat deneyin altıncı günün sonunda sonlandırıyor olması işlerin içeride hiç de yolunda gitmediğinin göstergelerinden.
Mahkûmlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme mecburiyeti getirildi. Gardiyanlara ise mahkûmlara sözlerini dinletebilmek için olabildiğince sert davranmaları; ancak şiddete kesinlikle başvurmamaları tembihlendi. Olabildiğince gerçekçi bir hapishane ortamı yaratıldı. Gardiyanlar üniformalar giyip, gözlük taktılar. Kendilerini rollerine kaptırmalarını sağlayacak her şeye sahiptiler. Mahkûmların da benzer şekilde, mümkün olan en konforsuz hallerinde olmaları için rahatlıktan uzak kıyafetler giymeleri sağlandı ve ayaklarına zincir bağlandı. Başlarda gardiyanlar kendilerini görevlerine kaptırmamışlardı, mahkûmlar da bunun sadece sonu gelecek bir deney olduğunun farkındalardı. Fakat günler ilerledikçe, gardiyanlar cesurlaşmaya ve ellerindeki gücü nahoş bir şekilde kullanmaya başladılar. Mahkûmlara zarar vermiyorlardı ama onları küçük düşürücü hareketlerde bulunuyorlar, mahkûmların en ufak problemlerine tahammülsüzce ve fevri çıkışlarla tepki veriyorlardı. Bu esnada mahkûmlarda da korku başlamış, bu yaşadıklarının bitmeyecek bir gerçek olduğu şüphesi içlerine düşmüştü. İlerleyen zamanlarda gardiyanlar şiddet uygulamaya, mahkûmları karanlık ve küçük odalara kapatmaya başladılar. Bunun sonucu olarak iki mahkûm deneyi yarım bırakarak ayrıldılar. Bu esnada deneyi gözlemlemeyi sürdüren Zimbardo ve asistanları da farkında olmadan deneyin bir parçası olmuşlardı. Zimbardo hapishane müdürü rolündeydi ve gardiyanların mahkûmlara şiddet uygulamalarını devam ettirecek kararlar aldı. Bütün bunların sonlanması ise Zimbardo’nun nişanlısının gelip hapishaneyi görmesi üzerine onunla yaptığı konuşma sonucu gerçekleşmiştir. Deney altıncı günün sonunda bitirilmiştir.
Stanford hapishane deneyi hususunda çekilmiş iki tane film bulunmakta. The Experiment (2001) ve The Stanford Prison Experiment (2015). Filmler deneye adım adım şahit olmamızı ve insanların kişiliklerini kolayca yitirebileceklerini, mesleklerinin yahut rollerinin içi boş, stereotip bir numunesi olabileceklerini, hatta sistemin çarklarının işlemesini sağlayan minik bir parça olmaktan gurur duyduklarını görmemizi sağlıyor.
Bu deney insanların üstlendikleri rollerin gereği olduğuna inandıkları şeyleri, ne kadar vahşice olursa olsun, sorgulamaksızın hayata geçirmesi yahut verilen gücün kötüye kullanılması olarak yorumlanabilir. Zimbardo’nun fakülte arkadaşı Stanley Milgram’ın yaptığı Milgram deneyi de benzer sonuçlara ulaşmaktadır. Aslında elde edilen sonuçlar iddia ettiğimiz gibi en üstün canlı olmamız hususunda beni şüpheye düşürüyor. Kendimizi diğer her canlıdan üstün görüyor, her şey bizim hizmetimize verilmiş gibi davranıyoruz. Fakat beklenmedik şartlarda, elimize geçen gücü nahoş bir şekilde kullanmaktan çekinmiyoruz. Bence bu tavır en aşağılık canlının yapacağı şeylerden çok daha aşağı bir konumda. Eğer içimizde olduğunu iddia ettiğimiz iyilik, insanlara zarar verme imkânımızın bulunmadığı durumlarda geçerliyse, eğer insanlara iyilik yapmaktan başka bir şansımız olmadığı için onlara iyi davranıyorsak, bu davranışlarımız aslında hiçbir şey ifade etmiyor demektir. Eğer biz elimize geçen en küçük fırsatta sadistçe bir yaklaşımla insanlara zarar verebiliyorsak zihin sağlığımız pek de iyi durumda değildir. Dikkatinizi çekmek istediğim nokta ise söz konusu durumun öğrenciler arasında gerçekleşen “basit” bir deney olduğu. Bu durum gerçek hapishanelerde bunun belki de onlarca katı daha ağır bir şekilde gerçekleşiyor. Kimsenin bundan haberi olmuyor olabilir fakat dışarıda birçok farklı ülke ve şehirde büyük, soğuk ve karanlık binalarda insan haklarına aykırı birçok tutum sergileniyor. Hatta her şeyi bir yana bırakarak günlük hayatta hepimizin karşılaştığı bir durumu Dostoyevski’nin sözleriyle aktarayım: “Dünyanın en gereksiz işe yaramaz adamını alın, bir gişe memuru yapın. Kendini önemli biri zannedip hemen sizi aşağı görecektir.” İşte durum tam anlamıyla böyle ve gücü kötüye kullanmak yahut elde edilen gücün tamamen bize ait olduğu ve diğer insanlardan üstün bir konuma getirdiği fikrine kapılmak her insanın yapabileceği yanlış bir tercih. Sırf bu yüzden insan psikolojisinin karanlıkta kalan kısımlarında nelerin saklanıyor olabileceğini bilmek, korkunç verilere ulaşmak anlamına geliyor olabilir. Kendimizden korkmamıza sebep olabilir fakat öte yandan, belki de ihtiyacımız olan şey de tam olarak budur. Kendimizden korkmaya yahut utanmaya başlamak yapacağımız korkunç seçimleri engelleyebilecek tek şeydir belki de.

Ayşenur ÖZARSLAN

CEVAP VER