Age Of Empires II

0
25
views

Tekrardan merhaba arkadaşlar!

Bu seferki ayrılığımız, yazımı normalden daha geç yazmaya başladığım için biraz uzadı. Açıkçası yayınlananları okumaya o kadar dalıp ve kendi eksikliğimi o kadar hissetmedim ki, birinin kulağına “Beni bırakın ve ilerleyin.” diye fısıldamamak için kendimi zor tuttum. Tabii bunda, kantindeki yemek sırasında birinin kulağına eğilmemle ellerinde bir deli gömleğiyle kapıda beliren hastane görevlilerinin gözümün önüne gelmesinin de etkisi büyük. Ama demem o ki, yazar arkadaşlarımızın gerçekten de emekleri büyük, herkesin tekrar eline sağlık.
Bu sefer kendi kendime küçük bir sürpriz yaparak bugünü nostalji günü yapıyor ve benim için yeri ayrı olan oyunlardan biri, Age Of Empires II hakkında yazıyorum. Küçükken abimle deliler gibi oynadığımız, adımdan sonra ezberlemeyi en çok ciddiye aldığım pis oyun hilesi batağına beni ilk sürükleyen, oyuna nasıl başlanır, nasıl devam edilir diye yüzlerce kez izlediğim ama yine de bir kere olsun yenemediğim oyunlardan biri Age Of. Ve buna rağmen yine de en sevdiğim oyunlardan biri diyebiliyorum. İşte öyle bir sevda benimkisi. (Ağlar)
Neyse şimdi oyuna geçersek. (Göz yaşlarını siler) Öncelikle oyun bir strateji oyunu, ki bu benim neden başarılı olamadığımın bir cümlelik özeti oluyor, yine online seçeneği bulunduğu gibi offline olarak da ortak ağda bulunan bilgisayarlarca oynanabiliyor. Camping seçeneği de bulunsa da benim gibi çoğu kişinin tercih ettiği bir seçenek değil gibi. Oyuna başlamadan önce ilk olarak çeşitli seçimler yapıyoruz ki bunlar arasında en kritik olan arasında Türklerin de bulunduğu oynamak istediğiniz ırk. Başlarda kendini sadece mimari farkıyla belli etse de, ilerleyen seviyelerde hepsinin kendine özgü farklı özellikleri bulunduğu açıkça belli oluyor. Bu seçimi yine bu sayfada, hangi imparatorlukta hangi geliştirmeleri yapabileceğimizi gösteren bir menüden de kontrol edip seçtikten sonra, rengimiz, oynamak istediğimiz harita, zorluk derecesi ve kişilerin kendi düşman ve müttefiklerini seçebilmesi… gibi şeyleri de ayarlayıp oyuna başlıyoruz.
İlk olarak ana binamızın etrafında kontrol edeceğimiz bir kaç sivil ve bir atlı bulunuyor. Buradaki atlının amaçlarından biri, yine başta yapılan seçimlere göre harita kapalı olarak başladığında (yani haritada sadece kendi bölgemizi görünürken diğer her yer karanlık oluyor.) Bu koca yürekli atlıyı oradan oraya koşuşturarak haritayı bizim için açtırıyoruz. Bunlar dışında yine hemen yanı başımıza konulmuş üzüm bağları ve koyunlar, oyun başlangıcında yiyecek üretimini ön plana çıkartmamız gerektiği hakkında bir ipucu. Yaptığımız üretimlere göre üsteki bardan sahip olduğumuz altın, odun, yiyecek, nüfus… gibi şeylerin miktarlarını kontrol edebiliyoruz. Oyunda yaptığımız üretim çok önemli, çünkü her ne kadar eski zamanlarda geçen bir oyun olsa da, taağ o zamandan beri her şeyin bir karşılığı olduğu gerçeği yüzümüze bir şamar gibi iniyor. Ürettiğimiz şeye neyden ne kadar ödeyeceğimizi üstüne geldiğimizde alt menünün hemen üstünde çıkan beyaz yazıdan görebiliyoruz. Ki bazen yeterli sayıda malınız olsa dahi sivil veya asker üretemediğiniz zamanlar oluyor. Bu, başlarda kafayı yememe sebep olan bir olayken sonradan yaptığınız ev sayısıyla (ki bu evlerin inşası şehir ve bölge planlama özelliğimizi de gelişiyor) ürettiğin insan sayısı arasında bir oran olması gerektiğini hesaba katacak kadar psikoloji bozan bir oyun olduğunu anlamam uzun sürmedi. Kısa bir zaman diliminde Age Of oyunculuğu yapmama rağmen, ben daha birinci seviyede oyunun mantığını kavramaya çalışırken bir yandan kestiğim diğer oyuncuların ikinci seviyeye atlamış olmalarının yarattığı panikle başa çıkmayı öğrendiğimde, günlük hayatımdaki kriz yönetimi özelliğimi de geliştirdiğime inanıyorum.
Üretim önemli dedik, tekrar hatırlatalım. Başlarda yiyeceği ön planda tuttuktan sonra ne zaman odun, altın ve kaya üretimini arttırmaya başlamamız gerektiği başka bir kritik olay. O dengeyi ayarlayabildiğinizde kazanmanın temelini attınız demektir zaten. Dediğim gibi benim hiç bir zaman böyle bir yeteneğim olmadığı için, her zaman kötüyü oynamak zorunda kalıyordum. Şöyle ki, bir kaç seviye sonra mallarınızı birbirine dönüştürmeyi sağlayan tartı dediğimiz bir bina yapabiliyoruz. Başlangıçta müttefikiniz olarak seçtiğiniz kişi ve siz bu binaya sahipseniz, yine bu binadan ürettiğiniz bir atlıyı onun tartısına yönlendirerek onun mallarını kendinize alabiliyorsunuz. Ve bilin bakalım bu kısım kimin en sevdiği yer. 😉
Üretim dengesini kurduktan sonra son olarak doğru geliştirmeleri yaptığınızda, bu iki şeye karşı durabilecek tek kişi yine aynı iki şeye sahip olan bir başkasından başkası olmaz. Ki bu geliştirmeleri yaparken bir takım bilgileri de bilmek gerekiyor. Mesela en güçlü top atma kuleleri Türklerdeydi diye hatırlıyorum, bu nedenle geliştirmelerde ön planda tutulması gereken şeylerden biri oluyor hemen.
Kendi bölgenizde sakin sessiz takılmak üzerine konuştuk hep, şimdi de bu monotonluğu birden gelen koca bir ordunun bozduğunu hayal edin. Hatta Pers halkına özgü fillerin de olduğu bir ordu. Daha yeni altın üretimine geçip mutlu olmuşken bölgenizi basıp 5dkda sizi haritadan silen bir ordu… Kara savaşlarının bu acımasızlığına daha alışamamışken, deniz savaşlarının ortaya çıkınca, bir insan ne sıklıkta şok geçirebilir sorusunu düşünmeden edemiyorsunuz.
Strateji oyunlarının babalarından biri olan Age Of’un sadece bir oyundan çok günlük hayatta kullanabileceğimiz özellikleri de geliştirebildiğini hatırladıkça bir kez daha gördüm. Son olarak ben eskilerde kaldım haliyle Age Of Empires II 10 yılı aşkın bir oyun ve Windows Vista’dan itibaren sorunlar vermeye başlamıştı. Bu yüzden yeni Age Of Empires II HD Edition çeşitli iyileştirmelerle yeniden piyasaya sürülmüş durumda. Dolayısıyla özleyen arkadaşların bu sürüme yönelmesini tavsiye ediyor herkese iyi oyunlar diliyorum.

Sude Günce YÜKSEL

 

CEVAP VER