Atatürk Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesi Okul Birincisi Dr. Merve Korukcu ile Röportaj

1
669
views

FT: Öncelikle röportaj teklifimizi kabul edip bize zaman ayırdığınız için teşekkürler. Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

MK: Merve ben, 91 doğumluyum, Erzurumluyum. Liseyi Erzurum’da Merkez Anadolu Lisesi’nde okumuştum. Liseyi de birincilikle bitirmiştim, üniversiteyi de birincilikle bitirdim. Allah’ım ben n’apıyorum? Hayretlerdeyim. (Gülüyoruz.)

FT: Gerçekten mi? Liseyi de mi birincilikle bitirmiştiniz?

MK: Evet. Başka ne söyleyeyim. Dört kardeşiz, hepsi evli.

FT: TUS’a çalışmaya ne zaman başladınız? Dersane gerekli mi? Gerekliyse hangisini önerirsiniz?

MK: TUS’a çalışmaya 6. sınıfa başlarken başladım. Dersaneye üçüncü sınıfta başlamıştım. 6. Sınıfa başlamadan önce Temmuz gibi bir-iki ay bayağı iyi çalıştım; ama sonra araya intörnlük girdi ve zor stajlar başladı, dahiliye gibi, pediatri gibi. Sonra büyük bir ara vermek zorunda kaldım. Tabi ben intörnlük sürecinde TUS’a çalışamadım ama gayet güzel çalışmasını devam ettirenler de vardı; diğer derece öğrencileri mesela ya da başka insanlar. TUS’u gerçekten hedeflemiş, gerçekten kazanmaya inancı olan insanlar devam etmişlerdir. Hani benim öyle kendimi zorlama amacım da yoktu. Hani hırslı bir insanım, azimli bir insanım, başarıdan hoşlanıyorum ama illa olacak diye bir hırsım yoktu dolayısıyla çok zorlamadım. Hani şunu demeye çalışıyorum. Demeyin ki “Ya intörnken zaten çalışılmıyormuş bırakalım kimse yapamıyor.” felan. Öyle bir şey yok. İnsanlar ilk girişlerinde gayet 66, 68 felan aldılar geçen seneki mezunlar. Yani gayet yapılabiliyor. Eylül’de bizim sınavımız. 25 Eylül’de. Ağustos gibi atamamız olacak. Atamada ben Acil yazmayı düşünüyorum. Çünkü kısa bir dönem çalışmayı düşünüyorum. İlk girişte gelen puanla yazacağım mutlaka bir bölüm ve çalışmaya başlayacağım.

FT: Yani şimdi şöyle. Ağustos’ta Acil gelecek. Eylül gibi çalışmaya başlarsınız.

MK: Aynen, Eylül 15’te, bayramdan sonra başlıyormuşuz.

FT: Sonra çalışacaksınız biraz. Ne kadar çalışacaksınız?

MK: 10 gün felan çalışırsın. TUS’a gireceksin 25 Eylül’de. TUS’tan dönüp çalışmaya devam edeceksin. Ortalama bir TUS sonucu açıklanıp, atamanın yapılması gitmesi felan da 2-3 ay sürüyor. Biraz da uzuyor hani sınavda itiraz edilen sorular felan varsa Mart-Nisan’ı bulabiliyor. Mesela bu sene uzadı. Ama genelde Ocak- Şubat gibi başlamış oluyor insanlar. İşte biz de o dönemde Allah nasip ederse başlamış oluruz. Anestezi ya da Dahiliye istiyorum. Anestezi istememin sebebi, ben anestezi stajına bayıldım. Entübasyon yapmak için can atıyordum, eve gitmiyordum. Bir de şey çok hoşuma gidiyor, orada ince bir çizgi var hayatla ölüm arasında. Sen tam o noktadasın ve oraya müdahale ediyorsun. Anesteziyi bu yüzden seviyorum. Ama mesela gelse KBB yazmaz mıyım? KBB de güzel, yani düşünülebilir. Ama 68 almadığım sürece ilk giriş sınavından kendimi zorlamayacağım, ikinci kere gireceğim 68 alacağım tarzı bir zorlamaya girmeyeceğim.

FT: Fizik Tedavi, Cildiye felan onlar daha mı rahat?

MK: Rahat diyorlar, yani başlangıçta düşünüyordum. İntörnlüğün en başında. Sonra gördüm ki ben öyle bir insan değilim. Şu sandalyede bile oturunca uzun süre oturamam. Benim enerjim yüksektir, duramam yerimde. O yüzden zamanla fark ediyorsun ki yapamayacağın bölümler var. Cildiyede oturamazsın mesela. Nöbetin daha rahat geçtiği bölümler var, oralarda yapamazsın. Daha aktif çalışmak istiyorsun. Acilde bizim canımız çıktı, az kişi çalışıyorduk biz. Ekip aynıydı: Ayşenur, ben, Derya diye bir arkadaşımız var. Üçlü bir arkadaşız biz. Furkan vardı bizim ekipte, Erbay, tanırsınız. Ya çok güzel bir ekiptik. Çok güzel bir sinerjiyle çalışıyorduk biz. Ama çok aşırı da yoruluyorduk. Ona rağmen mesela eğleniyorduk çalışırken. İsyan ediyorduk, bir sürü hasta diyorduk. Bir taraftan o hızlı tempo mutlu ediyordu bizi. Özledin mi desen, özledim yani o dönemleri.

FT: Acilde çok ilginç vakalar çıkıyor mu? Kan fobiniz var mıydı?

MK: Yok, kan fobim yoktu.

FT: Kan fobisi olan var mı peki?

MK: Var. Tabi ki var. Öyle arkadaşlar var. Mesela ameliyata girip bayılanlar falan.

FT: Alıştılar mı peki?

MK: Kesinlikle garantisini verebilirim. Alışacaksın. Bizim başımıza öyle olaylar geliyor ki.

FT: İlginç olaylar anlatabilirsiniz, biz severiz öyle olay dinlemeyi.

MK: Benim aklımda kalan ne var? Bizim nöbete şey gelmişti. İnşaattan demirin üstüne düşen. Direkt kalçadan girmiş.

FT: Ay resmen doktorlar vakası.

MK: Bize söylediklerinde felan da panik olmuştuk. Çok ciddi bir şey yoktu ama.

FT: Peki hissizleştiniz mi?

MK: Desensitize olduk mu?

FT: Hah aynen.

MK: Evet. Şöyle, kliniğe kadın doğumla başladık biz. Kadın doğuma ilk girdik, bir tane muayene izledim. Spekulum takıldı, alttan muayene ettik hastayı. Ama böyle kadının canı yanıyor ya, o bağırdı felan. Ben çıktım direkt. Sınıfa gittim. Ben bırakıyorum mesleği. Böyle meslek mi olur. Kadın ağlıyor, biz neler yapıyoruz. İşte şimdi de orada hastalar ölüyor, biz orada yemek yiyoruz felan o hale geldik. Direkt yemek yemeyi bırakıyorsun koşuyorsun, kusuyor felan. Sonda takıyorsun felan. Cidden duyarsızlaşıyorsun. Ama bazı şeylere de duyarsızlaşamıyorsun. Mesela ben tırnak konusunda aşırı hassasımdır. Birinin tırnağına bir şey olsa çıldırırım. Acile tırnak gelmişti. Ona alışamıyorsun. Mesela ameliyathanede bir koku var, koter kokusu. Alışılabilir bir koku değil. İşin aslı ben çok etkilendiğim için söylemiyorum ama ona alışamazsınız. Böyle bir mangal kokusu gibi ortalıkta. Sizi çok pis şeyler bekliyor bu arada, düşündüm de sizin akıbetinizi. (Gülüyoruz.)

FT: Hastanede hiyerarşi nasıl?

MK: O, anlatılmaz yaşanır. İntörnlüğe gelince anlayacaksınız. Çok, çok fena. Bölümden bölüme göre değişiyor. Gerçekten size saygı duyan asistanlarla çalıştığınız bölümler oluyor. Mesela ben dahiliyede o konuda çok memnundum asistanlarımdan. Mesela bir şey istedikleri zaman dahiliyede: “Doktor Hanım, şunu yapar mısınız?” derlerdi asistanlarımız. Çok tatlı asistanlar vardı dahiliyede, hala çok tatlı anarım hepsini. Ama mesela kadın doğumu o kadar iyi anamıyorum. Öyle bir şey ki, diyor ki orada zaten doktor hanım felan değil, intörnler diye bağrılır. Gidersin: “Abla noldu, abi noldu?” dersin. “Şu kağıdı versene.” der ya da “Şu kağıdı götür dosyaya koy.” der. Bu kadar. “Kapıyı kapat.” felan da var. Zaten şey sizsiniz. Ne derler ona. Mahkemelerde içeriye çağıranlar olur ya. Poliklinikte çalışacaksınız ya, hasta muayene edeceğinizi zannediyorsunuz. Alakası yok. Mesela dışarıdaki insanları yatıştıran sizsiniz. Tamponsunuz, doktorla onlar arasında. Mesela dışarıya çıkıyorsun, iki satır kelam ediyorsun ya insana: “Teyzeciğim bak işte senin sıran şu, bekliyorum seni alacağım.” felan diye. Sonra içeriden asistan bağrıyor: “Kapat kapıyı, gel içeri, sana onlarla konuşma demedim mi?”. Çok fena gerçekten çok fena ama alışıyorsunuz yaşaya yaşaya. Mesela desensitize buna da oluyorsun. Ayak işi yapmaya. Kavgalar da oluyor. Mesela genel cerrahide bir intörn hemşireyle kavga etmiş. Hoca direkt hemşireden yana oldu mesela. İntörnü yaktılar.

FT: Gerçekten mi?

MK: İnsanlar öyle bakıyor. İntörn gelip geçici diyor. Hoca asistanına değil, hemşiresine sahip çıkıyor. Çünkü asistanı, intörnü zaten harcanabilir biri olarak görüyorlar. Hemşireyle sürekli bir muhabbeti var ya da işini sürekli olarak ona yaptırıyor ya, o yüzden çok ciddi harcanacaksınız. Eğitim adına bir şey almayacaksınız. Mesela acil, eğitim adına her şeyi alacağınız yer.

FT: Temel bilimlerdeki hangi dersler ileride klinikte daha çok işimize yarayacak? Bu dersleri çalışırken önerebileceğiniz yöntemler nelerdir? Bu derslere çalışırken  sadece notlardan mı yardım alalım yoksa  kaynaklardan mı çalışalım? Mesela Robins ve Guyton okuyalım mı? TUS kitaplarının yeterli olduğunu söylüyorlar.

MK: Patolojiye çalışmalısınız çünkü kliniğin  temeli o. Biz Robbins okuduk. Bir şeyleri oturtmak için textbooktan çalışmak çok daha faydalı. Ve zamanınız var. Olay çalıştıklarının aklında kalması değil. İlk başta anlamış olman sonrasında öğrenmeni kolaylaştırıyor. Sonradan hatırladığını oradan anladığınla hatırlıyorsun. Tamam TUSem ve TUSdata da anlatır. Hatta TUSem hikaye şeklinde anlatır, o size belki faydalı olabilir. TUSdata daha spot yazar. Ancak onların mentalitesi aynı. Seni TUS’a hazırlıyor. Spot bilgi vermek veya ezber yaptırmak zorunda. O kadar ayrıntıya girip Robbins’in aynısı olsaydı aynı kalınlıkta olması gerekirdi. Biz mesela ful Robbins okuduk patoloji çalışırken. O zaman öğrendiğim şeylerle şuanda TUSdata’dan tekrar ederken öğrendiğim şeyler kesinlikle aynı değil. O yüzden en önemlisi şu anda vaktiniz var. Şu an niye açıp spot bilgi okuyasınız ki? Açıp güzel güzel, her şeyi sindire sindire, anlaya anlaya, neyin nereden geldiğini bilerek öğrenin. Ayrıca fizyoloji genel olarak tıp için iyi. Fizyolojiyi detaylarıyla ne olduğunu tam olarak bilerek çalışırsanız tıp sizin için bitti. Kliniği de çok güzel halledersiniz. Bizde çıkmış çalışarak geçirdik o yılları. O yüzden şu anda sıkıntı yaşıyorum. Hafta sonu dershanede bir fizyolojici vardı. Adam anlatıyor vay diyorsun ya. Bak 7 yıl okumuşum, hala ‘vay’ diyorum adamın anlattıklarına. İlk defa duyduğum şeylerle açıklıyor bildiğim şeyleri. Biliyorsun ama ezberlediğin için biliyorsun. Oysaki her şeyin mantıklı bir yapısı var. Vücudumuzdaki her şeyin bir anlamı var. Fizyoloji sana onu veriyor. O yüzden onu da kesinlikle tavsiye ederim. Guyton okuyun. Robbins okuyun. Çok faydası oluyor. Ben textbook okuyun derim. Ama hepsinde değil. Mesela farmakolojide textbook okumanız işinize yaramaz. Farmakoloji spot. Ezberleyeceksin ilaçları. Farmakolojide sadece mekanizmaların mantığı var. Şu ilaç şuraya etki ettiği için şu sonuca varır. Yan etkileri yine aynı şekilde. Basit temel mekanizmaları var. Farmakolojiyi ancak o şekilde halledebiliyorsun. Bir de mikrobiyoloji ve farmakolojiyi sık tekrar edin. Bunlar sık tekrar gerektiren dersler. Bir mantığı yok. Ezberlemenin de kolay bir yolu yok. Ancak şimdiden çok çalışmanın da bir anlamı yok. Unutulacak şeyler. Yakın dönemde çalışmak daha sağlıklı. Mesela biyokimya ve anatomi. Bunlar da genellikle TUS’a hazırlanırken sona bırakılan dersler. Biyokimya hakkında pek yorum yapmayacağım. Biyokimyadan nefret diyorum. Karbonhidrat ve lipid mekanızması 3. sınıftaydı mesela. Felaketti. Başlamayın derim. Çok yoğundu, ancak 4. sınıftan daha az yoğundu. Yani sonuç olarak hep daha yoğunlaşarak gidiyor. Ancak her şeyi 3’te öğrendim. Biyokimyada yardımcı olamıyorum. Nasıl çalışılmalı? Mekanizmaları çizerek çalışın derim. Kimsede ıvır zıvır şeyler sormuyor. Mesela şu enzim nerede ne işe yarar? Buradaki enzimin adı neydi? Sormazlar. Ama yok TUS’ ta soruyorlar o derece çalışmışım. (Gülüyoruz.)

merve korukçu 1.jpg

 

FT: İlk senelerde not ortalamanız nasıldı? O zamandan belli miydi birinciliğiniz?

MK: Yok. Hazırlıkta bir dağıtmışım okula uğramıyordum zaten. 1. sınıfa geçtim aynıydı zaten. Okula gitmiyordum ama zar zor ortalamamı 80’e çıkardım. Fakat ilk beşte bile değildim sınıfta. İnanın çalıştığım dönemi hatırlamıyorum ama evde çalışıyordum herhalde onun etkisi olabilir. Çok gezdiğimi hatırlıyorum. 2. sınıfta ortalamamı yükselttim (82). İlk üçte iyiydim sınıfta. 3. sınıfta birinci oldum. Klinikte ise işler biraz karışıktı. Kim birinci veya değil anlamıyorsun. Mesela dahiliyede çok çalışmış olmama rağmen içeride hocayla yaşadığım küçük bir anı sebebiyle 70  almıştım. Ben hocanın sorusuna cevap verirken çok kapsamlı açıklamalar yapıyordum. Hoca sadece istediğim cevabı ver diyerek tersleyince istediğim gibi cevaplayamamıştım. Öğrencilik hayatımın en düşük notunu almıştım. Bir de nöroloji sınavım bu şekilde geçti. Sınavda bana sürekli soru sekti. Sözlüye girince sekmek ne demek öğreneceksiniz, bir öğrenci soruyu bilemeyince diğer öğrenciye soruluyor aynı soru. Ben de sınav boyunca hep bana seken sorulara cevap veriyorum. Bana kendi sorumun sırası gelince hoca sana artık sormayalım sen yeterince cevapladın dedi. Çok iyiydi. Tebrikler. Maşallah felan dedi. Ben de kesin 100 alırım felan diyordum. Sonuçlar açıklanınca hepimiz 80 almıştık. Bu yüzden klinikte kesin bir birinci olmuyor genellikle. Aslında benim sınavlarımda öyle fazla egzantrik olaylar olmuyordu. Genellikle hoca sorar ben cevap verirdim. Bu nedenle bu iki sınavı hiç unutmam. Çoğunlukla 80-100 arasında not alırdım. İşte en düşük notum 70 olmuştu. Türkçe ve İngilizce tıp birincileri ortalamalarında da belirgin bir değişiklik yoktu.

FT: Derslerin İngilizce olması sizin için bir zorluk oluşturdu mu?

MK: Bana çok zorluk oluşturmadı açıkçası. Ben Anadolu Lisesi mezunuyum. 4 yıldı bizim lise.İlk yılında İngilizce ağırlıklı ders işliyorduk. Bu nedenle İngilizce alt yapısıyla geldim. Çok İngilizce çalıştığımı hatırlamıyorum hazırlıktayken de. Ancak notlar çok yetersizdi. Sağdan soldan toplama notlara çalıştık. Bu noktada İngilizce zorlamıştı bizi. Mesela davranış bilimleri. Davranışta terimler kendine özgü. Hem İngilizce’de hem Türkçe’de kelimeler ayrı spesifik. Bu yüzden çok zorlanıp baraj yediğim çok olmuştur.

FT: Okul birinciliği lisedeyken üniversiteye yerleşmeye katkı sağlıyordu, üniversitedeki bu birinciliğin de TUS’a veya uzmanlıkta yerleşmeye bir katkısı var mı?

MK: Lisedeki gibi bir avantaj yok. TUS’a, atanmaya veya kuraya hiçbir şekilde bir faydası yok. Ama değdi mi? Değdi. Ailemin orada gururlu bakışları, ben konuşma yaparken ağlamaları yeterdi. Orada o gururu yaşaman, o kadar insan arasından senin çıkıp konuşman, hani kendimi geçtim ailemin böyle bir gurur yaşaması çok hoş. Konuşma bittiğinde hepsi ayakta alkışlıyordu. İnsanlara teşekkür etme fırsatı arıyorsanız gerçekten çok harika bir an. Çünkü ben bir daha aileme, arkadaşlarıma, hocalarıma teşekkür edemeyeceğim. Öyle özel bir anı paylaşamayacağım sevdiğim insanlarla. Birinci olmam için uğraşın der miyim? Evet uğraşın ama kendinizi heba etmeyin. Evet çok çalıştım ama kızlarla da çok eğlenmiştik. Gezdik, dolaştık. Eğlencesine çok nöbete kaldık kızlarla. Stajyer doktorken pediatride mesela eğlencesine çok nöbete kaldık. Asistan uyur intern uyur ben beklerdim.

FT: İngilizce tıp fakültesi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Türkçe ile karşılaştırdığınızda ne söylemek istersiniz?

MK: Bir ayrıcalıktı bizim için. Biz 30 kişi okuduk. Kliniğe geçtiğimizde de rahat oldu. Ancak Türkçe gruplarla karşılaştırdığımızda az kişi olduğumuz için daha fazla nöbet tutmak zorunda kaldık. Acilde özellikle canımız çıktı. Tek tarafta 4 intörn çalıştık biz. Bazı Türkçe guruplarda buna benzer durumlar vardı ama bizim kadar çok değildi. Mesela 12 tane sedye var. Öyle oluyor ki 2 tanesini reste çekiyorlar. 1 kişi gidiyor içeride pansuman yapıyor, alçı yapıyor veya sütur atıyor. Orada bir kişi kalıyorsun. Asistanlar restte. Hastalar ve sen varsın. Çok yoruluyorsun. Nöbetler çok fazla. Bu durum senin TUS’unu da etkiliyor hayatını da etkiliyor canın çıkıyor yani. Ama yine de değdi. Niye? Doktor olarak daha iyi yetiştim. Çünkü stajlar sırasında az kişi olduğumuz için daha fazla hasta görebildik. Çünkü baktığım kişi başı hasta sayısı çoğaldı. Çok aktif çalıştım. Çoğu insan textbook okuyamayacak diye düşünüyoruz biz ki öyle de çoğu insan akademik makaleleri filan takip edemiyor ya da birilerine çevirtmek için bir sürü uğraş veriyorlar. Bizi mesela bu konuda çok ezmişlerdi sizi de ezecekler mesela staja başlardık bütün asistanlar hocalar herkes çevirilerini bize yaptırırdı biz çok çeviri yapmışızdır. O açıdan ezilecek misiniz? Evet ezileceksiniz ama şöyle de bir durum var yarın öbür gün kendi çevirinizi kendiniz yapacaksınız öyle bir eğitimle yetiştiğiniz için. Bizim üniversite İngilizce Tıp konusunda çok mu iyi eğitim veriyor? Hayır, hocalarımız da ortada notlarımız da ortada verilen eğitim de ama hani biz kendimizi yetiştirdik biz takip ettik. Dolayısıyla kendini geliştiriyorsun o açıdan İngilizce eğitim iyi. Bir sene biz hazırlık yediğimiz için üzülmüştük ama yani şu anda hazırlığı geçecek biri için İngilizce Tıp gayet güzel. Biz YDS’yi mesela hiç çalışmadan geçtik siz de öyle geçeceksiniz rahat yani.

FT:   Tıpı neden tercih ettiniz? Bu tercihinizden ötürü pişmanlık duydunuz mu?

MK: Şöyle, ben dediğim gibi liseyi bitirdiğimde o puanı aldığımda Tıp yazmayı o zaman düşünmeye başladım onun öncesinde lisede çalışırken Boğaziçi yazmayı düşünüyordum. İşletme istiyordum mezun olmama yakın ondan sonra mühendislikleri filan da düşünmeye başlamıştım hatta gelen tek mühendislik de kimya mühendisliğiydi onun üstü gelmiyordu benim puanıma ama yazacaktım sonra ailem izin vermeyince yazmadım. Tıpa girdikten sonra şöyle bir şey oldu yani gördüm ki başka bir meslek yapamazmışım. Ne yaparsam yapayım eksik hissedecektim. İnsan için o karar çok zor sadece içine girip yaşadıktan sonra anlayabiliyorsunuz ben gerçekten bu iş için yaratılmışım diye. Dolayısıyla yeteneklerimi karakterimi değerlendirdiğimde başka bir meslek yapabilirmişim gibi hissetmiyorum. O yüzden belki de şimdi cildiye, FTR de istemiyorum. Bana uygun değil çünkü. Röportaj çok ilginç bir boyuta gitmeye başladı ciddi ciddi konuşuyorum filan. (Gülüyoruz.)

FT: Tıp diğer bölümlere göre daha zor bir bölüm gerçi bu sorunun cevabını verdiniz ama sizce sosyal hayatı ne kadar etkiliyor? Mezun olup baktığınızda sizin sosyal hayatınızda etkisi nasıl oldu?

MK: Diyorum ya biz çok eğlendik. Size de tavsiyem o, bunu mutlaka yazın hiçbir zaman tıp okuyorum diye hayatınızdan arkadaşlarınızdan yaşayacağınız güzel anılardan taviz vermeyin. Çünkü gidiyor. Bir daha tıp fakültesinde, bir daha üniversitede öğrenci olmayacaksınız. Çıktıktan sonra her şeyi kaybetmiş oluyorsunuz. Böyle bir dostluğunuz olmayacak. Nasıl desem arkadaşlarınızla geçireceğiniz eğlenceli vakitlere sahip olamayacaksınız. Herkes işinde gücünde evli çoluk çocuğa karışmış yani herkes kendi hayatının peşinde olacak. Mesela mezuniyet, çoğu insan mezuniyeti TUS çalışacağım diye umursamıyor ya da gereksiz olarak görüyor filan ama bizim mezuniyet dönemimiz de çok eğlenceli geçti. 4-5 ay sadece bununla uğraştık sırf 2 ay alışverişe çıkıyorduk elbise arıyorduk.

FT: Çok güzel olmuştunuz gördük biz de fotoğrafları.

MK: (Gülerek) Teşekkür ederiz efendim sağ olun. Dediğim gibi çok uğraştık peki değer mi kesinlikle değer. Tavsiyem o yani gezin okul gerçekten bitiyor yani en kötü 10 seneye bitiyor emin olun tam vaktinde bitirirsiniz. 5. Sınıfta sadece bir gece çalışarak staj geçiliyor. Ben mesela stajlarda 85 de aldım 90 da aldım ama arkadaşlarımla da çok vakit geçirdim güzel şeyler de yaptık. Yani hiç pişman oldum mu? Olmadım.Peki yapmasam olur muydum? Kesinlikle olurdum.

FT: Kongre deneyiminiz oldu mu hiç?

MK: Ben o açıdan çok sosyal değilim bizim sınıftaki arkadaşlar çok dolaşmışlardır. Ben pek katılmadım açıkçası çünkü ilk 3 sene içinde daha ziyade gezmeyi Erzurum’da arkadaşlarla takılmayı filan tercih ediyordum öylesi akademik olaylara çok girmedim. Bizimkiler öyle bilimsel çalışmalar filan da yaptılar ama ben girmedim nasip de olmadı. Hocalar da çok destek olmuşlardı bu çalışmaların yapılmasına.

FT: İngilizce Tıp fakültesinde bir şeyleri değiştirme fırsatınız olsaydı mevcut neleri değiştirirdiniz?

MK: İntörnlük sürecini değiştirirdim her şeyden önce (Gülüyoruz.). Diyorum ya bizim okulda en sıkıntılı dönem intörnlük dönemi. Eğitim olarak hani temelde klinikte filan iyi hocalarımız var gerçekten kendini iyi yetiştirmiş hocalarımız var. Yani diyorsunuz ki hoca böyle anlatsın saatlerce ben dinlerim; ama eğitim olarak da bir şeyler yapılabilir hocalar açısında çok daha kalifiye hocalar getirilebilir ya da hocaların kendilerini yetiştirmesi adına bazı şeyler yapılabilir. İntörnlük döneminde ise doktor yetiştirmek için biraz daha çalışılabilir hani angarya ayak işlerini yaptırmalarındansa çok daha sağlıklı şeyler öğretebilirlerdi bize. Geldik gidiyoruz hala sıfırız. Bir sene boyunca sırf klinikte çalıştık biz şu anda doktor olarak yeterli misin desen yarın öbür gün acile gidip başlayacağım ama değilim yani o kadar değilim. Acilde aldığımız eğitim olmasa hiçbir şeyiz. Çünkü onun haricinde hep ıvır zıvır işlerle uğraşıyorsun poliklinikte kapı açıp kapı kapatarak hasta çağırmak yerine hasta muayene etmeyi isterdim. Dışarıda kavga etmeyi öğreteceğine içeride hasta muayene etmeyi öğretebilirsin yani. Çok da fazla değiştirilecek bir şey yok aslında bizim üniversitede değişime açık bir üniversite olduğunu da düşünmüyorum. Çalışan değiştirmek için çabalayan hocalarımız ileri görüşlü hocalarımız var ama onların da önünü tıkadıklarını düşünüyorum. Dolayısıyla zor bizim üniversitede bir şeylerin değişmesi.

merve korukçu 2

 

 

FT: Liseliler için tercih dönemi yaklaştı. Tıp okumak isteyenlere bir öneriniz var mı?

MK: Biz şimdi sürekli alay ediyoruz çoluğuma çocuğuma hayatta tıp okutmam diyoruz filan; ama çok güzel bir meslek ya çok şerefli bir meslek. Başka hiçbir meslekte böyle tatminkarlık olamaz bence. Şiddete filan uğruyorsunuz şu oluyor bu oluyor filan ama yaşadığınız bazı çok basit şeylerden sonra diyorsunuz ki ya ne kadar harika bir işim var. Mesela yolda yürürken teyzenin biri yolu soruyor bilmediğini söylüyor siz de onu götürüyorsunuz bunu sıradan bir insan da yapabilir ama doktor olarak yapınca daha bir mutlu oluyorsunuz. Basit bir pansuman keza öyle. Pansuman yapıyorsun dua ediyorlar. O kadar güzel geri dönüşler alıyorsun ki insanlardan başka hiçbir meslekte bunu alamazsın. Bir insan ben mesleğimi en uç noktada yapmak istiyorum ondan haz almak istiyorum diyorsa Tıp gerçekten biçilmiş kaftan ama ben rahat olayım şu kadar paraya razıyım diyen bir insan için de girilecek yol değil yani siz de farkındasınız zaten. Çok ciddi bir süreç bu adamı cidden tatmin ediyor ki sadece maddi bir tatminkarlık değil bu.

FT: Son zamanlarda artış gösteren sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Öğrenciyken sizin de başınızdan geçen böyle bir anınız var mı?

MK: Benim bizzat yaşadığım bir şiddet olayı yok ya da sözlü bir tartışmam çok şükür yok. Biz acilde çalışırken bir arkadaşımızın oldu. Adam rapor almak istiyor hastaneye gelmiş hiçbir işlem yapılmasına müsaade etmiyor kendisine. Midesinden kan geliyor hiçbir müdahaleye izin vermiyor üstüne bir de rapor istiyor. Niyeymiş biz onu orada gözlem altında tutmuşuz diye. Sonra tuttu nüfus cüzdanını bizim arkadaşın suratına fırlattı raporu vereceksin ne demek vermiyorum filan diye. Sağ olsun araya bizim asistan ablamız girdi bizi korudu bağrışma filan oldu. Bunun dışında ben maruz kalmadım bu tarz bir şeye ama insanlar gerçekten çok enteresanlar. Şiddetten ziyade şöyle bir durum oluyor çok basit bir şeyi anlatıyorsunuz anlamıyor yine aynı şeyi soruyor yine anlatıyorsun anlamayınca bağırmaya başlıyor sen insan mısın gibi şeyler söylüyor hakaret etmeye başlıyor. Arkanda da seni koruyan asistanın hemşiren olmayınca da o insanla birebir sen muhatap olmak zorunda kalıyorsun. Bunun yani çok ileri boyutunu görmedik sadece medyada gördüklerimiz ama bizim de yaşadığımız küçük çaplı olaylar oldu bu şekilde. Tabi olay tamamen sistemin suçu. Bizi bu hale getirenler utansın.

FT: Çalışma sisteminiz nasıldı? Günü gününe mi çalışırdınız yoksa sınav gecesi mi?

M.K: Ben hiçbir zaman sınavdan önceki gece kızı olmamışımdır. Ben sürekli düzenli çalışırdım çalışırdım ya da iki hafta kala çalışırdım hatta böyle şey olurdu son gece millet ders çalışırdı ben mesaj atardım ‘’ Ee naber’’ filan diye (Gülüyoruz.). Pislik yapardım yani hoşuma giderdi o dönemler.

FT: Uyku düzeniniz nasıl?

MK: Normal insanken mi (Gülüyoruz.) Şu an normal insan değilim pek. Şöyleydi düzenli zamanlarımda 7 saat filan uyurdum ben 12’de uyurdum 7’de kalkardım rutin. Sabah kahvaltı yaptığımı hiç hatırlamam, yapamıyorum yani. Hastanede birlikte yapardık giderken poğaça alırdım filan.

FT: Erzurumda Tıp öğrencisi olmanın avantajları ve dezavantajları neler?

MK: Çalışıyorsun yapacak bir şey yok. Dışarı çıkmak istesen nereye gideceksin kafeye. Eh o kafeye dün de gittim ondan önceki gün de gittim o zaman evde oturayım gibi oluyor.

FT: USMLE düşünüyor musunuz?

MK: Bizim sınıfta başlangıç dönemlerinde düşünen insanlar vardı ama şu an kimse düşünmüyor diye biliyorum. Zaten yurt dışı imkanım yok benim dolayısıyla hiç öyle bir düşüncem olmadı. Olur da evden kaçmaya niyetlenirsem aklımda var. (Gülüyoruz.)

FT: Geçmişte biri olmak isteseydiniz kim olmak isterdiniz?

MK:  (Uzun süre düşünüyor.) Aklıma kimse gelmiyor ihtimalleri değerlendiriyorum. Kim olmak isterdim bilmiyorum ama geçmişe dair şunları söyleyeyim. Bu dönemde değil de şöyle 70-80 o civarlar böyle biraz daha hippi o tarz bir insan olmak isterdim. Geleceğe dair hayalin ne desen kızlara hep aynı şeyleri söylüyorum ben hep böyle bir sahil kasabasında yaşayıp geceleri barmen olup insanların dertlerini dinleyip, gündüzleri doktor olmak isterdim.

FT: Hobileriniz nelerdir?

MK:  Hobi mi kaldı? (Gülüyoruz.) Ara ara spora başlayıp bırakıyorum yine ara ara kitap okuyorum. Sürekli müzik dinliyorum en azından o var yani kronik o. Kronik takip ettiğim diziler var. Sürekli dizi izliyorum.

FT: Hangileri mesela?

MK: Hepsini izliyorum. Türkçe izlemiyorum Türk dizlerini izlemiyorum ama yabancı izlemediğim dizi kalmamıştır herhalde. Bütün komiteleri dizi izleyerek geçirmişimdir. Resim ve gitar kurslarına başladım ama yapamadım bıraktım ama dediğim gibi sanırım izlemediğim dizi kalmamıştır.

FT: Hayatınızdaki en büyük çılgınlığınız neydi?

MK: Öyle spesifik olarak bir manyaklık yapmadım. Ama ailemden gizli çok şey yaptım. Mesela arkadaşlarımla tatile gittim, nöbetteyim dedim. Bunun dışında öyle çok büyük bir çılgınlığa gerek duymadım. Çünkü sürekli eğlenceli geçiyor zamanım. Mesela eve giderim, açarım müziği bir buçuk saat dans ederim, ölürüm, yorulurum. Sonra oturur bir süre ağlarım. Yani sürekli enerjik geçtiği için zamanım çılgınlık falan ne bileyim yapmadım.

FT: Hastaneyi seviyor musunuz?

MK: Evet, ben çok seviyorum hastaneyi. Hastaneye giriyorum, o kokuyu alıyorum.  Bitti, benim olayım bu. Ben zevkine nöbete kalırdım. O kadar seviyorum hastanede nöbette geçirmeyi. Anesteziyi de o yüzden yazmayı düşünüyorum çünkü hayatımın büyük kısmını orada geçirebilirim, hayatımı adayabilirim hastaneye. Bıkmıyorum, sıkılmıyorum, hastaları seviyorum. İnsanları seviyorum.

FT: Sizce sizi birinci yapan neden neydi?

MK: Dereceye girdiğimi düşünüyordum ama ben beklemiyordum birinci olacağımı işin aslı. O yüzden şaşırdım. Hani özel bir şey arasam heralde ben çalışırken sadece iyi puan almak için çalışmıyordum. Öğrenmek için de çalışıyordum çünkü sen doktor olacaksın, öyle bir lüksün yok senin derdim. Diğer insanlar gibi çan derdimiz yok. Benim çanım kendime. Ne kadar öğrenirsem bir doktor olarak kendimi o kadar iyi yetiştirecektim. Dolayısıyla çalışırken hiçbir zaman onu kötü bir şey olarak kendime görmedim. ’’ Evet, çalışıyorum, bu bana faydalı olacak, ben insan hayatıyla uğraşıyorum mecburum.’’ diye çalıştım. Dolayısıyla beni birinci yapan şey bu olmuş olabilir, sorumluluk bilinci. Bunun zaten bütün doktorlarda olması gerekiyor. Zaten çevrenizde de ilgisini görüyorsunuz arkadaşlarınızın, doktorların ve asistanların. Bakacaksınız ki gerçekten işini o kadar büyük bir özveriyle yapıyor ve sorumluluk bilincine sahip ki böyle hayretle izliyorsunuz. Ama bazı insanlar da sallıyorlar böyle işi. Dolayısıyla bir insanı doktorluk adına bir şey başarıya götürecekse o;  görevinin, sorumluluğunun bilincinde olmaktır.

FT: Bence tıp okumanın püf noktası….

MK : Sabır lazım. Benim kanaatim o. Ders çalışırken sabredeksin. Hastalara sabredeceksin. Hocalara sabredeceksin.  Asistanlara sabredeceksin. Kısaca hemşiresinden tut hastanedeki sağlık personeline kadar sabredeksiniz. Ben personelden bile azar yediğimi bilirim. Hem onların işini yapıyorsun, hem azar işitiyorsun. Sabretmezsen okul gitmez yani. Kimse senden yana olmaz çünkü.

FT: Bir idolünüz var mı?

MK: Hayatını görüp de özendiğim kimse olmadı. Aklımda spesifik bir hayat var, onu kurmak istiyorum. Nasıl bir hayat? İkiye ayrılıyor aslında. İdealist bir insanım, başarılı olmak istiyorum evet. Ama yuva kurmak da istiyorum, ailem olsun, çocuklarım olsun. Ben yengeç burcuyum, anaç bir insanım. Tutunacak bir dalım olsun istiyorum. Öyle olursa ailemle işimi beraber götüreceğim güzel bir sentez ortaya çıksın istiyorum. Olmayacaksa da sonuna kadar giderim, onu da biliyorum. Olur da bir aile hayatım olmazsa gidebileceğim yerin sınırı yoktur. Olabilecek her şeyi yaparım, gidebileceğim her yere giderim. Yapabileceğim her türlü başarı için uğraşırım. Dolayısıyla öyle idol olarak spesifik bir insan var mı yok. Görüp gözlemlediğim ah keşke öyle olayım dediğim dizi karakterleri var. Ben onlara aşırı özeniyorum. Mesela Supernatural’da Dean Winchester’a hayrandım.  Fringe’de Anna Torv’u da beğeniyorum. Şimdi Pretty Woman izliyorum, orada Vanessa’ya hastayım.

FT: Herhangi birinin favori insanı mısınız?

MK: Benim gibi olmak isteyen var mı gibi bir soru. Öyle değil de daha çok girdiğim ortamlarda sevilirim. Enerjik bir insan olunca insanlar genelde enerjik insanı sever, muhabbete giren falan. Bence birinin öyle özellikle favorisi değilimdir. Kimse o kadar beni sallamıyordur.

FT: Bence artık hepimizin favori insanısınız.

MK: Teşekkür ederim.

FT:  Son sözünüz var mı bizlere?

MK: Waffle güzelmiş. (Gülüyoruz.)

FT:  Çok teşekkür ederiz bize zaman ayırdığınız için.

MK: Ben teşekkür ederim.

Eda Gül KARACA, Nurda Öztürk, Tuğçe ÇAKIR

 

 

1 YORUM

  1. […] Dersler olmasa da, stres zorluyor. Derslere giden ve sürekli notlara çalışan bir insan hiç zorlanmaz. Son haftaya bırakan da bir hafta başını kaldırmaz ama her gün derse gidenden çok daha başarılı olabilir. Tıp Fakültesi başarı anlayışı biraz farklı. Göreceksin ki, senin yarın kadar çalışmayıp senin yarın kadar bilmeyen insanlar sadece çıkmış soru ezberleyip senden daha iyi notlar alacaklar. Sistem çok farklı işliyor. Girince alışırsın. Daha önce yaptığımız okul birincisi röportajını okumanı öneririm: https://fakultatiftipci.wordpress.com/2016/06/30/ataturk-universitesi-ingilizce-tip-fakultesi-okul-b… […]

CEVAP VER