;

0
40
views

İnsanlar kaçışıyorlar. İnsanlar bağrışıyorlar. Kuşlarımız bırakmış uçmayı ve gemilerimizin tümü karaya oturmuş, yağmalanmış. Yangınlardan çıkan dumanla mı yoksa yıkılan binaların tozundan mı olduğunu bilemediğim bir karanlık var. İnsanlar tutuşmuş, susuz. Kadınlar görüyorum avuçlarıyla ağızlarını kapatmış, şaşırmış kadınlar. Başlarını kucaklarına gömmüş çaresiz adamlar görüyorum ve gözleri sımsıkı kapalı, korkmuş çocuklar. İtilmiş. Bütün kelimeler yanlış bir manada kullanılıyor. (Anlaşamıyoruz.)

Balkonlar intihara meyilli sahipleri ve menekşe saksılarıyla yere bırakıyor kendilerini. Toprak artık kardeşimiz değil. Bazıları apartmanları çevreleyen duvarların arkasına saklanmış ellerine geçen taşı duvarın diğer tarafına atıyor. Boşluğa. Adını bilmedikleri kötüye. Bu bir savunma şekli, belki hayatta kalmanın gülünç bir yolu ama ben yapmayacağım, sen de yapmıyorsun. Bir çocuk fırlıyor önümüze duvarın arkasından.  Babası ya da katili olduğunu düşündüğüm bir adam elindeki taşla çocuğa saldırıyor ve onu duvarın arkasına sürüklüyor tekrar. Uzaktan çocuğun ağladığını, bağırdığını görüyorum ama sesini diğer bağırışlardan ayıramıyorum. Çocuk yalvaran gözlerle adama bakıyor ve adam yalvaran gözlerle çocuğa.

Neyden ve kimden kaçtığımızı anlayamıyorum. Sen de anlayamıyorsun. Şimdi kaçıp kaçmadığımızı bile bilmiyorum. Ben  ayağımdan, şakağımdan ve elimden yaralandım. Artık yürümek çok zor bir iş. Şakağımdan boynuma bir serinlik yayılıyor ve ellerim kanlar içinde. Senin ellerin de öyle. Biz çoktan teslim olduk diyorum. Teslim olma özgürlüğümüz diyorsun. (Ben tuvalet borularına sıkışmış bir kediden, eski bir odadan ve bir demlik çaydan daha kıymetsizdim.)

Gözleri olmayanlarla dolu dünya. Şimdi anlıyorum ki benim de gözlerim yok, senin de. Herkesin kör olduğu bu yerde insanlar birbirine çarpa çarpa ilerliyor. Belki taşlara takılıyor ayakları, sendeleyip yere kapaklanıyorlar. (Meçhule, düşe kalka, elleri toprakta, sürünerek.) Bana çarpan insanlar arasında tanıdıklarım vardı belki, arkadaşlarım, kardeşlerim ama senden başkasını bulamıyorum.

Bütün bu olanlara teker teker tanıklık etmiştim daha önce. İnsanların taşlandığını, yakıldığını, ağladığını, bağırdığını, vurulduğunu görmemiş miydim? Savaşlar, yangınlar, yasal cinayetler, intihara sürüklenenler ve onların katilleri. Hepsini görmüştüm. Şimdi  kulaklarımızdaki gürültüler, camların patlaması ve taşların toprağa çarpışı beni şaşırtmamalı. Ama bir gürültüden fazlası bu. Çünkü ne dopdolu bir sinema salonunda filmin başlamasını bekliyoruz ne de bir öğle sonrası hep kalabalık olan o caddede buluşmak için sözleştik. Bir yıkımın sesi bu. Bir kıyımın. Ben çok daha önce kıyılmış olduğumuzu düşünüyorum. Bizim dikkat çekmeden, tedirgin yürümemize, onlardan kaçmamıza ve yaşamamıza izin verenleri düşünüyorum. Bize eziyet etmedikleri, bizi dövmedikleri, kalbimizi yerinden sökmedikleri ve aç, vahşi bir kalabalığın önüne çıkartıp Ecce homo demedikleri için onlara ve çağdaşlıklarına duymak zorunda bırakıldığım minneti düşünüyorum. Bizi ifşa etmedikleri için. Seni düşünüyorum sonra. Bizi şehirden ayıran o cam kutuda oturduğumuz akşama dair pek bir şey hatırlayamıyorum. Sen hatırlıyorsun. Ben de başka şeyler hatırlıyorum ve ikisini birleştirerek bir hayatımız olabilir diyorum. (Başka bir yaşam varsa o yerlerde, gidebiliriz.)

İyi ki gözlerimiz yok diyorum. İnsan kulaklarında bu cinayet sesleriyle yürüyor olsa da güzel şeyleri tahayyül edebilir diyorsun. Artık ayakta durmak bile güç ama benim gözlerim sakin bir deniz buluyor şimdi ve ayaklarım ona koşuyor. Yaralı elinden damlayan kanla dolu avuçlarım ama senin gözlerin bir kum denizi buluyor şimdi ve sapsarı kumlar akıyor avuçlarından. Göremediğim, belki bir daha hiç göremeyeceğim güneş, yüzünü ısıtıyor tüm umutsuz geçirdiğin günlerde yaptığı gibi. Gözlerin kör değil daha çok kahverengi.

Herkesin kör olduğu bu yerde nasıl bulduk birbirimizi diyorum. İyi ki gözlerimiz yok diyorsun. Artık gece ve gündüz bir. Artık gece gündüz parklarda dolaşabiliriz. Bağırışmalar da kesiliyor yavaş yavaş, sağır mı yoksa dilsiz mi olduğumuzu kestiremiyorum. Ama seni hala duyabiliyorum. Belki bir odamız olur diyorsun. Pencereyi açarız ve sokağın sesi girer içeri. Sokağı duyunca yaşadığımızı anlarız. İçimiz dalgalansa bile sokak sakinleştirir bizi, umutlandırır. Artık hissetmediğim ayağımı ve her yerimizden sızan kanları yok sayıyorum. Senin yaralı, soğuk elini de. Böylece bir süre daha inanabilirim yaşayacağımıza. Şimdi akışını duyduğum soğuk bir su buluruz ve yıkanırız belki diyorum. Belki bir odamız olur diyorsun ve yere uzanıp kitap okuruz. Ve ikimizin de yaralar içindeki elleri birbirini tutar. O zaman kurtulmuş oluruz. Kavuşmuş, bulmuş. Affetmiş, affolmuş. (Seni sakladım diyorum. Seni hep saklayacağım. Kimse sana dokunmaya, seni taşlamaya ve seninle alay etmeye cesaret edemeyecek. Korkmayacaksın artık. Seni saklayacağım.)

Sara

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=BOeyUgki9oE]

CEVAP VER