Stetoskopta Darbe Sesleri

2
146
views
Sıradan bir Ankara gecesiydi. Arkadaşlarımızla küçük bir toplantı için Gölbaşı’nda Mogan Gölü’nün kıyısında bir oteldeydik. Otel, Ankara’nın merkezine 30 km kadar uzaklıkta olmasına rağmen, ev sahipliği yaptığı düğün sebebiyle hareketliydi. Bu sıralarda aramıza katılmak için uçakla Esenboğa Havalimanı’na gelmek üzere olan bir arkadaşımızı karşılamak için 8-9 arkadaş yola çıkmak üzereydik. Önce arkadaşımızı alıp sonra Kızılay’da bir şeyler atıştırmak, biraz zaman geçirip sonra otele dönmek niyetindeydik. Tam otelin kapısından çıkarken bir arkadaş Boğaz Köprüsü’nün kapatıldığını gülerek söyledi. Biz pek ciddiye almadık. Malum sosyal medya üzerinden bu tarz yalan haberler zaman zaman yapılabilmekteydi. Güldük ve arabalara doğru yürümeye devam ettik. Sonra aynı dakika içinde bir arkadaş da Ankara’da Genel Kurmay’da çatışma çıktığı şeklinde bir bilgi aldığını söyledi. Biz yine bunun kocaman bir twitter şakası olduğunu düşünmekteydik. Durumun ciddi olduğunun farkına ise arabaya bindikten sonra darbe olduğunu söyleyen bir askerin videosunu ve köprünün kapatılma sahnelerini izledikten sonra ancak varabildik.
Otelin kapısından çıkmadan durduk mini bir toplantı yaptık ve hareket etmeme kararı alarak otelde televizyonun başına koştuk. Jenerasyon olarak darbeleri sadece kitaptan okuyan bizler gerçekten inanamamış, başka bir terörist hareketlenme olduğunu düşünüyor belki de ilk defa böyle bir şey olmasını ümit ediyorduk. Darbe girişimi  olduğuna dair haberleri televizyonda görünce hepimizi birden bir panik havası ve şaşkınlık sardı. Ne yapacağımızı hiçbirimiz bilmiyorduk çünkü darbe nedir, nasıl olur hiçbir fikrimiz yoktu. Herkes telefonuna sarıldı. Ben de babamı arayıp darbe olmuş olabileceğini söyledim merak etmemesini telkin ettim ve Ankara’dan uzakta Gölbaşı’nda olduğumu söyledim. Bu sırada otelde düğün devam ediyordu ve bir yandan havai fişekler atılıyordu yani zaten kulaklarımız küçük havai fişek patlamalarına aşinaydı. Dışarıda minik grupcuklar halinde durum değerlendirmeleri yaparken yine bir gürültü sesi geldi. Ama bu seferki bir havai fişeğinin çıkarabileceğinden çok daha gürültülü ve derindendi. Bomba olduğundan şüphelendik ama o sırada Gölbaşı’ndaki Polis Özel Harekat Merkezi’nin saldırıya uğramış olacağı aklımızın ucundan bile geçmemişti. Patlamanın haberinin de gelmesi çok uzun sürmedi. Bu sırada arkadaşlardan bazıları ısrarcı bir şekilde Ankara’da merkeze yakın yerlere gidip olayları görmek istiyordu. Benimse aklımda Gölbaşı Devlet Hastanesi’ne gitme fikri vardı. Tabloyu hayal edemesem de burada bir yardım ihtiyacı olabileceğini kestiriyordum. Birkaç arkadaş benim fikrime katılarak hastaneye gitmemiz gerektiğini savunmaya başlamıştı. Sonunda birimiz fitili ateşledik ve birkaçımız Kızılay’a birkaç arkadaş da Gölbaşı Devlet Hastanesi’ne gitmek üzere yola çıktık.
Otelden yola çıktığımızda Gölbaşı sokakları bomboştu. Sıradan bir gece gibiydi. Hastanenin yolunu bulup yaklaştığımızda, etraftaki sakinlik bizi çok bir şey yok düşüncesine sevk etmeye başlamıştı. Ta ki hastaneye giren son sokakta bekleyen bir güvenlik görevlisine: “Durum nedir, bir ihtiyaç var mı?” diye sorduğumuzda “Var.” cevabını alana kadar… Bu cevap zaten hepimizde müthiş bir şok etkisi yaratmıştı. Arkadaşlarımla birlikte aceleyle arabayı bir yere bırakıp hastaneye doğru koşmaya başladığımızda acil servisin önünde onlarca insanımızın yardıma muhtaç bir şekilde bekliyor olduğunu gördük. Kapıda bekleyen güvenlik görevlilerine doktor olduğumuzu söylediğimizde içeriye girmemize izin verdiler. Gördüğümüz ilk sağlık personeline kendimi tanıttık ve destek gerekip gerekmediğini sorduk. Şu an ilk dakikalara göre daha iyi durumda olduklarını ama hasta beklediklerini söylediler. Bu sırada içerideki insanları incelerken yüzlerdeki gerginlik ve yorgunluk apaçık bir şekilde ortadaydı. Herkes şaşkındı. Ama bir yandan da herkes bir şeyler yapmaya, bir işin ucundan tutmaya çalışıyordu. O sırada acil serviste müdahale edilecek hasta olmadığı için üst kata çıkmamızı orada müdahale edilebilecek yaralıların olduğunu söylediler. Dikiş atılması, pansuman yapılması gereken birçok yaralı polisimiz vardı. Bilinçleri açıktı, ama düşünebildikleri tek şey yaşadıkları bombalama anıydı. Hepsi ağız birliği yapmış gibi, patlamanın etkisiyle kulaklarının çınladığını, bunun bir türlü geçmediğini söylüyordu. İyi durumda olanların bile bir çok yerinde şarapnel parçaları vardı. Biz kendisi Stajyer Doktor olan bir arkadaşımla birlikte yaralılara gereken müdahaleleri yaparken bir yandan insanlar geliyor: “Bir şey lazım mı, su lazım mı, aç mısınız?” sorularıyla sürekli oradaki yaralı polislerimizin ve bizim durumumuzu kontrol ediyordu. Türk Milleti gerçekten birlik olmuştu, herkes yardımcı olabilmek için kendini parçalıyordu. Bu sırada dikiş atmakta olduğumuz bir yaralı polisimize: “Olay yerinde durum nasıldı?” diye sorduğumuzda yüzünde bir dehşet ifadesiyle: “Şimdiki sayılar az herkes yerlerde yatıyordu, henüz kimse oradan hasta almaya gidebilecek durumda değildir.” dedi. Fakat bu sırada zaten hastanemizde 17 şehit vardı. Nitekim sonradan bu sayı polisimizin de ifade ettiği gibi arttı, 47’ye çıktı. Yukarıda yatan yaralılarımızın akut müdahalelerinin tamamlanmasıyla birlikte tekrar acile döndük. Sabah saat 4’e kadar yeni bir yaralı gelmemesi, durumun daha da kötüleşmemesi için dua ederek acil serviste bekledik. Sonra acil servis rahatlayınca oradaki sorumlu hekimin telkinleriyle, içimiz hiç rahat olmasa da, lazım olması durumunda arayabilmeleri için irtibat numaralarımızı bırakarak, otelimize geri döndük. 
Orada müdahaleye devam ederken hayatımdaki en karışık duyguları yaşadım. Bir yandan milletimizin zor günde kendinden vazgeçip polisine, askerine yardım etmek için koştuğu efsanesini o geceye kadar sadece kitaplardan okuyan ben, o gece bizzat yaşayarak tecrübe ettim gururlandım. Fakat bu gurur, bir yandan elimin altında müdahale ettiğim polislerimizin durumunu gördükçe dehşet ve üzüntü duygularına karışıyor ve kaybolup gidiyordu. Hayatımda yaşadığım en trajik geceydi. Allah milletimize bir daha böyle bir gece yaşatmasın.

2 YORUMLAR

CEVAP VER