Veronika Ölmek İstiyor

0
79
views

“Simyacı” romanıyla kitlelere ulaşan Paulo Coelho’nun bir diğer popüler romanı Veronika Ölmek İstiyor, normal bir insanın hayattan isteyebileceği birçok şeye sahip bir genç kızın intihar girişiminde bulunmasıyla başlayan bir hayata tutunma hikâyesi. İntihar ve hayata tutunmak birbirine bu kadar karşıtken nasıl bir arada bulunabilir? Sahip olduğumuz şeylerin değerini en iyi onları kaybettiğimizde anladığımızı söylerler. Peki, sahip olduğumuz en değerli şey için -yaşam için- de bu geçerli midir? Veronika gerçekten ölmek istiyor mu?

Romanın ana karakteri, isminden de anlaşılacağı üzere Veronika. Roman, Veronika’nın üzerinde bir süre düşünüp planladığı intihar girişimiyle başlıyor. İçtiği haplar onu öldürmeye yetmiyor ve kendini Vilette Akıl Hastanesi’nde buluyor. Doktor ona intihar girişimi sırasında kalbinin ağır hasar gördüğünü ve en fazla birkaç gün daha yaşayabileceğini söylüyor. (Romanın tıbbi ayrıntıları bir Yeşilçam filmini aratmayacak nitelikte.) Veronika, bu hastanede yatan başka hastalarla tanışıyor. Romana birçok farklı karakter dâhil oluyor. Bu karakterlerin hayat hikâyeleri de oldukça dikkat çekici. Veronika; Mari, Eduard ve Zedya ismindeki roman karakterlerinin de hayata tutunma yolculuğunda onlara ilham veriyor. Veronika, hayatının son saatleri olarak düşündüğü birkaç gün içerisinde aslında ne kadar da yaşamak istediğini fark ediyor, âşık oluyor, daha önce hiç yapmadığı şeyleri yapıyor ve ölümü bekliyor.

Romanın ana fikri açık. Yazar, okuyucuya sıradan sandığımız birçok değerli şeye sahip olduğumuzu gösteriyor. Bunlardan en önemlisi de yaşamımız. Veronika, öleceğini duyduğunda doktorundan iki şey istiyor: Birincisi uyumasını engelleyecek bir ilaç, ikincisi ise hastaneden çıkıp özgürce yaşamak. Okuyucu, her ikisinin de kendinde olduğunu fark ederek, yaşadığı hayata ve sahip olduğu zamana hak ettiği değeri vermeye karar veriyor. Roman boyunca okur, satır aralarında hep aynı soruyu soruyor kendine: “Yaşamak için 24 saatim kalsaydı neler yapardım?” Bu sorunun cevabını vermek zor, çünkü insanlar bu mantıkla yaşamıyor. Yapacak bir sürü şey ve bir sürü zaman var. Böylece elimizde kalan tek şey ertelenmiş mutluluklar oluyor. Oysaki mutlu olmak için sahip olunan tek şey: şu an.

Romanda kullanılan şiir, mektup ve semboller oldukça etkileyici. Veronika’nın hastanede tanıştığı arkadaşlarından Mari, Veronika’nın hikâyesinden etkilenip iyileşmeye karar veren hastalardan biri. Bu kararı verdikten sonra kütüphaneye gidip eline ilk gelen kitabı açınca karşısına bir şiir çıkıyor. Şiirin bir kısmı şöyle:

“Yürü kalbinin gösterdiği yolda

gözünle gördüğünü tanı:

ama bil ki bütün yaptıkların

yargısına uğrayacaktır Tanrı’nın.”

Tam okuyucu “Peki hayatımı neyin üstüne kurmalıyım?” diye kendine sorarken, bu mısralarla karşılaşıyor ve yazar yürüyeceği yönün kalbinin gösterdiği yön olması gerektiğine vurgu yapıyor. Mari’nin hastaneyi terk ederken yazdığı mektup da, romanda kullanılan ilgi çekici tekniklerden biri. Romanın anlatımda doruğa ulaştığı noktalardan biriyse, sembol olarak bir yılanın üstüne basan kadının resmedildiği tablonun anlatıldığı bölüm. Veronika tabloyu şöyle anlatıyor: “Resimde bir kadın –Katoliklerin Madonna dedikleri- dünyanın üstünde durmuş, ellerini dünyaya doğru uzatmıştı, parmak uçlarından ışınlar uzanıyordu. Ama beni asıl şaşırtan bu kadının canlı bir yılan üstünde duruyor olmasıydı. Anneanneme sormuştum: ‘Yılandan korkmuyor mu? Ya ayağını ısırıp zehriyle onu öldürürse?’ Anneannem şöyle demişti: İncil’e göre dünyaya kötülüğü de iyiliği de yılan getirmiştir. Kadın sevgisiyle hem iyiliği hem kötülüğü kontrol ediyor.Bu imgelemde yılanın iyi ve kötüye hâkim olacak kadar güçlü olmasına rağmen, kadının sevgiyle ikisini de kontrol ediyor oluşu sevginin ne denli güçlü olduğunu gösteriyor. O halde, bir şeyin iyi olmasını sağlayan tek şey sevgi barındırması. ‘Yüreğinin götürdüğü yere git’ mesajı veren şiir ve ‘iyi ve kötüye sahip olan tek şey: sevgi’ imgelemi okuyucuya şu mesajı vermekte: “Yaşadığın hayatın kıymetini bil, yaşadığın hayatı severek bunu en iyi şekilde gerçekleştirmiş olursun.”

Paulo Coelho, aslında herkesçe bilinen ama çok az kişi tarafından uygulanan “anı yaşa” mesajını güçlü anlatımıyla okuyucuya bir kez daha hatırlatıyor. Anlatımda kullanılan; şiir, mektup, imgelem gibi edebi teknikler mesajın etkisini artırırken, okuyucuda çarpıcı bir etki oluşturmakta. Romandaki tıbbi ayrıntılar inandırıcılığı bir hayli azaltsa da, (Hatta romanın sonu tıbbi etiği yok sayarak bağlanmakta.) romanda verilmek istenen mesaj direkt bir yolla okuyucuya ulaştırılmıştır. Yaşama tutunmak için bir neden arayanların okuması gereken etkileyici bir roman.

Eda Gül Karaca

Kaynakça: Coelho, P. (2016). Veronika Ölmek İstiyor. İstanbul: Can Yayınları.

CEVAP VER