KAYIP MU MU?

1
32
views

Şimdiye kadar, Türklerin anayurdunun Orta Asya olduğunu öğrendik hep. Peki, hiç soranımız oldu mu “Türkler Asya’ya nereden gelmişti?”. Bu Türk tarihinin bir önce tarihi daha olmalıydı.

Uzun süre araştırma yaptığım bu konu hakkında size elimden geldiğince özet olarak aktarmaya çalışacağım. Yazım 2 bölümden oluşacak. Okumakta olduğunuz ilk bölüm kayıp Mu kıtasına ait görüş ve teorileri baz alan, kanıtlara dayalı geniş araştırmaları içermekte. İkinci bölüm ise asıl can alıcı bölüm yani belki de kanıtlandığında büyük ses getirecek 15 bin yıllık Türk tarihi görüşünü içeren ve ulu önder Atatürk’ün de çalışmalarını içeren bölüm olacak. Şimdiden iyi okumalar.

Mu kıtası hala gizemi çözülememiş tahmine göre 70 bin yıl öncesine dayanan Büyük Okyanus’ta bulunan Avustralya kıtasının 2 veya 3 katı büyüklüğünde bir kıtaydı. Çeşitli doğal afetler yüzünden 12 bin yıl önce parçalanıp sular altına gömüldüğü düşünülüyor. Tam olarak kanıtlanamadığı için Atlantis gibi efsane olduğu batı dünyası tarafından savunulsa da teoriden öteye gidecek kanıt ve çalışmalar mevcut.

resim-1

 

İlk kez Albay James Churcward tarafından ortaya atılan geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu bu kıta başta Albayın Tibet’te hobi olarak tapınak arşivlerinde yaptığı araştırmalar sırasında bulduğu tabletlerle fark edildi. Tabletler çok eski bir dil olan Naga-Maya diliyle yazılmıştı. Albay 2 yıl boyunca tapınakta tapınak rahiplerinden dil için eğitim aldı. Tabletler eski olduğu için tam çözülemedi ve eksik yazıtlar olduğu anlaşıldı. Hayatının geri kalan 50 yılını Çin ve çevre adalarda araştırma yaparak geçirecekti. Bu zaman zarfında (1921-1923) araştırmacı arkeolog olan doktor William Nile de Meksika’da yaptığı çalışmalarda 2600’den fazla tablet bulmuştu. Bu tabletlerin en az 12 bin yıl öncesinde Mayalara ait olduğu düşünülmektedir. Bunları inceleyen Churchward ve Nile yazıların Tibettekilerle aynı dil olduğunu ve birbirlerini tamamlar nitelikte olduklarını anladılar. Gerek bu tabletlerde gerekse Çin ve yakın adalarda bulunan yazıtlarda en çarpıcı olanıysa  “Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık”   yazısının ortak olmasıydı. Aynı zamanda yazılanlardan elde edilene göre çok ileri bir uygarlık olan tahminen 64 milyon nüfusa sahip bu kıtada telepati, astral seyahat yeteneklerin olduğu, tek tanrılı bir dine sahip oldukları, koloniler halinde kıtalar arası seyahat yapabilecek denizcilikleri olduğu anlaşılmıştır. Hatta bazı araştırmacılara göre insanlığın başlangıcı olduğu düşünülen bu kıtadakiler Atlantislilerin atalarıdır. Hepimizin mısırlılardan bildiğimiz RA ilk olarak Mu kıtasında kullanılmış ve güneşi temsil etmiştir.

Daha sonra yapılan araştırmalarda dünyanın bir çok yerinde eski tapınaklarda Mu’yu destekleyen yazıtlar ve Hindu destanlarında izlere rastlanmıştır. 1970’lerde Atlantis’in tek kayıp kıta olmadığı kabul görmeye başlamış ve pasifikte takım adalarda araştırmalar başlamıştır. Günümüzde Polinezya, Mikronezya, Fiji ve Hawaii takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır. Bu adalarda yaşayan kabilelerde benzer yazı, şekil ve ortak gelenek görenekler tespit edilmiştir fakat birbirleriyle iletişime geçebilecekleri denizciliğe sahip değillerdir. Ayrıca adalarda tonlarca büyüklüğe sahip çok eski tapınak kalıntıları da mevcuttur. Örneğin bu adalardan biri olan Paskalya adasında 50 tona kadar çıkabilen 600’e yakın taş heykeller, denize gömülü taş lahitler ve tapınak kalıntıları mevcuttur. Şaşırtıcı olan diğer bir şey ise bazı adalarda bulunan tapınaklar o adaya ait toprak yapısına ait olmamasıdır. Yani tonlarca ağırlıktaki sütunların uzak diyarlardan getirildiği tek yer mısır piramitleri değil. Ayrıca mısır mumyalarından daha eskiye dayanan mumyalar da mevcut.

Kıta battıktan sonra yayılan kolonilerden en büyüğünün Gobi çölü çevresinde kurulan Uygur imparatorluğu olduğu düşünülüyor. Ama bu imparatorluk bizim bildiğimiz Uygur Türkleri devleti değil. Aradan on binlerce yıl olsa da iki devlet arasındaki tek benzerlik devlet isimleri değil. Kullanılan diller farklı olsa da çok sayıda kelime ve anlamları birebir aynıdır.

Tabi o yıllarda dünyada böyle çalışmalar varken Ulu Önder Atatürk’ün bu gelişmelerden geride kalmasını bekleyemeyiz. Daha 16-17 yaşlarında okul arkadaşı Ali Fuat Paşa’nın babasından aldığı tarih ve uygarlık kıvılcımı özellikle yaşamının son 5-6 yılını kapsayan hatta hasta yatağında bile ilgilendiği tek konunun Türklerin kökenini ortaya çıkarma düşüncesi….

Efendiler;
İnsanlık dünyasında en az 100 milyonu aşkın nüfustan
oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yer yüzündeki
genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır.

M.KEMAL ATATÜRK

 

Devamı bölüm 2 de 😀

Elham Mine İŞ

1 YORUM

CEVAP VER