ATATÜRK’ÜN MU MERAKI

0
146
views

Bir önceki  yazımın sonunda belirttiğim gibi Atatürk’ün Türk tarihi ve uygarlığına olan merakı lise yıllarından itibaren vardı. Türklerin kökenini ortaya çıkarmak, batı odaklı yaşayan kesimi asimilasyondan kurtarıp asıl kendi tarihinin eşsiz oluşunu göstermek milli birlik ve beraberlikteki en büyük ideallerindeydi. Atatürk’ün bu çabası batıya karşı ikinci bir savaş olarak değerlendirilir. Askeri ve siyasi başarının ardından Türk tarihini ve kültürünü baz alan bu kültür savaşı başarısı hedeflenmiştir.

Bu kültür savaşını açalım biraz. Çoğumuz dünyada sadece Mısır’da piramitlerin olduğunu sanır. Çin’in doğu Türkistan bölgesinde bilinen 16 tane piramit vardır. Çin hükümeti bu piramitleri araştırmaya açmak yerine ağaçlandırıp saklama yoluna gitmiştir. Bölgeye giriş çok kısıtlıdır. Neden mi? Çünkü Çin doğuda fırsat kollayan en büyük emperyalist güçtür. Çok köklü bir uygarlığa sahiptir ve bununla her zaman övünür. Tarihini çok güçlü bir silah haline getirmek için çabalarlar. Söz konusu bölgenin ise Uygur Türklerine ait olduğu bilinir. Bu etnik tarih bakımından kanıtlandığı taktirde Uygur Türklerine karşı gösterdiği şiddet ve baskı yüzünden tüm dünyaca yargılanabilir. Bu ciddi bir siyasal sıkıntı doğurur. O çok övündüğü köklü uygarlığın aslında zorbalıkla, asalet dışı elde edinmiş bir geçmişe dayanması…

resim-6

 

Aynı politika batı için de geçerlidir. 18. ve 19. yy.’da batılı bilim adamları Anadolu ve Asya’da yaptıkları kazı çalışmalarında bulunan köklü uygarlıkları sahiplenmesi ve kendi köklerini bu topraklara dayandırma düşüncesi aynı siyasi sıkıntıya ülkemizi sürükleye istemelerindendir. Buna batı merkezci tarih politikası eşlik etmektedir. Batı merkezci tarihi açıklarsak; 18.yy’da başlayan sömürgecilik ve emperyalizm için asker ve siyasi güç yanında 3. bir silaha ihtiyaç vardı o da tarih ve arkeoloji. Bu yüzden yukarıda anlattığım kazı çalışmaları yapıldı. Anadolu’da Hititleri, Irak’ta Sümerleri buldular ve sahiplendiler. Bu bölgelerde savaşla elde edemedikleri toprakları tarih sayesinde kendilerine tapulamayı amaçladılar. Sonuçta ‘’Sen doğulusun, sen 2.sınıfsın, sen geri kalmış bir ırksın, Orta Asya’ya geri dön…’’ söylemleri kulakları doldurmaya başladı. Aynı zamanda sömürgeleri gerek dil, din gerekse kültür ve eğitim sistemiyle asimilasyona gittiler.

Peki bunlar oluyorken bizim politikamız neydi? Evet 2. savaşımız olan kültür savaşı… Osmanlı yıkıldıktan sonra kurulan bu ulus devletin köklerine ulusal tarih enjekte edilmeliydi. Aynı zamanda Türkiye’nin tüm bilimsel ve sosyal alanlarda da milli bilinç dahilinde gelişmesi asıl amaçtı. Atatürk’ün yapmaya çalıştığı bu batılı anlayışına başkaldırı dahilinde 1932 yılında emekli general Tahsin Mayatepek Meksika’ya elçi olarak atanmıştır. Asıl amacı ise Maya dili ve Türkçe arasındaki benzerliğin araştırılmasıydı. Bu arada yabancı ülkelerden çok sayıda bilim adamı getirildi hatta Hitlerin ülkeden kovduğu bilim adamları büyük riske girilerek Türkiye’ye kabul edildi. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu kuruldu.

Meksika’ya giden Tahsin Bey araştırmalarına Maya dilinde 130’dan fazla kelimenin birebir Türkçeyle aynı olduğunu köken benzerlikleriyle başladı. Ayrıca ilk Mayaca-Türkçe sözlük de yine bu araştırmalar sonucu Atatürk tarafından yazılmıştır. Araştırmalar William Nevi’nin bulduğu tabletlere kadar uzanınca MU serüveni Atatürk için başlamış oldu.

mu 1.png

 

Tahsin Bey bu konular hakkında geniş araştırmalar yapmış ve Atatürk’e çok sayıda rapor göndermiştir. Ayrıca James Churchwart’ın da yazdığı 4 kitap Türkiye’ye gönderilmiş ve yaklaşık 60 kişilik bir çeviri ekibiyle çevrilip bizzat Atatürk tarafından incelemeye alınmıştır. Mu’daki geniş uygarlığın, ileri teknoloji ile güneş enerjisinden aydınlanması, demokrasiye benzer yönetim şekli gibi konular Ata’nın not defterinde özellikle işaretlenmiş yerler arasında. Laf aramızda biri beni Anıtkabir kütüphanesine gönderse kimse beni dışarı çıkaramaz 😀

Tahsin Bey’in araştırmalarından bahsedecek olursak, Maya ve Astek  uygarlıklarının eşyalarının Türklerinkine benzediği, davulların kalkanların üzerindeki ay yıldıza kadar aynı olduğunu içeren 3 ciltlik defter halinde hazırlanmıştır. 2 defter hala TDK’dadır. 3. defter ise kayıptır ve içinde dini inanış ve törenlerin benzerliği anlatıldığı düşünülmektedir.

mu 2.png

 

Tüm bu çalışmalar sürerken ne yazık ki Ulu Önder hastalığa yenik düşmüş çalışmalarını tamamlayamamıştır. Buna karşın yine de Atatürk’ün kendi yazdığı Türk Tarihi kitapları vardır ve içlerindeki birçok haritayı kendi çizmiştir. Bu kitaplar cumhuriyetin ilk yıllarında okullarda ders kitabı olarak kullanılıyor ulusal bilince sahip bireyler yetiştiriliyordu. Ama gelin görün ki Lozan imzalandığında düşman devletlerin ‘’ Bu masada size vermek zorunda kaldıklarımızı tek tek geri alacağız.’’  sözleri yine kulaklarımda. Türkiye daha Atatürk’ün vefatından aylar sonra 1939 yılında, daha sonra 1949 yılında ABD ile 2 tane imzalıyor. Bu anlaşmanın şartlarından biri de Atatürk’ün kitaplarının müfredattan kaldırılması.

İnönü ve Menderes hükümetleri zamanında yapılan bu değişiklikler sonucunda tarih kitapları tekrardan düzenleniyor. Bu kitaplarda bırakın eski Türk tarihini, Osmanlı’nın bile kültür medeniyeti kısıtlı yere sahiptir. Geneli savaşlardan oluşan tarih derslerini hepimiz hatırlıyoruz. Bilinen 7 bin yıllık tarihimiz 600 yıllık savaşlara indirgenmiştir. Bu yüzden sıkça duyduğumuz ‘’Türkler savaşmaktan başka bir şey bilmez, onlar evrimlerini tamamlayamamış bir ırk…’’ söylemleri bizi harekete geçirmiyor. Çünkü kendi asıl tarihimizi kültürümüzü araştırıp öğrenmek için çaba sarf etmiyoruz. Batının asimilasyonlarına karşı kılımızı bile kıpırdatmazken Ulu Önder Atatürk’ün başlattığı kültür savaşını nasıl kazanabiliriz ki?

Hayata sorgulayarak bakabilmek dileğiyle…

Dostunu yakın tut, düşmanını daha yakın.

Elham Mine İŞ

CEVAP VER