Paylaşılmış Yalnızlık Cenneti

0
80
views

Öyle bir kitap düşünün ki; içinde yirmiden fazla karakter olsun ve her birinin başından tek tek onlarca olay geçsin. Kitabın her bir sayfası insanlarla kuşatılmış olsun, insanların beraberken yaptıklarını anlatsın ve kitap bittiğinde siz yalnızlık ne demek anlamış olun. İşte böyle bir kitap  Gabriel Garcia Marquez’in kaleminden çıkan ‘’Yüzyıllık Yalnızlık’’.

Özellikle masallarda olmakla beraber  filmlerde, kitaplarda, şarkılarda hep saf iyiler ve kötüler yüzde yüz sevdiklerimiz ve nefret ettiklerimiz, tamamiyle acıdıklarımız ve cezalandırılsın istediklerimiz vardır. Yani siyahlar ve beyazlar mevcuttur. Oysa Gabriel Garcia Marquez bu kitabı yazmış ve demiş ki ‘’Hayır arkadaşım gerçek dünya böyle değil. Sadece siyah ve beyazlar yoktur hayatta griler de vardır.’’ Bunu da okuyucuya iyice anlatmak için her bir karakteri öyle anlatmış ki aynı anda onların her birine hem acıyıp hem nefret ediyor;  hem kötü olduğunu düşünüp hem de mutluluğu hak ettiğine inanıyorsunuz. Ama karakterler için düşündüğünüz en baskın düşünce ‘’Gerçekten bir tek yakınları, onları anlayan bir kişi bile yok. Onlar yalnız.‘’ oluyor.

Adında olduğu gibi bu yalnızlık yüzyıl sürüyor. Bunu da José Arcadio Buendía ve eşi Úrsula Iguarán’dan başlayarak torunlarının torunlarının torununa kadar her bir kişinin hayatını bütünüyle bize aktararak yapıyor ve bunu öyle bir yapıyor ki başta kafanızın karıştığını kimin ne hissettiğini karıştırıyor gibi olsanız da kitabı bitirdiğinizde, her bir karakterin hayatını, iyi ve kötüsünü , hissettiklerini, yaşadıklarınızı sanki siz, kardeşiniz ya da en yakın dostunuz yaşamışçasına biliyor hissediyor ve her birine ayrı ayrı içerliyorsunuz. Bir kitapta bir değil en az yirmi karakter yirmi hayat tanıyor yani bir o kadar da farklı bakış açısı kazanıyorsunuz.

Dedim ya kitapta siyah beyaz yok diye. Bu sayede karakterleri yani insanları yargılamamayı kötü görünenin aslında iyi olabileceğini ya da bir insanin neden kötü gözükebileceğini, iyi görünenin ise neler düşünebileceğini fırsatı olduğunda nasıl davranabileceğini anlamayı öğreniyor, insanları tek seferde etiketlememenin, ne olursa olsun iyi huylu yaklaşmayı denemenin , empati kurmanın, en öncelikli insanlık meziyetlerinden olduğunu anlıyorsunuz.

Bir neslin anlatıldığı kitapta hep aynı isimler ufak farklılıklarla tekrarlanıyor. Başlarından geçen olaylar farklı olsa da yaklaşımların aynı isimlerde benzer olduğunu görüyorsunuz. Böylece kitap bize diyor ki ‘’Bak nesiller geçer değişir, olaylar değişir ama insanoğlu dediğimiz varlığın mayası değişmez huyu suyu iyiliği kötülüğü hep aynı kalır, insanoğlunu insan yapan da o içindeki mayanın güzel olan tarafını geliştirmektir.’’ Peki insan olunca ya da iyi insan olunca mutlu olur muyuz yalnızlıktan kurtulur muyuz? Hayır diyor kitap ama vicdanınız rahat olur hiç olmazsa huzurlu olursunuz.

Aynı zamanda kitapta Marquez’in gerçeküstü olaylara da yer verdiğini görüyorsunuz. Bir kızın havalanarak cennete (diye tahmin ediyorum)  uçması bunlardan en bariz olanı. Bu gerçeküstü olaylar kitapta anlatılmak istenilen işte gerçek insan işte gerçek hayatlar kavramının altını çizmek için kitaba serpiştirilmiş mükemmel süsler. Neden Marquez’in büyülü gerçekçilik türüyle beraber anıldığının fevkalede örnekleri.

Kitap hakkında daha bir sürü güzel eleştiride bulunabilir, insana kattıklarıyla ilgili onlarca şey söylenebilir ancak hiçbiri kitabı bizzat alıp okumak kadar etkileyici olmayacaktır. Bir çırpıda okunan sonrasında ise her düşündüğünüzde kendini daha çok sevdiren bu kitap mutlaka okunması gereken insanı insana anlatan başlıca eserlerden.

Hep okumanız ve hep mutlu yaşamanız dileğiyle..

Gizem ÇADIRCI

CEVAP VER