Tahsin Yücel – Mutfak Çıkmazı

0
385
views

Akademisyen, romancı ve deneme yazarı Tahsin Yücel, okuru toz tutan düşüncelerine tekrar temayül ettirerek rahatsız eden gerçek bir usta.

Yücel’in ilk romanı olan Mutfak Çıkmazı, kişiliği ailesinin, akrabalarının ve arkadaşlarının gelecek tahayyülü içinde erimiş, kendi kişiliğini sağlam temeller üzerine oturtamamış bir insanın çöküşünü yalın bir halde ve duru dil ile  bizlere bahşediyor.

“Ailesi ve hısımlarının kurmaca dünyasında,

yine onların düşlerinin yansımasından başka bir

şey olamayan, hiç kendi de olamamış bir adam, İlyas Divitoğlu.”

Ailesi kasabanın önde gelenlerinden olup, feodal bir toplumun içine doğan İlyas Divitoğlu’nun hayatı doğumundan yıllar önce başlar. Su götürmez bir gerçek ki cumhuriyetin ilk yargıtay üyelerinden birinin torunu olacak kişinin soylarına yaraşır bir kimse olmayacağı düşünülemezdi.

Bir zamanlar hükümet kadar zengin Divitoğullarını zaman çürütür için için. Tarlalar, dükkânlar bölünür, çocuklar çoğalır ve konaklar çöker bir bir. Aileyi tekrar eski görkemine kavuşturacak kişi Divitoğlu’ndan başkası değildir. Divitoğlu’nun doğar doğmaz küfeyi sırtına yükmişlerdir.

Yücel, hikayesinin başında -bizlere  Marquez’i hatırlatacak şekilde- kahramanının “Mustafa” tarafından öldürüleceğini bize romanın başında bildiriyor. Roman, öykü ve filmlerde sıkça başvurulan bu yöntem karakterlere acıyıp, sempati duyup karakterleri  benimsememize yardımcı olmasının yanında yazar, okura bir hikaye kurma şansını da veriyor. Giriş ve sonuç kısımlarını bildiğimiz hikayede öldürüleceğini bildiğimiz karakterlerin nasıl ve kim tarafından öldürüleceği yazar tarafından okura zorla düşündürülür. Yazar, asıl hikayenin yanında benzer bir okur hikayesi kurgulatarak bizi paralel bir evrene davet eder.

Yoksul fakat düzenli ve başarılı bir üniversite hayatına  Emel girer Divitoğlu’nun. Divitoğlu Emel’e ona olan sevgisini açtığında kendini çıkmaza götürecek ilk kilometre taşı döşenmiş olur. Kişiliği başkalarının istek ve arzularından öteye geçemeden oluşmuş bu yapay ve güçsüz organizma, Divitoğlu, Emel tarafından reddedilip ilk gerçek tokadı yediği zaman darmadağın olur. Bu olay insanlara olan güvenini de yıkar ve şöyle diyecektir Divitoğlu:

“Hepsi kördü, hepsi suçluydu: zorbaları alkışlayan onlardı, kötüleri el üstünde tutan, göklere çıkaran onlardı; iyileri, zayıfları, iyiliği, zayıflığı sinekler gibi ezen onlardı. Bu dünyayı onlar bu duruma getirmişlerdi. (…) Belki de hepsi Emel’di. Hiç değilse Emel’dendi hepsi de, hepsi de Emel’in çirkin bir gölgesiydi.”*

Biraz yoksulluktan, biraz da Emel’i unutmak için yemek yapmaya başlar. Yemeği evde pişirmenin daha hesaplı olacağı; bir işle uğraşmanın Emel’i düşünmeyi engelleyeceğini düşünür. Zamanla tutkuya dönüşen yemek pişirme arzusu Divitoğlu’nu esir alır. Okulunu, ailesini ve hayallerini unutur. Arzularına göre yaşar.

Yemek yapmanın bir de başkaldırı anlamını gizlemiştir kelimeleri arasına Tahsin Yücel. Kasabada Divitoğullarından birinin alışveriş yapması veya torba taşıması çok küçük düşürücü bir iştir. Bihassa yemek yapmak aşağılıkça bir şeydir.

Koskaca  Divitoğullarından aşçı çıkar mı hiç!

Yemek yaparken Divitoğlu içten içe aile törelerine ve kendi soyuna sopuna sövüyormuşçasına bir hisse kapılır. Bunu yaparken ailesinden ve ona yüklenen misyondan kaçsa bile arkadaşları onun iyi niyetini ve çöküş durumunu suistimal eder zaman zaman. Aslında görürüz ki ailesi, akrabaları ve arkadaşları farksızdır hepsi bir asalak gibi Divitoğlu’ndan yararlanmaya çalışırlar.

Okulu boşlayan ve insanlardan sakınan İlyas Divitoğlu’nun bu toplum normlarına uymayan davranışları çevresini rahatsız eder. Aykırılaşan İlyas Divitoğlu karakteri, Albert Camus’nun Mösyö Meursault’u ve Yusuf Atılgan’ın C.‘si gibi bir konuma düşer yaşadığı toplumda.

Divitoğlu üzerine inşa edilmiş saray kağıttan bir saraydır ve bir o kadar yapay ve onun kendi benliğine uzaktır ki küçük bir sarsıntıda yıkılacaktır.

Tahsin Yücel’in 1960’ta çıkardığı bu kısa romanda, küçük yerleşkelerdeki yokluk ve baskı halini bir kişinin tragedyası ile simgeselleştiriyor.

Bir soru: Acaba “Mustafa”nın öldürdüğü İlyas Divitoğlu bildiğimiz İlyas mıdır? Yoksa onu çoktan öldürmüşler  midir?

(*): Tahsin Yücel – Mutfak Çıkmazı Nisan 2011 syf. 22

Cem CEMALİGİL

CEVAP VER