Otomatik Portakallaştıramadıklarımızdan Mısınız?

0
35
views

Bir yıllık ömrünüz kaldığını düşünün. Ne yapardınız? Geride bırakacağınız eşinizin geçimini sağlamak için yapabileceğinizi düşündüğünüz tek şey: roman yazmak. Hayır, hayır konu aslında siz değilsiniz. Otomatik Portakal (A Clockwork Orange) kitabının yazarı Anthony Burgess‘tan bahsediyorum. Burgess, kendisine beyin tümörü tanısı konulup bir yıllık ömür biçildikten sonraki bir yıl içerisinde beş buçuk roman yazıyor. Ama daha sonra bu teşhisin yanlış olduğu anlaşılıyor. Bu süreçte yazdığı en popüler kitabı ise Otomatik Portakal.

image003.jpg

Otomatik Portakal kitabında, olayları baş karakter Alex’in ağzından takip ediyoruz. Alex, gündüzleri toplumdaki her çocuk gibi okula giden fakat geceleri çetesiyle birlikte birçok kötülüğe imza atan serseri bir çocuk. Yaşadığı toplumda kötülüğe karşı ciddi önlemler alınmasına rağmen Alex ve çetesi kötülüklerine devam etmekte israrcı fakat Alex bir gün arkadaşlarının ihanetine uğrayıp yakayı ele vererek hapise atılıyor.

Bu olaydan sonra kitabın mizahi yönü biraz daha geride kalmaya başlıyor. Çünkü olaylar daha ciddi bir hal alıyor. Alex hapishanede kötü koşullar altında yaşamaya başlıyor ve tekrar suça karışıyor. Bunun sonucunda otorite. Alex’e yeni geliştirilen bir tedavi yöntemi uygulamaya karar veriyor. Her türlü kötülüğü içeren çeşitli filmler, fiziksel olarak acı çekmesine neden olan ilaçlar eşliğinde Alex’e günlerce izletiliyor. Sonunda Alex, kötülük yapmak istediği her seferde acı çekmeye başlayan -kendi deyimiyle- bir Otomatik Portakal’a dönüşüyor. Ve bu şekilde kötülük yapmaktan alıkonmuş oluyor.

image006.jpg

Bu süreç içerisinde yazar, Alex’in ağzından, iyilik yapıldığında nedeni sorulmayan bir toplumda, kötülüğün nedeninin bu kadar araştırılmasına anlam veremediğini dile getiriyor. Ayrıca okuyuculara, insanın kendi iradesini yok edip “iyi olma”ya zorlanmasının ne kadar doğru olduğunu sorgulatıyor. Bu arada yazarın anlatımda sıkça kullandığı ve karakterler için oluşturduğu jargonlar da kitaba özel bir tat katıyor.

Peki ya siz? Otomatik portakallaştıramadıklarımızdan mısınız? Hiç sanmıyorum. Hepimiz yaşamın neredeyse her parçasında okulda, otobüste, metroda, parkta, apartmanda, sinemada iradesi kurallarla sınırlanan birer Otomatik Portakal’ız.

“Kötülüğün sebebini bulmaya çalışarak tırnaklarını kemirmeleri, kahkahadan kırılmama yol açıyor kardeşlerim. İyiliğin sebebini aradıkları yok, öyleyse niye tersini merak ediyorlar ki? Madem kimileri iyi insan olmayı seçiyor, madem bundan haz alıyorlar, onlara hayatta karışmam, kimse de bana karışmasın. Ama bana karışıyorlardı. Üstelik kötülük bireye özgüdür, sizlere, bana ve tek tabancalığımıza özgüdür ve bizleri yaratan bizim Tanrı’dır, hem de gururla ve keyifle yaratmıştır. Ama birey olmayan şeyler kötülüğe katlanamazlar, yani devlet ve yargıçlar ve okullar kötülüğe izin vermezler…Hem modern tarihimiz, bu büyük makinelerle savaşan cesur, küçük bireylerin öyküsü değil midir kardeşlerim? Bu konuda ciddiyim kardeşlerim.
Ama yaptıklarımı sevdiğim için yapıyorum.”

“Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeneğini mi? Kötülüğü seçen bir insan kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi?

“Herhangi bir şeyi sınırlandırmak çok güçtür.
Dünyayı, yaşamı sınırlandıramayız.
İyi kabul ettiğimiz, tatlı, güzel dediğimiz birçok davranışta, duyguda yabanlık vardır.
Örneğin tutkuda, müzikte.”               

                                 Nurefşan AKCAN

 

CEVAP VER