Das Boot: Mukaddes Vazife

0
23
views
“Das Boot”un 03.30 saatlik Director’s Cut versiyonunu izledim. Maalesef kesilmemiş halini bulamadığım için kesilmiş versiyonunu seyredebildim. Orjinal süresi 4 saat 53 dakika olan şaheserin sizi kasveti ve karanlığı içinde boğmasını istiyorsanız o sürümü sizin için daha uygun olacaktır.

Velhasıl, filmimiz 1941’de Atlantik Okyanusu’nda geçiyor. U-Boot filosundan U-96 isimli denizaltının kaptanı ve mürettebatının devriye görevi sırasındaki hikayesini bizlere sunuyor.

“Das Boot” sadece bir II. Dünya Savaşı filmi değil. Bize “insanların savaşını” anlatmıyor, kutsal bir amaç uğruna savaşırcasına esaret içinde savaşan, yaşamın kıyısana yollanan “savaşın insanlarını” anlatıyor. Das Boot’u bir propaganda filmi olan, hamaseti ve savaşmayı en yüksek şerefe ulaşmak için yegane şey sayan anlayışı lanse eden “Saving Private Ryan”dan çok ayırı tutmak gerek.

Çekilmiş en klostrofobik filmlerden biri olan yapıtımız başlarken U-Boot filosunda savaşın başladığı sırada 40.000 denizci olduğunu bunlardan yaklaşık 10.000’inin evlerine dönebildiklerini bizlere duyurur. Bu veriler daha film başlamadan kahramanlarımızın nasıl ölüme gittiğinin bize haberini veriyor ve saatler boyu aramızda bağ kurduğumuz karakterlerin ölümünü beklemek gibi çaresiz bir durumda bırakıyor bizleri. Aslında tecrübeli Kaptanımız, bizler gibi, sefere çıkmadan ölüme gönderildiklerinin farkındadır. Fakat çoğu çocuk yaşta olan mürettebatındaki askerlerin gözleri Führer’e olan güvenle parlamaktadır ama yakında hakikâtı anlayacaklardır.

Filmin yardımcı erkek oyuncularından “Şef” isimli karakter günlerce denizin altında olmayı iki kelime ile anlatır: “Karanlık ve Sessiz.”

13876470_312977929053599_953373453181729764_n

Çekimin küçük bir alanda yapılması seyircinin kendini karakterlere daha yakın hissetmesine olanak tanıyor, filmin klostrofobik havasının ve kasvetinin seyirciyi sarmasını kolaylaştırıyor. Daha çok “Sessiz” ilerleyen mürettebat deniz yüzeyindeki gemi sinyallerini dinlerken sanki karakterlele aramızda bir koşutluk varmış gibi onların umarsız bekleyişi bizlere sirayet ediyor. Bihassa denizaltının denizin derinliklerine inerken yüksek basınç nedeniyle eğilip bükülme sonucu oluşan mekanik sesler bize ecel terleri döktürüyor.

Bir büyük detay da “Saat Sesleri”, gerek düşmandan saklanırken, gerek denizaltı denizin dibine gömülüp hareket edemeyecek duruma geldiğinde arka fonda sürekli saat sesi var. Kimi çaresiz kurtuluşu beklerken, kimi umutsuz ölümü beklerken, kimi inançlı Mesih’i beklerken, hepsi için zaman aynı hızda tükenmekte. Bu kült film birçok ironi ile birlikte savaşa bir bakışın yanında, “savaştaki insanı” yeniden ele almakta.

“Avcılar av olduğunda.” –Wall Street Journal
Cem CEMALİGİL

CEVAP VER