Pediatri ABD Başasistanı Dr. İsmail Güzelkaş ile Röportaj

0
1008
views

FT: Öncelikle röportajımızı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.  Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım.

İG: Rica ederim. Hoş geldiniz. 1988 Manisa doğumluyum.  Manisa’da okudum ve Anadolu Lisesi mezunuyum. Fakülteyi Aydın’da Adnan Menderes Üniversitesi’nde okudum. Her tıp öğrencisi gibi benimde uzmanlık hayalim vardı. TUS Sınavından sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi pediatrisi nasip oldu. Başladık, çalışıyoruz.

FT: Tıp fakültesine gelirken nasıl bir hekim olma hayaliniz vardı? Şu anki konumunuz hayallerinizden çok farklı mı? Yoksa hep pediatri mi düşünüyordunuz?

İG: Aslında pediatriyi çok fazla düşünmüyordum. Önümde yakınlarımdan, akrabalarımdan hekimlik mesleğini yapan çok fazla örnekte yoktu. Hani lisede de iyi puan alanların hayalini kurduğu tıp fakültesi benim de hayalimdi. Tıp fakültesine girmeden önce herhangi bir bölüm yoktu aklımda açıkçası. Fakülteye girdikten sonra stajlar boyunca bölümleri gördükçe dahiliye ve pediatri daha çok ilgimi çekmeye başlamıştı. Cerrahi bölümler biraz daha soğuk kanlılık ve beceri gerektiren daha doğrusu özel ilgi gerektiren bölümlerdir diyebilirim.

FT: Yani pediatriyi isteyerek seçtiniz?  Puanınıza geliyor diye değil?

İG: Açıkçası çok öyle düzenli, çalışkan bir hayatım olmadı benim. Daha çok derste dersi dinlemeye çalıştım her zaman. Yani derslerde derse odaklanmışımdır. Dersler dışında çok fazla çalışabilen bir adam değilim. Daha çok son dönem yaklaştıkça ders çalışanlardandım ben de. Dolayısıyla çok fazla TUS’ a hazırlanamadım. TUS’ tan sonra da bölüm seçerken çok tereddüt etmedim. Zaten dahili bilimler ilgimi çektiği için pediatriyi ilk TUS’umda yazdım. O şekilde oldu meslek seçimim de.

FT: Peki TUS için az çalıştım dediniz. Özel bir çalışma yaptınız mı yani az ve öz müydü çalışmanız yoksa tamamiyle okulda öğrendiklerinizle mi hazırlandınız?

İG: TUS’a çok fazla hazırlanamadım. İnternlük zaten yoğun, bolca koşturmaca içeren bir dönem, benim içinde öyle geçmişti. Aydın’da da buradaki gibi yoğun tempoda çalıştık. Fakülteyi bitirdikten sonra elimde kaynaklarım vardı onlar üzerinden çalıştım. Ciddi bir TUS’a çalışma tablosu gösteremedim ve açıkçası internlük sürecinde çalışmaya çok da fırsatım olmadı. Ama preklinik düşünen arkadaşlar genellikle internlük dönemlerinde TUS’ a daha çok yoğunlaştılar ve çok iyi puanlar aldılar. Ama onların akıllarında zaten preklinik bölümler vardı. Bu yüzden internlük dönemlerinde bizim gibi çok fazla hastane içinde çalışmadılar. Kan almadılar, hasta takibi yapmadılar, onlar daha çok TUS’ a yöneldiler. Onlar o şekilde başarılı oldular. Bitirdikten sonra daha çok çıkmış sorular üzerinden çalıştım bir iki ay ve 54 aldım. İlk TUS’umda buraya tercih yapıp yerleştim eşimle birlikte.

_20161007_194701

FT: Aileler ve bebeklerle uğraşmak çok zordur. Bebeklerle uğraşmak bir yere kadar tolere edilebilse de ailelerle o iletişimi kurmak çok zor. En azından biz öyle görüyoruz staj boyunca. Ailelerle sorun yaşıyor musunuz? Hiç unutamadığınız bir anınız oldu mu aileler veya bebeklerle ilgili?

İG: Gerçekten de çocuk popülasyonu diğer erişkin hastalarla kıyaslandığında biraz daha farklı ve özel bir grup. Özellikle anneler-babalar çocukları rahatsızlandıklarında ajite oluyorlar. Bu ajitasyonlarını da polikliniklere, acil servislere geldiklerinde ilk olarak doktorlara yansıtıyorlar. Bazen hastalıkların sorumlusu doktorlarmış gibi algılıyorlar. Bu bize bazen güçlük yaratabiliyor. Ama biz her zaman sakin bir şekilde ebeveynlere çocuklarının hastalığı hakkında bilgi vererek ve neler yapabileceğimiz konusunda onlarla konuşarak onların o gerginliklerini ve ajitasyonlarını almaya çalışıyoruz. Başlarda tabi bu zor oluyor. Biraz tecrübe meselesi. İlk başlarda işin dışındayken zor olarak algılanıyor ama işin içine girince çocuk popülasyonu ile uğraşmak zannedildiği kadar zor değil. Özellikle unutamadığım bir olay yok ama dediğim gibi çocuklarla uğraşmak diğerlerine göre biraz daha zor. O da biraz ailenin ajitasyonundan kaynaklanıyor. Ailelerle ilgili tecrübe kazanarak, çocuğun hastalığı hakkında bilgi vererek, neler yapabileceğimizi konuşarak hastanın özellikle ailesinin gerginliğini azaltmaya çalışıyoruz. Biraz zamanla kazanılacak bir tecrübe. Özel bir anım yok açıkçası. Kötü olaylar yaşadık, bazı hastaların çok aşırı tepkiler verdikleri oldu, tartışmalar oldu ama biz her zaman işimizin gereği alttan aldık.

FT: İş yükünüz fazla olduğu için muhtemelen sosyal yaşantınız kısıtlanıyordur. Genel olarak pediatri asistanının sosyal yaşantısına değinebilir misiniz?

 

İG: Zamanımız kısıtlı ancak biz kısıtlı zamanımızı iyi kullanıyoruz. Tıbbın bütün alanları gibi pediatride zor ama bu hiçbir şeye engel değil. Mesela yeni gelen arkadaşlara on iki nöbeti yazıyoruz. On iki nöbet zor ama kalan zamanını yaşamayı seven arkadaşlar güzel değerlendiriyor. Elbette ilk sene nöbetlerin zorluğundan kendinize az bir zaman kalıyor bu zamanı da dinlenmeye ayırıyorsunuz. İkinci sene nöbetlerin azalmasıyla aktivitelerinize daha fazla zaman ayırabilirsiniz. En çok sevdiğim hobim snowboard yapmaktır. Çok keyifli bir aktivite size de tavsiye ederim.

FT: Yıllık izin durumunuz nasıl?

İG: Asistanlar 20 günlük yıllık izin kullanabiliyorlar. Biz genelde yıllık izinlerini yazın kıdem sırasına göre bölüştürerek kullanılmasına izin veriyoruz. Asistanlar nöbet konusunda önceki yıllara göre daha iyi durumdalar. Hedefimiz asistanların ilk yıl nöbetlerini onun altına çekmek ancak elimizde yeterli asistanımız yok. Dolayısıyla pek fazla on ikinin altına inemiyoruz. Elimizde yeterli asistan olursa nöbetleri onun altına çekmek isteriz.

FT: Öğrencilik yıllarına dair özlediğiniz bir şey var mı?

İG: Öğrencilik yıllarıma dair en çok özlediğim şey boş zamanımızın daha fazla olması. Yakın arkadaşlarımı, ev ortamımızı çok özlüyorum. Bir arkadaşımla dört yıl aynı evde kaldım. Arada başka arkadaşlarımız da bizimle kaldı. Açıkçası ev ortamımızı da çok arıyorum. Bilgisayar oyunlarını seven bir ekibimiz vardı. Hep beraber toplanır saatlerce bilgisayar oyunu oynardık. Çok özlüyorum o zamanları.

FT: Öğrenciyken yaptığınız ve bize de yapmayı tavsiye edeceğiniz şeyler var mı?

İG: Özellikle söylemek istediğim pek bir şey yok. Çok çalışkan, inek bir öğrenci değildim. Sadece ders çalışmanın da çok iyi olduğunu düşünmüyorum. Bence tıp fakültesi öğrencisi çok yönlü olmalıdır. Hobileriyle, sanatla ilgilenebilmeli; gezebilmeli, görebilmelidir. Tıp fakültesi öğrencisinin tek amacının ders olmasını önermiyorum. Çok yönlü olmalarını öneriyorum. Herkesin illa ilgilendiği bir alan vardır yazmak, müzik, kitap gibi. Tek düze yaşam mutluluk getirmez. Belki tıpta başarılı olurlar ancak buradan çıkıp gittiklerinde başka şeyler de yapabilmelerinin iyi olduğunu düşünüyorum.

_20161030_132617

FT: Pediatriyi seçecek arkadaşlarımızı nasıl bir çalışma temposu bekliyor? Nöbet ve rotasyon sistemi nasıl? Hastanemizde pediatri asistanlığının artıları ve eksileri nelerdir?

İG: Pediatri asistanlığı yoğun bir bölüm ancak yapılamayacak kadar kötü bir bölüm değildir. Yoğun olduğundan dolayı TUS’ta puanı düşük, az tercih edilen bir bölüm ancak önemini hiçbir zaman yitirmeyecek temel branşlardan biridir. İşe başlayınca keyifli hissediyorsunuz. İlgilendiğiniz kesim çocuklar. Çocuklar hasta olunca hemen belli ederler. Klinikleri bozulur. Tedaviye cevap vermeye başladıklarında yüzleri gülümser, oynamaya başlarlar. Bunu yakinen gözlemleyebilmek insanı mutlu eder. Pediatrinin böyle keyifli bir yönü var.

Burada asistanlık on iki nöbetle başlar. İkinci yıl on, üçüncü yıl sekiz, dördüncü yıl altı nöbet ile sonlanır. Bir hafta sonuna nöbet yazmıyoruz diğer üç hafta sonunda nöbet oluyor. Dolayısıyla yoğun bir tempo ile başlıyoruz. Bizim pediatri programımız diğer hastanedekilere göre biraz daha yoğun oluyor. Bizim hastanemiz aynı zamanda Ağrı, Kars, Bingöl, Van gibi birçok çevre ile de hizmet veriyor. Donanımlı pediatri hocalarımız var. Kardiyolojisi, nörolojisi, nefrolojisi, yeni doğan yoğun bakımı, gastroenterolojinin de içinde olduğu oldukça sağlam ve büyük bir ekibimiz var. Yatak kapasitemizin fazla olması asistanlara iş yükü olarak geri dönüyor ama bence bu bir avantaj. Çünkü her türlü vakayı görebiliyorlar. Dahili bölümlerde nöbet tutmak zor fakat öğretici bir şey. İş yükü fazla oluyor. Nöbetler stabil geçmiyor. Hasta yatışı, hasta kötüleşmesi oluyor. Acile hasta geliyor yatırıyorsun, tedavisini yapıyorsun. Genellikle bir koşuşturma içinde geçiyor ama bize pek çok şey katıyor. Kötü hasta takibi yapmayı öğreniyorsun. Özellikle ilk iki yıl yoğundur. İki yıldan sonra biraz daha rahatlar, nöbetler azalır. Kıdemli vasfa geçmiş olursun. Çömezken kan alırsın, dosya hazırlarsın. İşin biraz daha keyifsiz kısmı ile meşgul olursun. İkinci yıldan sonra biraz daha kıdemli vasıfta olursun. “Hastada şuna başlayalım, şunu keselim.” tarzında cümleler kurabilirsin. İşin biraz daha keyifli ve yönetici kısmına geçmiş olursun. Baştaki yoğunluk caydırmamalıdır. Kötü bir bölüm değil yoğunluğu katlanılabilir. Keyifle yapılabilecek ve sürdürülebilecek bir meslektir. Düşünenlere tavsiye ederim. TUS puanı bir şeyi değiştirmiyor. Yanlış algılanıyor. Puanı yüksek olan bölüm iyi bölüm değildir. Muhtemelen rahat bir bölümdür. Genel cerrahi, beyin cerrahi vs. hiçbir zaman önemini yitirmeyecek çok ciddi ana branşlardır. Onlara da millet yönelecek ki sirkülasyon oluşsun.

FT: Pediatride asistan ve hocalar birlikte çalışılıyorlar. Bunlara hasta dağılımı nasıl yapılıyor?

İG: Hocalar servislerden sorumlu dolayısıyla hocalar servisin tamamına bakarken aynı zamanda her hocanın kendi spesifik bölümü var. Mesela hocaların kimi çocuk endokrinolojisi, kimi çocuk nörolojisi hocası. Onların ilgilendiği serviste asistanlar oluyor ve asistanlar hastaların yakın takibini yapıyorlar. Genelde gelen asistanlar ilk genel pediatride ve intaniyede başlıyor. Servislerin yoğunluğuna göre asistanlar 6-7 hasta takip ediyorlar. Servislerin kapasitesine göre de değişiyor. Örneğin genel pediatri servisi 17 kapasiteli bir servis. Genelde orada 2 veya 3 yeni başlayan asistan oluyor dolayısıyla her birine 5-6 hasta düşüyor. Çocuk intaniye servisimiz 30 kapasiteli bir servis. Oraya da ilk yılında 3 asistan vermeye çalışıyoruz. Onlar genel pediatriye göre biraz daha yoğun oluyorlar. Asistan başına 8-9 hasta düşebiliyor. O hastalardan primer kendi asistanı sorumlu. Biz pediatride kanı da kendimiz alıyoruz hemşire hanımlar almıyorlar. Kanların alınmasından, dosyaların hazırlanmasından, sonuçların işlenmesinden, yorumlanmasından, tedavinin başlamasından, konsültasyonların istenmesinden hastaların kendi asistanları sorumlu. Hoca yönetici vasfıyla gelip hastaları değerlendiriyor, gerekli tavsiyeleri veriyor örneğin konsültasyon istenecek birimi öneriyor, başlanabilecek veya kesilmesi gereken tedaviler hakkında bilgi veriyor. Hoca daha çok bir üst akıl gibi, asistansa hastaların primer işlerini yürüten kişi. Bir de servis kıdemlisi oluyor. Servis kıdemlisi servisin genel işlerini toparlayan, hocalara sunan kişi. Onlar genelde son yılındaki veya son yılına yaklaşmış asistanlar oluyor.

FT: Eğer her iki asistanda da aynı sayıda hasta varsa yeni gelen hastaların dağılımı nasıl yapılıyor?

İG: Kıdeme göre dağıtım yapıyoruz. En kıdemlinin en az hastası olur. Yeni başlayan asistanların daha çok hastası olur. Dâhili hastalıklarda kıdem çok önemli, cerrahide de öyle. 10 günlük kıdemle bile daha az hasta alınabilir. Tabi iki asistan arasında hasta sayısı bakımından belirgin bir uçurum olmaması gerekiyor. Örneğin bir asistanın 10 diğerinin 4 hastası olamaz. Hastalar asistanlara kıdem gözetilerek ama yine de eşit olacak şekilde dağıtılır.

FT: Asistanlık bittikten sonra kariyerinize nasıl devam etmek istiyorsunuz?

İG: Asistanlık hayatım bittikten sonra hemen her pediatri asistanının olduğu gibi benim de bir yan dal yapma niyetim var. TUS’a çok fazla hazırlanamamıştım ama inşallah yan dal sınavına hazırlanacağım. Kazanabilirsem benim pediatrik kardiyoloji niyetim var. İşime pediatrik kardiyoloji yan dal asistanı olarak devam etmek istiyorum.

FT: O halde akademik kariyer yapmak istiyorsunuz?

İG: Kesinlikle akademik kariyer olsun diye düşünmüyorum ama pediatri de dahiliye gibi geniş bir bölüm, hakim olabilmek oldukça zor dolayısıyla belli bir alana odaklanmanın daha iyi olacağını düşünüyorum. Şu an için kardiyolojiye yönelmeyi düşünüyorum.

FT: Pediatriye ilk başladığınızda bebeklere müdahale etmekte başlarda çekingenlik yaşadınız mı?

İG: Tabi, yaşadım. Bunu her gelen pediatri asistanı yaşıyor. Çocuk hasta grubuna yaklaşım, muayenesi olsun girişimsel işlemleri olsun, diğer hastalara göre biraz daha zor. Ama zamanla alışılıyor, hatta alıştıktan sonra erişkin hastayı muayene etmek daha zor geliyor. Başlarda özellikle çocuğun ağlaması veya hareketli olması muayeneyi güçleştirebiliyor. Zamanla birkaç küçük hareketle muayeneyi veya girişimsel işlemi örneğin kemik iliği aspirasyonunu veya kan almayı daha rahatlıkla yapılabiliyoruz. Kemik iliği aspirasyonu biraz uç bir örnek olsa da zamanla daha kolay yapılabiliyor.

FT: Sosyal yaşamınız nasıl? Hobileriniz var mı? Buraya gelmeden önce evlendiğinizi öğrendik. Eşinizle nasıl tanıştınız?

İG: Biz sınıf arkadaşıydık Tuğçe’yle. Aydın’da Tıp Fakültesi’ni beraber okuduk. Burada mesleksel beceri laboratuarı var, biz Aydın’da küçük klinik gruplara ayrılıyorduk. Orada da aynı gruba düşüyorduk, çok iyi anlaşıyorduk o dönemde.

İ. G:Dediğim gibi başlangıçtaki yoğunluk caydırmamalı çünkü kötü bir bölüm değil pediatri yoğun ama katlanılabilir ve sonrasında keyifle yapılabilecek, sürdürülebilecek bir meslek. O yüzden düşünenlere tavsiye ederim. TUS puanı çok yükseği bölüm kalitesini değiştirmiyor, hani yanlış algılanıyor, puanı çok yüksek bölüm en iyi bölüm değil, o bölüm işte muhtemelen rahat bir bölüm. Dolayısıyla birçok kişinin, iyi puan alanların tercih ettiği bir bölüm o yüzden puanı yükselmiş ama işte genel cerrahidir, hani herkesin kötü olarak gördüğü beyin cerrahisi falan bunlar hiçbir zaman önemini yitirmeyecek çok ciddi ana branşlar. Buralara da yeni insanlar yönelecek ki sirkülasyon devam edebilsin.
FT: Başasistan nasıl olunur, asistanlığı bitirmek için sınav var mı?
İ.G: Her yerde asistanlığı bitirmek için bir sınav var tabii ki. Dört yıllık asistanlık sürecini tamamlamış ve tezini sunmuş kişi uzmanlık sınavına girmeye hak kazanıyor, hocalardan oluşan komiteye karşı sözlü bir sınava tabi tutuluyoruz.
FT: Bizim hocalardan mı?
İ.G: Tabii bizim pediatri hocalarının kurduğu bir sınav komisyonu ama hem gözlem hem de farklı sorular yöneltmesi için bildiğim kadarıyla başka bir fakülteye ait bir hoca da komisyonda bulunmak zorunda. Bu sınavı eğer başarıyla verebilirseniz uzman olmaya hak kazanıyorsunuz. Ama tabii ki öncesinde dört yılınızı tamamlamış ve tezinizi sunmuş olmanız gerekiyor.
F.T: Başaramayan oluyor mu, sınavı  geçemeyen?
İ.G: Başaramayan çok fazla görmedim açıkçası ama mesela Aydın’da okurken bir tane pediatri asistanı abimizin uzattığını hatırlıyorum. Sınava girdi, hocalar yetersiz verdi. Sonra tekrar hazırlandı, bu sefer geçti. Başasistan nasıl olunuyor sorusuna gelince, başasistanlık aslında şöyle; biraz isteğe bağlı biraz da hoca işini özveriyle yaptığını gözlemlediği kişileri seçiyor diyebilirim ama mesela Hacettepe’de başasistanlık sınavla oluyor ve pediatri uzmanlarının olabildiği bir görev. Şöyle söyleyeyim aslında başasistanlık bölümde asistan ya da öğrenci sayısı fazlaysa hani ilgilenmesi gereken birine ihtiyaç duyuluyorsa oluyor. Mesela Aydın’da bizim başasistanımız yoktu çünkü orada küçük bir pediatri bölümü vardı. Burada biraz bu işlerle ilgilenmeyi seven, hocanın çalışkan olduğunu gördüğü kişilerden oluşuyor.
F.T: Birden fazla mı?
İ. G: Üç kişiyiz burada, hani ben başasistanım. Şöyle söyleyeyim daha çok Cahit hocanın görevlendirmesiyle oluyor burada, o da işine özen gösteren kişileri seçiyor genelde.

FT: Kaç tane son yılında asistan var, hani kaç kişi içinden başasistan seçiliyor?
İ. G:Aslında farklı kıdemlerden seçiliyor, genelde aramızda birer yıl falan oluyor çünkü bizim burada başasistanların iş yükü biraz fazla. Dörtlerle ilgileniyoruz altılarla ilgileniyoruz. Asistanların nöbet listelerinin hazırlanması, çalışma yerlerinin düzenlenmesiyle ilgilenmekteyiz, öğretim üyelerinin bazı işlerine bakıyoruz, bir de pediatri çocuk sağlığı hastalıklarının malzemelerinin alımı gibi birçok işimiz var burada bizim.
FT: Maaşınız fazla mı?
İ. G:Yok, herhangi bir artı miktar yok, hatta biz daha az nöbet tutuyoruz. Başasistan altı nöbet tutuyor, hafta sonu tutmuyor.

  1. T: Okuyucularımızdan gelen birkaç sorumuz var, hastanemizin artıları ve eksileri neler diye sorulmuş ama siz daha önce de belirttiniz, iyi bir ekibimiz var ama yoğun gibilerinden.

İ. G: Bizim burada asistanlar arasında böyle bir rekabet ya da birbirine kötü davranma işte ezme, hakaret etme gibi kötü şeyler yok. Gerçekten güzel bir arkadaş ortamımız var. Hocalarımız da oldukça yardımsever, ulaşılabilir insanlar. Pediatrinin eksisi çok yoğun olması.

  1. T: Diğer bölümlere oranla nasıl, ciddi bir farklılık söz konusu mu?

İ. G: Yani şöyle diğer klinik branşlara göre çok fazla farkımız yok ama şu fark var, son düzenlemeyle yaklaşık bir buçuk yıl önce olmuştu acil nöbetiyle, yoğun bakım nöbeti tutan doktor, hemşireler yani sağlık personeli yüzde elli nöbet zam farkı alıyor. Bizim de acilimiz, yeni doğanımız olduğu için biraz daha fazla alıyoruz.
FT: Bir arkadaşımız da demiş ki, abi çocuklarla çok iyiymiş başlamadan önce de pediatri düşünüyormuş ama kafamı karıştıran bir şey var, ben çok seviyorum çocukları, bu işe başladığımız zaman içli dışlı olacağım yani bunda bu azalma olacağı kesin ama kendi çocuklarıma da bir antitöleranslık durumu ya da antipati gelişir mi?
İG: Zannetmiyorum, benim henüz çocuğum yok ama çok farklı şeyler. Çocukları sevmek tabii ki önemli ama burada biz daha çok çocukların kötü hallerini görüyoruz. Hani biraz farklı şeyler, çocuklarla ilgilenmeyi sevmek güzel bir şey, bu avantaj yaratabilir mesleğimizde ama kötü bir çocuk görmek, çocuklara girişimsel işlemlerde bulunmak, tedavilerini düzenlemek veya kötü hastalar görmek kendi çocuğuna ilgisini değiştirmez. Yani o apayrı bir durum, öyle bir çekincesi olmasın.

FT: Şimdiki sorumuz çok güzel bir soru bence hem biraz bölgesel, diyor ki “Erzurum’un rakım yüksekliğine bağlı olarak gözlemlediğiniz diğer yerlerde rastlanamayacak bir farklılık var mı, iklimin bebek ve çocuklar üzerinde spesifik etkileri nelerdir?”
İG: Öyle bir spesifik etki görmüyoruz, sadece bizim hemoglobinimiz biraz daha yüksek ama Doğu Anadolu Bölgesi’nde rakımla belki alakalı değil ama sosyoekonomik düzeyin düşük olmasıyla ya da belki kendi kültür özellikleriyle alakalı olarak malformasyondur, anormal doğum öyküsü olan, hipoksik serebral palsili çok hasta görüyoruz ama yükseklikle ilgili spesifik bir şey hatırlamıyorum açıkçası.
FT: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı İsmail abi?
İG:  Eklemek istediğim çok bir şey yok ama öğrencilere şunu söyleyebilirim dersler öğrenim hayatlarının merkezi olmalı ama mutlaka farklı alanlarla da ilgilenmeliler.

FT: Bize zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Hazırlayanlar:

Çağlar YILDIZ

Elham Mine İŞ

CEVAP VER