KIBRIS GAZİLERİYLE RÖPORTAJ

0
504
views

Bizi kırmayıp röportaj talebimizi kabul eden Erzurum Gaziler Derneği başta olmak üzere bizimle anılarını paylaşan Kıbrıs gazilerimizden;

Salih MESCİ

Yaşar UYGUR

Vedat GEZMİŞ

Yurtsever TOPÇUOĞLU’na

sonsuz teşekkürler.

F.T- Öncelikle kısaca derneğinizden bahsedebilir misiniz?

SM-Derneğimiz Kore ve Kıbrıs gazilerinden oluşmaktadır. Türkiye genelinde Kıbrıs harekatına 37563 kişi katıldık. 499 şehit verdik. 9 şehidimiz de Erzurum çocuğudur. Kıbrıs Harekatı iki safhada oluştu. İlki 20 temmuz 1974, ikincisi 14 Ağustos 1974. Devletimiz tarafından gazilerimize bazı sosyal haklar da verildi. Kendimize ve eşlerimize gazi kimlik kartlarıyla devlet demir yollarından, denizcilik iç hat vasıtalarından, belediye otobüslerinden ücretsiz faydalanmaktayız. Gazi çocuklarımız da toplu taşıma araçlarından faydalanmaktadır. Üniversitede okuyan gazi çocukları kredi yurtlar kurumundan ücretsiz faydalanmaktadır.

F.T-Bunun yanısıra biz hikayelerinizi de dinlemek isteriz. O zaman neler yaşadınız? Kıbrıs’a harekat yapılsın mı yapılmasın mı düşüncesi vardı önce. O zaman ki ruh nasıldı? Neler yaşandı, kaç yaşındaydınız mesela?

S.M-Kıbrıs Harekatı’nda TBMM’de karar alınarak Türk Silahlı Kuvvetleri’miz adaya barış için gitti. O zaman ki başbakanımız Bülent Ecevit, genel kurmay başkanı Semih Sancar. Kıbrıs’ta TSK büyük bir başarı elde etti. Dünya milletlerinin ağzı açıkta kaldı. 3. Paraşüt Taburu’muz Beş Parmak Dağları’nda çok şehit verdi. Şimdi Kıbrıs’ta aldığımız topraklar Kıbrıs’ın en güzel yerlerinden birisi. Her mehmetçiğimizin alın teri Kıbrıs toprağına düşmüştür.

F.T-Gitmeden önce nasıl hazırlıklar yaptınız?

S.M-Vatan görevi için her Mehmetçik askere gitti. Aklımızın köşesinden geçmezdi ki harbe katılalım. Valla çok sıkıntılar çektik Kıbrıs’ta. Ama sonunda da rahata kavuştuk. Her Kıbrıs gazisi tarihe adını altın harflerle yazan birer vatan kahramanıdır. Biz gaziler olarak harp filmi, şehit cenazesi seyredemiyoruz. Kendimizden geçiyoruz.

F.T-Peki oraya gittiğinizde halk sizi nasıl karşıladı? Unutamadığınız anınız var mı?

Y.T-İlk başta halkla karşılaşmıyorsun ki. Onların askerleriyle savaştıktan sonra halkla karşılaştık.

Y.U-Ben adaya 1973 yılında gittim. Kıbrıs değiştirme alayındaydım. Yani savaştan daha  önce ben oradaydım. Bu savaş başlamadan bir hafta önce eokacılar ve Rumlar birbirleriyle savaşmaya başladılar. Bunlar birbirine vurmaya başlayınca Yunanistan da bunların ikisini vurmaya başladı. Eoka onların içinde bir örgüt. Başkanları Makarios. Bizim PKK-Türkiye gibiydiler. Bir hafta vuruştu bunlar. Son gece dönüp bize vuracaktılar. Çıkarma yapıldı. Çıkarma yapılmasaydı o gece bize vuracaklardı. Eğer bize vursaydılar biz mağlup olurduk orda. Çünkü 630 kişilik iki birlik var sadece, subay astsubay dahil bu sayıya. Ben çıkarma olduğunda Gönyeli’deydim. Lefkoşa’ya bağlı bir köydü Gönyeli o zaman. Sabah beş buçukta çıkarma başladı. Kayseri komando hava indirme tugayı  benim bulunduğum mevzinin arka tarafına indi. Onları inerken korumak bizim görevimizdi. Allah’ın verdiğine çok şükür orda zayiat vermedik. Onlar rahatça indiler. Sonra keşke ikinci çıkartma olduğu zaman birkaç gün daha uzun olsaydı. Eğer birkaç gün daha uzun olmuş olsaydı çok şeyler bizim olacaktı. Fakat işte Lefkoşa’da bulunduğum yerden Ortaköy’de Makarios’un sarayı vardı. BM binası vardı onun önünde de. Oraya kadar gitmeye izin verdiler bize. Ordan sonrasını yasakladılar, gidemedik. Olduğumuz yerde kaldık.

V.G-Amerika müsade etmedi ilerlememize.

Y.T-Zarmaka Paf Limasol üç yer kalmıştı.

Y.U-Onlar da çok rahatlıkla bir günde alınırdı. Fakat işte orda bize dur dediler.

V.G- Boğaz Rumlardaydı.  Girne Rumlardaydı. Zaten Yaşar beyin dediği Makaryos’un köşkü boğazdaydı. Magusa’yı ve şu anda tampon bölge olan Maraş bölgesini Türkiye aldı. Yerliko köyünü aldık. Bizim alayın tam karşısı yunan alayı.

Y.U-İnsan ilk gittiğinde bir ürperme oluyor. Adam anlatıyor ben kahramanım, şuyum, buyum… Başta bir zor gidiyor ayakların.  Ölüm var sonunda. Ama arkadaşını görüyorsun ya alnından vurulmuş,  göğsünden vurulmuş. O şehitlerin yanından kalkınca o havaya giriyorsun. Daha korku diye bir şey kalmıyor. Başta ayağın gitmiyor; kahramanlık, şehitlik, şehadet mertebesi biliyoruz tabi. O an için, insanda bir ürperme var. Arkadaşını yerde görüyorsun sonra. Diyelim şuan arkadaşınız öldü yanında durmaktan bir an ürperebilirsiniz. Orda o ürperme olmuyor. Ceset yerde sarılıyoruz, sanki hiçbir şey olmamış, korkmuyorsun. Allah’ın bir lütfu bu da. Sonra kalkıp devam ediyorsun savaşa. Bir diğer arkadaşın vuruluyor. Yine devam ediyorsun.

img-20161109-wa0015

F.T-Yakın arkadaşınızı kaybettiğiniz oldu mu?

Y.T-Benim üç tane oldu.

V.G-Benim de çok samimi arkadaşım hemen yanımızda vuruldu. Güneyden gelenleri evleri numaralandırıp yerleştirdik. O zaman erkek zaten yok. Askere öyle sarılırdılar ki… biz yemek yiyemezdik o üzüntüden, öyle ki hüzünlenirdik.

Y.U-Mesela bizim her birimizin bi mevzisi vardı. Ben 75lik top nişancısıydım. Çıkarmadan 1 gün evveldi. Yan tarafımızda bir mevzide bir patlama oldu. Bizim arkadaşlarımız ordaydı. Hani el bombasını kemerlerine koyarlar ya, kemere koyarken yanlışlıkla pimi çekilmiş. Gittiğimde bedenleri paramparça olmuştu. O manzarayı gördükten sonra bende bi unutkanlık başladı. Korkuyu, şunu, bunu… yani her şeyi unuttum ondan sonra. Cehenneme git gir deseler, gidip gireceğim yani o hale gelmiştim. Ondan sonra çıkarma oldu. Arasından 1 ay geçti. Bizde bir başçavuş vardı Mehmet DELİBAŞ diye. Bir gün gece 1-1.30 gibiydi yanıma geldi. ‘Yaşar senin evin, annen, baban yok mu?’ dedi. Ben de ‘var’ dedim. O da ‘peki insan bir mektup yazıp göndermez mi hiç? Orda perperişan olmuşlardır diye.’ dedi.’Komutanım hiç aklıma gelmedi ki.’ dedim ben de . O zamanlar evliydim, bir tane çocuğum bile vardı. Bunların hepsini unutmuşum gitmiş. Bir mektup yazmak bile aklıma gelmiyordu. Başçavuş kağıt, kalem verdi bana, ben de gecenin karanlığında kısaca sağ olduğumu, durumumun iyi olduğunu yazdım. O da postaya vermişti. Yani durumlardan etkilenmemek elde değil. Yani şimdi Kıbrıs’tan gelen gazilerin her birinde küçükte olsa bir etki kalmıştır. Mesela benim o unutkanlığım hala devam ediyor. Sen şimdi bana ismini söylesen, ben dışarı çıkıp geri gelsem, hatırlayamam ismini.

V.G– Sabahları uyandığımızda çocuklar bize kahvaltı getirirlerdi. İnanın o getirilen kahvaltıyı ben evimde yememiştim. Kim getirecek bize kahve, cappuccino… Erzurum’da kahve içmek bile ayıp yani. Sonra, marka sigaralar… ben pek sigara içmezdim, askerde başladım. Daha bir sürü şey vardı.

Y.T– İlginç şeyler de oldu orada. Mesela biz Magosa’ bir kaleye girdik. Türkler orda kapalıydı, Rumlar tehtit etmiş, çıkamıyorlar dışarı. Bizim Antepli bir Mehmet Çavuş vardı. Kapıyı açtık, dışarı çıktılar. O hür olma sevinciyle Mehmet’e bi sarıldı…-Mehmet’im benimm– Mehmet bana döndü ‘Ya bunlar beni nerden tanıyor?’ Ben de dedim ki ‘Askere mehmetçik diyorlar bilmiyor musun?’ topluca baya gülmüştük ona.

V.G– 2. Harekat bittikten sonra eşyalarıyla gelenleri biz evlere yerleştiriyorduk, inanın benim bacım bana öyle sarılmazdı. Bize sarılır ağlarlardı. Hep öldürmüşler yakınlarını onların.

F.T– Evet, onlar yaşamışlar vatansız kalmayı orada. Ama şu an oradaki gençlerin bunu bu şekilde algılamaması çok üzücü.

V.G– Tabi sonradan değişiyor düşünceler. Onlar da rahatlar şimdi.  Atalarımız ne der’insan geçmişini unutur.’ Ama yaşlılar hala ekmek biliyor. Unutmamışlar o yaşananları.

Y.T– İç içe yaşamışlar hep orada mesela biz bir otele girmiştik hiç unutmam; kızın ismi Ayşe, çocığun ismi Mario gibi bir şeydi, evlilik davetiyelerini bulmuştuk. Yani kız Türk, çocuk Rumdu. Tarihe baktık bir hafta sonrası. Daha da bilmiyorum evlenebildiler mi diye.

V.G– Bize mücahit askerler verdiler. Yanımızda kılavuz olsunlar diye. Onlar 30-35 yaşlarında bizden yaşlıydılar. Paralı asker olarak çalışıyorlardı. O zamanlar büyük kepçe yok, traktörden bozma bir kepçeyle geziyoruz onlarla. Bir gün mevzi kazıyorduk. 1. harekat bitmiş, 2. harekat için. ‘Ya mehmetçik, bunlar bizi vururlar.’dedi. Başladı titremeye. Ben de ‘gardaş seninki can, bizmki can değil mi? Ben de burdayım. Çabuk kaz yoksa arkadaki subay öldürür bizi.’yani onlar biraz daha yaşlı oldukları için canlarından korkuyorlar. Ben bekardım o zamanlar, hiçbir şey düşünmüyordum ki.

img-20161109-wa0024

Y.T– Benim özellikle dikkatimi çekmişti. Her evin üzerinde sıcak su deposu vardı. Orda 50 yıl önce güneş enerjisi kullanıyorlardı. Biz de tarıyoduk onu su akıyodu, altında giriyoduk. Biraz kafayı yemiştik herhalde.

Y.U– Biz oraya gittiğimizde yani 73-74 te Türkiye’de doğru düzgün televizyon yoktu. Orada belli paket yayınlar vardı, onları izliyorduk. Çukurova haftalık paketlerle yayınlanırdı, bazen onu izlerdik.

M.GBiz 1938 model silahlarla savaşıyorduk. Zaten bizim oraya gidip öleceğimizi düşünüyorlardı. Hiç böyle olacağını bilseler izin verirler mi bizim oraya gitmemize…

Y.T– O zaman tabi cep telefonu yok. 40 gün haber alamıyor bizimkiler bazen. Ben savaş çıktığında küçük kardeşimi aradım, öğretmen olanı. ‘Ben Kıbrısa gidiyorum. Annem, babam duymasın, durumu idare et.’dedim. Savaşa gidiyorum desem mahvolurlar. Öldü mü? Ölecek mi… Kardeşim idare etmiş beni. Aradan zaman geçti. İzne gelenler babamı bulmuş. Elini öpmüş ‘Amca biz Kıbrıstayız’ demiş. Tabi bunlar olduğunda savaş bitmişti. Öyle atlattık.

img_20161110_011345

V.G– Savaş bittikten sonra Makarios Yunanistana kaçmıştı. Biz tetikte bekliyoruz tetikte. Engin BALTA diye bir teğmenimiz vardı. Takım komutanımızdı. Bizi topladı u şeklinde. Hiç unutmam o lafı dedi ki ‘Bir devlet bir orduyu 40 sene besler, 1 saat görev ister. Görev geldi. Herkes kısa bir mektup yazsın ailelerine göndereceğiz.’

Savaş çıkmadan önce de Kıbrıs’ta askerdim ben. O zamanlar seviniyorduk, Kıbrıs askerleri askerliklerinin son 4 ayını şubede yapacak diye. Yani harp olmasaydı son 4 ayı evimize en yakın şubede tamamlayacaktık. Savaş çıktı bizi bırak tüm Türkiyeden oraya asker geldi.

Y.T– Bir şey daha benim dikkatimi çekmişti. Mesela biz gezerken hiç çocuk cesedi görmedim ben. Türk askeri gerçekten imanlı. 15 yaşlarına kadar hiç çocuk cesedi görmedik. Türk askeri asildir. Yaşlıya çocuğa dokunmaz. Bir de mesela hastahane gibi yerlere giriyorduk. Yaşlılar, hastalar hiç korkmuyordu bizden. Sanki Türk askeri gelmemiş. Sonradan mücahitlerden öğrendik Türk askerindeki inancı bildiklerinden, kadına hastaya dokunmaz biliyorlarmış. Gerçekten de öyleydi. Hiçbir hastaya çocuğa dokunmamıştık.

Y.U– Ben bir tane kadını vurmak zorunda kalmıştım. Çünkü o beni öldürmeye çalışmıştı. Başka da kimse dokunmazdı zaten.

S.M- O zamanlar gençtik tabi. Ben 22 yaşındayken gitmiştim oraya. Ceset görmemişiz o yaşa kadar. Ceset nedir bilmiyoruz. Bir cesetle karşılaştım, yaralıydı. Beni kan tuttu. Şoka girdim birden. Sonra iki tane tokat attılar da kendime geldim. Kafamda yıldızlar uçustu falan. Tabi ondan sonra gözüm bir şey görmedi.

F.T– Peki savaş alanında doktorlar var mıydı?

Y.U– Yoktu. Zaten taaruz ediyorsun. Mesela vurulan senden biraz uzaksa, zaten ulaşamıyorsun ona. Gidersen seni de vuracaklar. O anda ancak kendini koruyabiliyorsun. Ne zamanki taaruz biter, ulaşılacak yere ulaşılır, o zaman döner vurulanlarla ilgilenirsin. Savaş deyip geçmeyin gerçekten çok zor. Herkes için çok zor.Allah, Türkiye’ye bir daha savaş yüzü göstermesin. Mesela ilerledikçe evlere giriyorduk. Giriyorsun aile içerde. Kimi vuracaksın orada. Ama bazen vurmak zorunda da kalabiliyorsun. Bakıyorsun ki kadın sarıldı bıçağa sana saldırıyor, başka ne yapabilirsin ki…

Askeri arabalarla cesetleri toplardılar mesela, un çuvalı gibi üst üste atar götürürdüler. Bize bakışlarını görseydin…

Y.T– Görmüşsünüzdür askeri eğitimlerde, savaşlarda falan hep Allah, Allah diye bağırarak koşarlar. Onun sebebini biz orda öğrendik. Mesela karşıyı ele geçirmek için bağırarak koşuyoruz hepimiz. Karşıdan ateş geliyor. O anda vurulanlar oluyor. ‘Yandım, anamm, öldüm’ diye bağıranlar oluyo ama o Allah, Allah seslerinin arasında duyulmuyor hiç. Eğer sessiz gitsek, o vurulanlar bağırsa ben de etkilenirim. Can sonuçta. Biz Allah, Allah diye koşuyoruz, gidip orayı alıyoruz, sonra bir yoklama yapıyoruz ki 10 kişi yok. Bunlar da oluyor.

dsc_1520

S.M– Tabi daha bir çok şey var da biz unutuyoruz. Ben askerden döneli 42 yıl oldu mesela.

V.G– Ben esnafım burda. Döndükten sonra babam kahveye çağırdı beni işte anlatayım diye. Ama ne anlatayım ben. Sonra arkamdan ‘Vedat aklını oynatmış.’ demişler. Yaşlı başlı insanlar, utanıyorduk o zamanlar. Tabi kahveye girmek bile ayıptı. Epey tedirginlik çektik o dönem.

S.M–  Geldiğimiz zamanlarda, hele ilk 3 ay savaş psikolojisiyle yataklardan fırlardık. Kendimizde değildik. O gördüklerimiz sinema şeridi gibi gözlerimizin önüne gelirdi. Ne sıkıntılar çektik, kimlerle karşılaştık… savaş çok zor.

V.G– Allah ziyan vermesin ülkemiz çok zengin şu anda. 3 cephede savaş yapıyor bir de üstüne yatırım yapıyor. Dün tv de gördüm. Asker dağın başında, helikopter yemek indirdi. Bizim zamanımızda nerde o gelişmişlik.

S.M– O zamanlarda bir de ABD bize ambargo koydu. Hem biz hem de Yunanistan NATO üyesi olduğu için ‘Benim silahımla, benim müttefikime vuramazsın.’dedi. 75’ten sonra 20 sene kendimize gelemedik. Daha sonraları Yunanistan’a verilen mermiler Tükiye’nin, Makine Kimya’nındı.

Y.U– Yunan askeri gerçekten harpçi askerdi. Gerçekten öyleydiler. Ama Kıbrıs askeri değildi. Bizim mücahitler de değildi. Yunan alayının sağlam askeri vardı. Son ana kadar kaçmadılar.

O zamanlar Eşref BİTLİS Kurmay albaydı. Kolordu lomutanı Bedrettin DEMİREL’di. Biz Kıbrıs Değiştirme Birliğiydik. 2. Ordu, 6. Kolordu, 39. Tümen. Biz Bedrettin DEMİREL’e bağlıydık. Çok baba adamdı.

img-20161109-wa0014

Bir de hiç unutmam biz bir kiliseye girdik. Papaz oturuyor orada , biz 3 silahlı girdik içeri. Papazın hiç umrunda değil, sanki onların askerleri gelmiş gibi. Yanımızda Vanlı bir çocuk vardı. Çok intikamcıydı. ‘Benim babaannemi Van’da camide yakmışlar’dedi. İntikam dolu ama nasıl… Bir şey bulamadı gitti incilleri yere atmaya başladı.sonuçta incil de kutsal, gerçek değil ama…  Papaz delirdi tabi. Biz zorla kolunda tutup çıkardık onu ordan.

Tüm şehri her yere girip çıkarak kontrol ediyoruz yine bir gün. Magosa’da 2 katlı bir konfeksiyon mağazasına girdik. Tam merdiveblerden çıktık, baktık yukarda 3 kişi, nasıl kaçıyoruz… Baktık arkamızdan ateş eden yok. Bir de geri döndük ki meğer 3 tane manken duruyormuş orda.

F.T– Peki döndükten sonra nasıl karşıladılar sizi buradakiler?

Y.T– Biz burdan giderken öyle bir uğurlama vardı ki aklınız durur. Böyle pencerelerden içeri yiyecekler falan atıyorlardı. Otobüsün önünde Kıbrıs birliği yazıyor zaten. Bazen halk durduruyor bir şeyler veriyor falan.

Y.U– Eskiden Erzurum garajı Gürcükapı Camii’nin oradaydı. Otobüs pencereleri sürmeliydi. Savaşa gidiyoruz diye sigara, büsküvi falan atıyorlardı camlardan içeri.

Y.T– Ben bunları gördüm ya dedim ki ‘Ben bu millet için ölürüm.’ Öyle ilgi gösterdiler bize. Ama döndüğümüzde Mersin’e indik, kimsenin umrunda değildik. Orada da dedim ki ‘Bu insanlar için ölünmezmiş hiç.’ Herkes kendi halindeydi. Kıbrıs’ta ölen ölmüş, kalan gelmiş diye kimse bakmıyordu. Unutmuş insanlar.

V.G– Ben dönerken yolda otobüs sürekli bir yerlerde duruyordu, molalarda çok bekliyordu. O yüzden bazı takışmalarımız oldu. Bir de bana dönmüş’Ya bir haftadır ev yüzü görmedik.’diyorlar. ya ben aylardır evden uzaktayım. Terminale geldik, tabi o zamanlar 124’lerin de yeni zamanı, hemen bir taksiye bindim doğru eve.

Y.U-Şimdi Kıbrıs’tan ilk terhis olan birlik bizimkiydi. Hiç izine gelmemiştik. 20 ayın üzerine döndük. Terhis olduğumuz zaman bizde ganimet aramak için baya aradılar üzerimizi, eşyalarımızı… kimde ne var ki zaten. Bize para bile gönderilmiyordu. Bir sefer ağabeyim bir tebrik kartının içine bir miktar para koymuştu, o geldi. İkinci sefer hiçbir şey yok. Döndüğümde ‘sana para göndermiştim.’dedi. ama gelmedi. Mersine indik. Cebimizde 5 kuruş yok. Kamyoncular gelip aldı bizi başka kimse yok. Rahat araba bulabileceğimiz yerlere bırakırlardı kamyoncular da bizi. Otobüs gideceğimiz yere gidiyor ama paramız yok. Yürüyerek gideceğiz herhalde… Banka falan da kimin aklına gelir. Para göndermekte zor. O insanlar, kamyoncular isteseydik sırtlarında bile taşırdılar, o kadar iyi insanlardı. Kamyondan kamyona aktarma, otostopla geldik Elazığ’a kadar. Orada 5 10 kuruş bulup otobüse bindik. Erzurum’a geldik terminal ana baba günü. Kıbrıstan askerler gelmiş diye herkes orda. Beni tanıyan biri koşa koşa gitmiş evde anneme haber vermiş’senin oğlunu garajda gördüm, Yaşar ağabey gelmiş.’ Benim de arkadaşlarım var Kars’a şuraya buraya gidenler, onları gönderdikten sonra eve giderim diye bekliyorum. Onları gönderdim, eve gittim ki tüm mahalle bizim evin önünde. İçeriye baktım ki zavallı bir ihtiyar anam vardı, bayılmış, düşmüş, yüzüne su serpiyorlar. İçeri girdim. Seslendim ‘ana uyan!’ diye. Gözünü açtı, bana baktı. Bakar bakmaz tekrar bayıldı. ‘ana bi kalk da bi kalk..’ Neyse zorla annemi uyandırdık. Kalktı sarıldı bana. Yani dönerken çektiklerimizi savaşta çakmedik diyebilirim.

F.T-Malum yarın 10 Kasım. Ulu Önderimizin ölüm yıl dönümü. Atatürk hakkında ve 10 Kasım hakkında söylemek istedikleriniz neler?

img-20161109-wa0012

S.M- Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin yıl dönümü sebebiyle yarın havuz başında gaziler olarak bir etkinliğe katılacağız. Etkinlikten sonra bizleri Atatürk Üniversitesi’ne götürecekler. Orada konuşmalar yapılacak. Konuşmalardan sonra da derneğimiz dağılacak. Yani büyük önderimize Allah’tan rahmet diliyorum.

V.G-Ülkeye bir lider lazım. İnsan tek başına bir şey yapamaz. Bu kişi bir lider olarak dünyaya meydan okumuş bir insan. Şimdi Atatürk öyle bir basit bir kişi değil. Çok büyük bir harp adamı. Karşıya bakarmış arkayı görürmüş. Adam öyle bir uyanık adam. Ülkeyi de bugünkü duruma, o günkü yok şartlarla getirmiş. Hani bazıları ne derse desin. Bugün Atatürk denen insan hani yoklarla çalışmış. Mesela bir Erzurum kongresinde bizim o günkü Rauf Hoca dediğimiz zat, bir fes altın getirmiş. Demiş ki: “Paşam bizden bu kadar.” Başka yok, ülke fakir. Demiş: “Ben bu insanlarla dünyayı kurtarırım.” Adam yok şartlarla, at sırtında, yemek yok, çizme yok. O şartlarla ülkeyi bugüne getirmiş. Bugüne gelmiş. Allah razı olsun, Allah rahmet etsin. Yani şimdi değil mi? Devlet idare etmek kolay mı? O zaman da hain çok. Şimdiki gibi. Osmanlı’nın içinde var. Adam bilinçli adam bilerek yapmış. Bizim bir tane Hüsnü Usta vardı –Allah rahmet etsin- o anlatırmış. Afyon’da çizmesine kamçıyı vurup geziyor. Yunan köyleri boğuyor. Üç dört köyü boğuyor böyle. Çıt yok. Diyorlar bu Atatürk ne yapıyor? Bir de bakıyorlar ki arkadan yemek takımı geldi. Haa, ordu tamam. Bundan geride kimse yok. Ateş serbest. Onlar o boğazdan sağ çıkamıyorlar. Hiç kimse. Adamdaki zekaya bak. Üç tane köyü feda ediyor. Bir orduyu öldürüyor. Bunu düşünmek hırsa gelmek değil, adam hırsını yeniyor. Çizmeye vurup dolanıyor. Vallahi bunu Hüsnü Usta anlatırdı. Allah rahmet etsin. Adam bugüne getirmiş. Bugünkü şeytanları o günden sezmiş. Bugünkü korkulacakları o günden sezmiş. Tabi o günkü şartlar el vermemiş. Ömrü yetmemiş.

F.T-Çok teşekkür ederiz bizle anılarınızı paylaştığınız için.

Biz teşekkür ederiz. Allah muvaffak etsin.

EDA GÜL KARACA

ELHAM MİNE İŞ

TUĞÇE ÇAKIR

CEVAP VER