Tam Kadın, Yarım Ruh

0
91
views

Hava soğuk ama tatlı olanından. Kadın kabanına sarınırken kızarmış burnunu çekiyor. Sahil ıssız. Dalgalar bir şey anlatmak istercesine çırpınıyor. Kadın o küçük fısıltıyı duyabilmek için kulak kabartıyor. Ama tek duyabildiği rüzgarın sesi. Kumsala terk edilmiş bir salıncakta oturuyor kadın. Sessizce sallanırken arada bir zincirin sesi çalınıyor kulağına. Burası huzurlu. Cebinden bir sigara çıkarıyor. Kibriti yakarken eline vuran alevin sıcaklığı onu bir anlığına ürpertiyor. Kadın sigarasından derin bir nefes alırken nikotinin beyne gönderdiği mesajla onu mutlu eden hormonları devreye giriyor. Kadın o anda neredeyse kendini tamamlanmış hissediyor. Ama bir şey eksik. O adını koyamadığı şeyi düşünürken istemsizce kaşlarını çatıyor. Bir nefes daha alıyor sigarasından. Başını gri gökyüzüne çeviriyor. Oluşan bulut kümeleri yağmurun habercisi.

“Ne kadar güzeller değil mi?”
Kadın şimdi kendini tamamlanmış hissediyor. Sesin geldiği yöne doğru başını çevirdiğinde küçük kızın diğer salıncakta sallanırken göğe çevrilmiş yüzüne bakıyor. Yüzü çok tanıdık. Evi hatırlatıyor ona. Kızda samimi ve doğru gelen bir şeyler var. Daha kirli duygularla gölgelenmemiş yüzü, olgun bir çehreye sahip. Küçük kıvrımlı dudağını büzmüş, kaşlarını çatmış bir şekilde gökyüzüne bakarken bir an kendini buluyor o yüz ifadesinde kadın. Gülümsüyor.
“Çok güzeller. Bir an gelmeyeceksin sandım.”
Kadın küçük kıza sitem ederken bir yandan da küçük bir kuşku doğuyor içine. Ya bir daha gelmezse?
Küçük kız her zamanki gibi kadının aklından geçenleri eksiksiz okuyor. Yüzünü kadına çevirip gülümsüyor. Kız hüzünlü.
“Bir daha gelmeyeceğim. Buraya veda etmeye geldim.”
“Neden gidiyorsun?” Kadının içinden ağlamak geliyor ama kendini tutuyor her zaman yaptığı gibi. Ağlamayalı yıllar olmuş.

Küçük kız denizin ötesine bakıyor. Keşke onun, benim aklımı okuyabildiği gibi ben de onun aklını okuyabilsem, diye düşünüyor kadın.
“Beni sallar mısın?”
Küçük kız kadının sorusuna cevap vermiyor ama verecek. Bekletmeyi seviyor.
Kadın elindeki yarısı sönmüş sigarayı yere atıp üstüne basıyor. Küçük kıza hayır demez, hiçbir zaman hayır demedi.
Kadın salıncağı sallarken kız, “Daha hızlı!” diye bağırıyor. Kızın neşeli kahkahaları, sahilin sessizliğiyle tezat oluşturuyor. Kadın da onunla birlikte gülüyor. Küçük kız salıncaktan sıkılınca yürüyüşe çıkıyorlar. Kadın merak ediyor.
“Soruma cevap vermedin.”
Küçük kız 8 yaşlarında. Ama kadın onun yanında kendini ondan küçük hissediyor.
“Cevabı çoktan biliyorsun. O senin içinde.”
Kadın bir an düşünüyor.
“Hayır, cevabı bildiğim falan yok.”
Kız haylazca ona bakıyor. Dağınık kahverengi saçları ona küçüklüğünü hatırlatıyor.
“Cevap senin içinde, içinde lalalaaa içindeee!” diye bağırarak şarkı söylemeye başlıyor kız. Birden kadını elinden tutup onu döndürmeye başlıyor. Küçük kızın uydurduğu şarkının eşliğinde dans etmeye başlıyorlar.
Kadın, küçük kızı durdurmak istemiyor ama merak ettikleri ona engel oluyor. Kadın kuma uzanıyor. Küçük kızı yanına çağırıyor eliyle.
Küçük kız suratını asıyor ama kadının sözünü dinliyor yine de. O da uzanıyor.
Birlikte gökyüzüne bakıyorlar.
“Gitmeni istemiyorum.” diyor kadın.
Kızın elini tutuyor. Sanki bırakırsa her an kaybolacakmış gibi.
Küçük kız ağzında bir ezgi mırıldanıyor. Bu ezgi tanıdık geliyor kadının kulağına. Sonra birden anımsıyor. Bu, kadının okumayı söktüğü zaman ezberlediği ilk şarkı. Kızla birlikte söylemeye başlıyor.
Şarkı bittiğinde ortama sessizlik düşüyor. Ama bu sessizlik, sağır eden sessizliklerden.
“Ben gidince cevabı bulacaksın.” diyor küçük kız. Kadın, yanındaki küçük kıza dönüp bakarken gözlerinde kendini buluyor. Ama yüzü hala çocuk.
“Seni çok özleyeceğim.” diyor kadın bu üzücü durumu kabullenirken.
Küçük kız kadının elini sıkarak “Ben de seni.” diye fısıldıyor. Bir süre daha sessizlik.
“Bu büyümenin bir bedeli. Çok büyümenin. Keşke çok büyümeseydin.” diye devam ediyor kız konuşmasına. Sesinde mızmızlanan bir hüzün var.
“Elimde değildi.” Verilen cevap çaresiz bir kabullenişin göstergesi.
Kız burnunu çekiyor. Burnu aktığından değil. Sadece küçük bir alışkanlık. Bu haliyle kadına çok benziyor.
Bir süre bulutları seyrediyor her ikisi.
Kadın “Yağmur yağacak.” diyor.
Tam da o anda yanağına bir yağmur damlası düşüyor. Kadın gülüyor.
“Sana demiş-“ Cümlesi yarıda kalıyor. Çünkü yanına baktığında kız yok. Eli şimdi nemli kumu tutuyor. Şaşkınlık içinde başını yine gökyüzüne çeviriyor. Birkaç saniye geçmesine rağmen burnunda oluşan sızı yok olmuyor. Bu sefer kendini durdurmuyor gözlerinden birkaç damla yaş düşerken. Tuzlu gözyaşları saf yağmur damlalarına karışırken kadın anlıyor. Kız ona anlayacağını söylemişti zaten.

Bu, evrenin bir kuralı: İnsan doğar, büyür ve ölür.
Bu, kuralın bir düzeni: Sonsuz yaşam yoktur. Bu düzen bozulamaz.
Bu düzenin bir getirisi: Buraya nasıl geldiyse insan, yolculuğu bittiğinde o şekilde gitmeli. Ne fazlasıyla ne azıyla. Büyüdükçe bir şeyler katarsın kendine; büyüdükten sonra, yaşlanmaya başladıkça bir şeyler kaybedersin. Bu evrenin kuralı, kuralın düzeni, düzenin de bir getirisi.

Kadın büyümüştü. İlk kaybı annesi. Şimdiki kaybı ise çocukluğu. Kadının çocukluğu. Küçük kız hali. Masum hali. Kadın anlıyor.
Küçük kız çoktan gitmiş. O, çoktan bir kadın. İçindeki çocuğa tutunan bir kadındı ama artık değil.
Şimdi o, sadece bir kadın.

B. Gizem Ok

CEVAP VER