Sokrates Peygamber Miydi?

0
566
views

Sokrates Peygamber miydi?

İlk düşünce suçlusu, 2500 yılın en büyük filozoflarından; Sokrates’ten bahsetmek istiyorum. Felsefe tarihinde Sokrates’ten etkilenmeyen hiçbir akım yok desek yeridir. İslam felsefesi dahil olmak üzere birçok akıma öncüllük etmiş olan Sokrates’in kendisinden bize kalan yazılı hiçbir belge bulunmamaktadır. Kendisiyle ilgili birçok detayı öğrencisi Platon’un (Doğu medeniyetlerinde Eflatun olarak anılan kişi) eserlerinden öğreniyoruz. Platon da Aristo’nun hocasıdır. Aristo’nun da günümüzdeki birçok bilimin temelini attığını göz önünde bulundurursak; Sokrates’e hocaların hocası da diyebiliriz.

Sokrates’e göre iyilik, kötülük gibi ahlaki gerçekler insanlara veya toplumlara göre değişen şeyler değildir. Ona göre filozof; inkar, eleştirme, araştırma, sorgulama gibi yöntemlerle kavramların kesin tanımlarını meydana çıkarmak görevindedir. İnsan bütün bilgiler içinde bulunarak doğardı. Asla yeni bir şey öğrenmezdi. Bilgi insanın içerisinde saklıydı. Sokrates doğal olarak bu bakış açısıyla kimseye bir şey öğretmemiştir, bilgilerin hatırlanmasına ve ortaya çıkmasına yardım etmiştir. Herkes ahlaki bakımdan iyi olanı istemektedir. Temel sorun, insanların iyi adı altında her istediğinin gerçekten iyi olup olmadığıdır. İnsanın mutlu olmak için nasıl bir hayat sürmesi gerektiğini, yani erdemli bir hayatın nasıl olduğunu bilmesi gerekir. Öyleyse bilgi, erdemdir. Sokrates, sürekli insanlarla özellikle de gençlerle konuşarak önce hiçbir şey bilmediğini söyleyerek karşıdakinin fikirlerini dinliyor, arkasından bu düşüncelerin yanlışlarını ortaya koyuyor insanlarla alay ediyordu. Sonrasında karşısındakinin sağlam sandığı bilgilerini sarstığını görünce soru-cevap tekniğiyle konuşmaya devam ederek doğruları kendisine bulduruyordu. Yani karşısındakinin zihninde saklı olan bilgiyi ortaya çıkarıyordu. Bence Sokrates’in temel amacı da bu yöntemle insanların iyiye, güzele, erdeme yönelik sürekli bir felsefe arayışı içinde olmalarının sağlanmasıydı. Buna sokratik yöntem deniyor. Gençler zamanla bu yöntemi benimseyerek başkalarına uyguluyor, insanların maskelerini düşürüyorlardı.

Sokrates demokrasiyi seven biri değildi. Mühendisler ve doktorlar nasıl bir alanın uzmanı ve karar vericisiyse yöneticiler de böyle olmalıydı. Doktor karar verirken, hemşireye, hasta bakıcıya hatta hastaya sormuyorken; yöneticiler seçilirken neden yöneticilikten hiç anlamayan kişilere soruluyordu ki. Yönetme sanatı ancak bilgelikle mümkündü. O halde yöneticiler bilgelerden seçilmeliydi. Sonrasında Platon’a da etki etmiş olan bu görüşlere Platon’un Devlet’inde rastlamak mümkündür.

Atina’nın tanrılarını inkar etmek, yeni bir tanrı yaratmak ve gençleri yoldan çıkarmak suçlarından yargılandı. Öğrencisi Ksenophon bu suçlamaları aptalca buluyordu. Hiçbir şeyde aşırılığa kaçmayan, insanları ürkütüp korkutmayan, tanıdığı en iffetli insandı Sokrates. Ona göre Sokrates; kimseye erdemi bile öğretmeye yeltenmemiştir, erdemli olanı öğretmeyi vaat etmemiştir. Olsa olsa kendi varlığıyla, insanların kafasında bir gün erdemli olabileceklerine dair bir umudun doğmasına sebep olmuştur.

Zaten Sokrates’i tutuklayanlar da sevmediği demokratlardı. Onlar ve maskesi düşen diğer Atinalılar durumdan hiç hoşnut değillerdi. Kurayla bir halk jürisi seçilir. Mahkeme kurulur. Sokrates bir başkası tarafından savunulmak istemez ve savunmasını kendi hazırlar. Mahkemede de bırakın idam edilmeyi, Atina’ya sunduğu katkılardan ötürü her gün kendisine yemek verilmesini ister; kısaca kendine has üslubuyla dalga geçer herkesle. Baldıran zehriyle idam edilmesine karar verilir. Eğer felsefe yapmaktan ve gençlerin aklını karıştırmaktan vazgeçerse serbest kalacağını söylerler. “Ölümden korkmak bilmediğini bildiğini sanmaktır.” “Şimdi ben ölüme, sizler de evinize gidiyorsunuz. Hangisi daha iyi? Bunu Tanrı’dan başka kimse bilemez.” Diyerek savunmasını bitirmiştir. Kendisini kaçırmak isteyen dostlarına kaçma imkanı olduğu halde olumsuz yanıt verir. “Madem ki yasalar kendisini o zamana kadar korumuştur, şimdi mahkum eden aynı yasalara saygı göstermek zorundadır.” 70 sene böyle yaşayan birinden farklı bir hareket beklenemezdi elbette, bu Sokrates’in kendi ahlak kurallarına ne kadar sıkı bağlı olduğunun göstergesidir.

Platon’un Sokrates’in Savunması eserinde anlattığına göre Sokrates “daimon” undan mahkeme sırasında söz eder. “Birçok yerde birçok kez söylediğimi duymuşssunuzdur… benim içimde tanrısal, vicdani, içgüdüsel, ne derseniz deyin o tür şeyler oluyor. … Çocukluğumda başladı bunlar. Bu sesleri duyduğumda meşgul olduğum işi bırakmak zorunda kalıyorum…” gibi ifadelerin geçtiğini görünce, Atina’lıları uyuşuk bir ata, kendisini de onları sürekli rahatsız eden at sineğine benzetmesiyle, cehaletle olan mücadelesiyle Sokrates; belki de çok tanrılı dinlere inanan Atina toplumuna rehber olarak insanın içerisindeki iyiyi ortaya çıkarmak için gönderilmişti diye düşünüyorum. Yani ilahi bir kavramla eşleştirecek olursak bunun karşılığı “peygamber” oluyor sanırım.

Zehiri geç içmesini söyleyenlere ”Zaman kazanmak demek bu hayata bağlılık demek değil midir? Hiçbir şeyimin olmadığı bu hayata neden tutunayım? Bu bana ne kazandırır?” diyerek Baldıran zehrini içer ve düşüncelerinden inandıklarından dönmemek uğruna hayatına son veren Sokrates gönüllerimize yerleşir. Atinalılar sonradan pişman olup yas ilan etseler de Sokrates artık ölmüştü. Kendisi tarafından kaleme alınmış hiçbir yazılı eseri olmayan Sokrates 2500 yıl sonra halen düşünceleriyle yaşıyor. Varın şimdi siz düşünün!

Ben yalnızca Sokrates’ten farkındalık oluşturacak kadar bahsetmiş oldum. İlgilenenler Platon’un “Sokrates’in Savunması”, “Diyaloglar” ve Ksenophon’un “Sokrates’ten Anılar” eserlerini okuyabilir. Sokrates’i, Platon’u, Aristo’yu yetiştiren Grek uygarlığı ile İbn-i Sina’yı, Farabi’yi, Hallac-ı Mansur’u, Gazali’yi yetiştiren İslam medeniyetinin bugün bulunduğu nokta açıktır. Biri ekonomik çöküntü ve iflasta; diğeri de birbirlerini öldürmekle ve tekfir etmekle uğraşan hiçbir düşünsel faaliyeti bulunmayan bir halde. Felsefenin olmadığı/konuşulmadığı bir toplumdan, aydınlık yarınlar beklemek aptallıktır. Herkes elbette Sokrates olamaz. Olmamalı da zaten. Ancak düşünelim ve sorgulayalım. Selam olsun o güzel insanlara!

Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez!

Eşref Bilge Uğurlu

Görüş, öneri, eleştiri, tartışma, fikir alışverişi için:

facebook.com/esref50

twitter.com/esrefbilge

esrefbilgeugurlu@hotmail.com

Sokrates’ten Aforizmalar

  • Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendisinden başlamalıdır.
  • Bilgi ruhun gıdasıdır.
  • Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır.
  • Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir.
  • Bilen insan kötülük yapmaz.
  • İnsan bildiğini öğrenir.
  • Öğrenmek, eskiden bilinmiş bir şeyi yeniden hatırlamaktan başka bir şey değildir.
  • Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir.
  • Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur.
  • İnsanlar her zaman her yerde acıkmışlardır ama her zaman her yerde erdemli olmamışlardır.
  • Sadece bir iyi vardır, bilgi; ve sadece bir kötü vardır, cehalet.
  • Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.
  • Kendin pahasına olduktan sonra tüm dünyayı kazansan eline ne geçer?
  • İnsan bildiğini öğrenir.
  • Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendisinden başlamalıdır.
  • Cahil insan kendinin bile düşmanı iken, başkasına dost olması nasıl beklenir?
  • Endişelerinizden kurtulmak istiyorsanız, yaşamaktan en çok korktuğunuz şeyin bir gün başınıza geleceğini kabul edin.
  • Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim.
  • Kendini bulmak istiyorsan, kendin için düşün.
  • En faziletli insan, rûhen yükselmeye çalışan, en mutlu insan da yükseldiğini duyandır.
  • Fazilet, ruhun güzelliğidir. Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir.
  • Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez.
  • Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin bedelini hesaplayın.
  • Eğitim, kıvılcımla ateş yakmaktır, boş bir kabı doldurmak değildir.

CEVAP VER