Pazar Pasajı: Fyodor Dostoyevski – Beyaz Geceler (Bir Hayalperestin Anılarından)

0
573
views

Hayalperest -ayrıntılı bir tanım gerekirse- insan değil, biliniz ki ortalama cinsten bir varlıktır. Daha çok erişilmez köşelerde bir yere yerleşir, orada neredeyse gün ışığından bile sakınır ve eğer içine kapandıysa da, o köşeye sümüklü böcek gibi yapışır ya da belki bu açıdan hem hayvan hem de ev olan, kaplumbağa denen o ilginç hayvana çok benzer. Ne dersiniz, neden mutlaka yeşil boyayla boyanmış, isli, kasvetli ve yakışıksız biçimde sigara dumanı ile kaplanmış odasını öyle sever? Neden bu gülünç beyefendi, sayılı ahbaplarından biri onu görmeye geldiğinde (onlarla hiç görüşmediği için ahbapları da iyice ayağını kesmiştir ondan), neden bu gülünç insan onu, az önce dört duvar arasında bir suç işlemiş gibi, sanki sahte banknotlar basıyormuş ya da bir dergiye, içinde asıl şairin ölmüş olduğu ve arkadaşının onun dizelerini yayına göndermeyi kutsal bir borç saydığı belirtilen anonim bir mektupla birlikte göndermek üzere bir takım şiircikler yazıyormuş gibi, öyle şaşkın, öyle yüzü çarpılmış halde ve öyle mahcup karşılar? Söyleyin bana, Nastenka, neden bu iki kişi arasında sohbet bir türlü bağlanamaz? Neden birdenbire gelip de kafası karışıvermiş olan misafir, başka zaman gülmeyi, şaka yapmayı ya da zekice sözler söylemeyi, cinsilatif ve başka neşeli konular konuşmayı sevdiği halde, gülemez ve zekice bir takım sözler söyleyemez hale gelir? Neden, sonuçta, yeni bir tanıdık olan ve ilk ziyaretini yapan bu misafir -sonuçta böyle ikinci bir durum yaşanmayacak ve misafir bir daha gelmeyecektir-, neden bu misafir, kendi payına artık tümden kendini kaybetmiş ve konuşmayı yoluna koyup renklendirmeye yönelik muazzam, ama boşuna olan son bir çaba dalgasıyla boğuşmaya, kendince görgü kuralları konusundaki engin bilgisini ortaya koymaya, hatta cinsilatif hakkında konuşmaya ve oraya düşmüş, yanlışlıkla ona misafirliğe gelmiş olan zavallı insanı uysalca memnun etmeye çabalayan ev sahibinin altüst olmuş suratına bütün keskin zekâsıyla (tabii buna sahipse eğer) bakarak öyle şaşkın, dilsiz bir halde kalakalır? Ve neden misafir birden şapkasına atılır ve hiç var olmayan pek önemli işini hatırlayıp pişmanlığını her şekilde göstermeye ve kaybolanı telafi etmeye çalışan ev sahibinin ateşli tokalaşmasından elini bir şekilde kurtarıp hızla çıkıp gider? Neden çekip giden misafir kapıdan çıkar çıkmaz bir kahkaha atar, kendi kendine üşütüğe bir daha gelmeme sözü verir; bu üşütüğü aslında etkileyici bir adam saysa da, diğer yandan hayal gücünün küçük bir kaprisine bırakmadan edemez kendini? Uzak bir imgeyle de olsa, az önce görüştüğü kişinin yüzünü bütün bu görüşme sırasında, çocukların mıncıkladığı, korkuttuğu ve her şekilde zarar verdiği, haince bir yere sıkıştırdığı, toza buladığı, sonunda onlardan kaçıp koltuğun altına, karanlığa saklanan ve orada bütün vaktini tüylerini kabartmak, tıslamak ve iki patisiyle birden incinmiş burnunu temizlemek ve daha uzun süre doğaya ve hayata, hatta merhametli hizmetçinin onun için efendinin yemeğinden alıp getirdiği artıklara bile düşmanca bakmakla geçiren talihsiz bir kediciğinkiyle karşılaştırmaya kalkar?

Bu pasaj Fyodor Dostoyevski’nin Can Yayınları’ndan çıkan Beyaz Geceler adlı eserinden alınmıştır. (13. Baskı)

“Dostoyevski bana tüm bilim adamlarından daha çok şey vermiştir.” – Albert Einstein

Hazırlayan: Mustafa Cem CEMALİGİL

CEVAP VER