Kediler Zor Ama Güzel Hayvanlar

0
253
views

Herkese uzun bir aradan sonra tekrar merhaba!

Fakültatif’teki yazarlığımın yavaş yavaş sadece bir efsaneden ibaret olmaya başladığı bu günlerde, en büyük emeğe sahip olduğunu düşündüğüm “3. sınıf”tan bahsederek başlamak istiyorum yazıma. Bunun üstüne çok düşündüğümü söyleyemem ama 3 sayısı, gerek 1’e olan yakınlığı, gerekse tipindeki tatlı yuvarlağımsı albenisi (oha sanırım 3’ten hoşlanıyorum) yüzünden oldukça sempatik bir rakam olarak kafama yerleşmişken fakültem, bir problemimin olmadığı rakamlar dahil, hayata olan bakış açımı tüm hızıyla karartmaya devam ediyor.

Henüz sadece bir komite görmüş olduğum gerçeğini odamda yere iki büklüm uzanmış ders programım bana fısıldarken, ben her aynaya baktığımda gözlerim onuncu komitemden çıkıyormuşum bakışı atıyor ve bu yüzden şehir efsanesi olduğunu düşündüğüm “3. sınıf çok zormuş ya.” cümlesi, artık kendi gözlerimin bile bana yalan söylediği bu dönemimde inandığım tek şey oldu. Bir ayda on yaş yaşlandıktan sonra, hadi benden geçti, gönül ister bizden sonra gelecek arkadaşlara bak şöyle yaparsan daha rahat edersin diye bir iki tavsiye vereyim bari olayına girmek istedim, ama böyle bir olayın da olmadığını anlamak, yine ikinci komitenin yaklaşmasıyla uzun sürmedi.

Bu iç karartıcı başlangıçtan sonra sizinle keyifli bir oyun muhabbeti yapmak isterdim; fakat çalışmıyorken oyun oynamaktansa hiçbir şey yapmamanın vicdanımı daha da rahatlattığını fark ettiğimden beri oyunlarla olan ilişkime de tatilinin bitmesiyle birlikte ara vermiş bulunmaktayım. Dolayısıyla bu kez benim gündemimden bir şeyler paylaşmayı düşündüm ve monoton hayatımdaki en büyük olay olan kedi sahiplenmem, hemen hemen Erzurum’a ayak bastığımdan bu yana hala zirvedeki yerini korumaya devam ediyor.

Açıkçası hala nasıl bir hayvanın şu anda bilgisayarımın şarj aletini kemirişini izlediğimi bilmiyorum. Son hatırladığım, bir sabah ev arkadaşımla internetten komik kedi videoları izleyip: “Ya çok tatlı biz de alalım mı?” diye muhabbet ettiğimizdi. Bundan bir kaç gün sonra o videoları biz çekmeye başladık. Hayat ne kadar tuhaf değil mi? 

Bir canlının bakımını üstlenmek = sorumluluk x sonsuz

Ani kararımızla eve gelen ve daha 1.5 aylık olan bu arkadaş daha ilk dakikasında, deli gibi etrafı koklamayı bitirince yukarıdaki formülü gözleriyle bize şöyle özetledi: “Demek sınav stresi size yetmiyor, alın bakalım.” Yaşadığımız bu stresin %80’lik bir kısmını ise bizim ona küçükken edindirdiğimiz alışkanlıklarla, ileride geri dönüşsüzce üzerine oturacak olan kişiliğinin neye benzeyeceği sorusu oluşturuyor. Misal, tecrübesiz olanlar başta olmak üzere çoğu ebeveyni kandırarak içine çeken “Bir tane çocuğum var her istediğini yapayım da krallar gibi yaşasın.” bataklığı. Biz de bu cümlenin büyüsüne kapıldık ve gösterdiğimiz her ilgi, bize el ve kollarımızda birer ısırık ve tırnak yarası olarak geri döndü. Aslında hayatın da küçük bir özeti olabilecek bu örnek, sevginin bile aşırısının kişinin can güvenliğini ne kadar tehlikeye atabileceğinin bir göstergesi bence. 

Başlarda masum oyunlar gibi gözüken bu ısırma ve tırmalamalar, büyüdükçe ciddi bir hal almaya başlayınca, önlemek için neler yapabileceğimizi araştırmaya başladık biz de. “Ceza verildiğini anlaması için kafasına vurmanız gerekiyor.” gibi, aslında kesinlikle yapılmaması gerektiğini denediğimizde aniden kolumuza geçirilen dişlerle tecrübe ettiğimiz bir yanlış var mesela. Yavru kediler bu hareketinizi “Oo demek daha sert oynamak istiyorsun, güzel.” olarak algılıyormuş. Bunun yerine saldırganlaştığı zaman önüne bir oyuncak atıp dikkatleri kendi üzerinizden çekmeniz gerekiyor. Tabii işler oradan sıyrılmanızı gerektirecek kadar ciddi değilse uyaran bir sesle “Hayır.” gibi ifadeler kullanın, kulaklarını arkaya çevirip gözlerini sizden kaçırıyorsa yaptığı şeyden kendini suçlu hissediyor demektir. Maalesef ben bu davranışı ancak hayal edebiliyorum, çünkü zamanında o kadar şımartmışız ki hayvanın suçluluk duygusu körelmiş. 

Can güvenliğinizi bile tehlikeye atabilen bu ufaklığın mal güvenliğinizi de tehdit etmesi sizi şaşırtmaz diye düşünüyorum. Geçenlerde bizim ailenin hangi üyesinden bana geçtiğini hala bilmediğim, ama beni en mutlu eden özelliklerimden biri olan işsizliğime bedenimi emanet ederek evde projeksiyon yapma işine girdim. Alış-verişimi yaptıktan sonra aldıklarımı yere dizdim ve gereken son şey olan makası almak üzere içeri gittim. Geldiğimde bilin bakalım kim ortalığı dağıtmakla meşguldü? Öyle bir dağıtmış ki 3 gündür aldığım kalemi bulamıyorum. Kısa bir süre önce var olduğunu bile unuttuğum başka kalemler bulmama rağmen henüz kendiminkine ulaşabilmiş değilim. Yemek verirken aldığı kokuyla aklının dağılmasından yararlanıp birkaç kez “Kalemim nerde lan?” diye sıkıştırdım, fakat ısrarla konuşmuyor. Yapılan bir araştırma sonucu kedilerin bizi anladıkları fakat kasıtlı olarak itaat etmediklerinin anlaşılmış olduğunu öğrendiğimden beri sormayı bıraktım.

Açıkçası bir kedinin karakterinin belirlenmesi dışındaki diğer ihtiyaçlarının, sahiplenmeyi düşünenleri bu kadar zora sokan şeyler olmayacağını düşünüyorum. Belki tuvalet alışkanlığı için bazı istisnalar olabilir ama eve ilk geldiğinde, bir kaç gün yemekten sonra kumuna götürmemiz bizim için yeterli oldu. Bir de, mama dışında yemek verilmesi çoğu kişi tarafından önerilmiyor. Bu kurala ne kadar uymaya çalışsak da, yemeğini yiyip bizimkilere sulanmasını 5 dakika izledikten sonra tabaklarımızı onunkine boşaltıyoruz ve şimdilik bir zararını görmedik. Son olarak ilaç, aşı gibi gereksinimleri, iyi bir veteriner ile çözümü kolay bir diğer olayları.

Her ne kadar ailemizin bir bireyi olmuş olsa da, hala “Keşke köpek alsaydık ya.” diye üzülmüyor değilim. Yine de kediler zor ama güzel hayvanlar.

Sude Günce Yüksel

 

CEVAP VER