PSİKİYATRİ ASİSTANI DR. ŞERMİN GÖK RÖPORTAJI

2
2137
views

FT: Öncelikle röportajımızı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.  Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım.

ŞG :İsmim Şermin Gök. Psikiyatri asistanıyım. Çok uzun zaman olmadı daha başlayalı, yaklaşık 7 aydır buradayım. Uludağ Üniversitesinden 2006 yılında mezun oldum. Daha önce  pratisyen hekimdim, Ordu Devlet Hastanesinde çalışıyordum.

FT: Tıp fakültesine gelirken nasıl bir hekim olma hayaliniz vardı? Şu anki konumunuz hayallerinizle uyuşuyor mu? Yoksa, daha sonra mı karar verdiniz?

ŞG: Yani şöyle; ben üniversite döneminde çok TUS çalışan biri olmadım. Bizim intörnlüğümüz biraz ağır bir süreçti. Hocalarımız da hep “Biz TUS’a doktor hazırlamıyoruz, pratisyen hekim yetiştiriyoruz.” derdi. Ama hiç de çalışmadım diye bir şey yok. Dönemimde Kadın Doğum kazanmıştım, o zaman puanı da yüksekti.(gülerek söylüyor) Ama olmadı kadın doğumu bıraktım. Uzun süre pratisyen hekim olarak devam ettim.

FT: Kadın doğumda hangi üniversitedeydiniz ?

ŞG: Ankara Başkent Üniversitesindeydim. TUS hiç önceliğimde olmadı açıkçası, ben pratisyen hekim de olarak devam edebilirim diye düşündüm. Dönemimde TUS dershaneleri de pek popüler değildi, hiç dershaneye gitmedim mesela. Söylediğim gibi uzmanlık önceliğim değildi. Hangi işi yaparsanız yapın yaptığınız işi güzelce yapın, yoksa uzman hekim halka daha iyi hizmet verir, pratisyen hekim öyle değildir diye bir şey yok. Ama en son acil ortamında çalıştığım için zordu ve ben de TUS’a girmeye karar verdim.

FT: Yani psikiyatriyi sonradan seçtiniz öyle mi?

ŞG: Evet sonradan seçtim.

FT: Peki TUS’tan kaç almıştınız?

ŞG: 64 almıştım öyle çok yüksek bir puan değil.

FT: Peki psikiyatriye TUS’a çalışırken mi karar verdiniz yoksa puanınız geldikten sonra mı?

ŞG: Yok, psikiyatriyi puanım öyle geldiği için seçme durumum yoktu. Şöyle; yaklaşık 6 yıl önce kadın doğumu bıraktım. O zaman cumartesi TUS İngilizcesine pazar ise sınava girerdik. Sonra YDS gelince İngilizcem de pek iyi olmadığından uzun süre YDS’yi geçemedim. Hani çok da çalışmadım. Ama psikiyatriyi istiyordum. TUS’a girdim bir dönem, ama yeterli puanı alamadım. O yüzden puanım yüksek geldi hadi psikiyatriye durumu olmadı benim için. Uzun süredir istediğim bir şeydi, kadın doğumdan istifa ettikten sonra.

FT: TUS için özel bir çalışmanız oldu mu peki, dershaneye de gitmedim dediniz? Pratisyen hekim iken hazırlanmak hakkında da bahsedebilir misiniz?

ŞG: Öğrenciyken dediğim gibi bizim zamanımızda dershaneler pek de popüler değildi. Her yerde dershane yoktu. Ha Bursa’da vardı ama maliyeti de yüksek bir durumdu. Benim zamanımda en son 10.000 lira filandı ücretleri zaten benden önce birçok mezun da dershanesiz kazanmıştı. Hani hiç ders çalışmadım demiyorum . İntörn iken en az bir defa okumuştum hepsini.Mecburi hizmetimi de Giresun’da yaptım. Dershane için yakın olarak da Trabzon ve Samsun vardı. Ama onun için de gidip orada kalmak gerekecekti. O olmadı bir şekilde. Çalıştığım yer çok kalabalık bir sağlık ocağıydı, ben de beşten sonra eve gidip geç saatlere kadar ders çalışıyordum. Yani gönül ister ki o işi okul sürecinde bitirelim, sarkmasın. TUS olmuyorsa hayatınızı bir şekilde hep ertelemek zorunda kalıyorsunuz. Dediğim gibi ben iyi çalışmıştım kazandım ama istifayla sonuçlandı olmadı ilk seferde. Acilde çalışan arkadaşlar vardı veya 112 de mesela onlar nöbetlerini daha iyi ayarlayıp çalışabiliyorlardı. Çok yoğun çalışan arkadaşlar da vardı onlar istifa edip evde çalıştılar. Asıl önemli olan bulunduğunuz konumda imkan yaratabilmek.

FT: Peki psikiyatriye hazırlanırken nasıl bir yol çizdiniz?

ŞG: Yeniden hesaplanan TUS’lar oldu bunları biliyor muydunuz?

FT: Çok yabancı gelmiyor.

ŞG: Ben 2014 TUS’u ile patolojiyi kazandım.

FT: Ooo röportaj için ne kadar doğru biriyle çalışıyormuşuz aslında.(FT ekibi ve konuğumuz gülüyor)

ŞG: Üst tercihlerim psikiyatriydi, burası da vardı tercihlerim arasında ama o zaman gelmedi patoloji geldi. Gittim 1.5 yıl çalıştım .Sonra TUS iptal oldu ve yeniden hesaplandı. O zaman puanım yükselince yeniden burayı yazdım ve oldu, buraya geldim.

FT: Yani toplam 2 kere mi TUS’a girdiniz?

ŞG: Evet yani kadın doğumdan sonra bir kere daha TUS’a girdim.

FT: Vaaay çok iyi ya, peki patoloji ve kadın doğuma da biraz değinir misiniz? İş yoğunlukları açısından.

ŞG: Ben 6 ay kadın doğumda çalıştım. Çok severek gitmiştim. Annem emekli ebe işin hep içindeydim ama 15 nöbet tutuyorduk çok yoğunduk. Cumartesileri de çalışıyordum, özel bir üniversitedeydim, pazarları da genellikle nöbette geçiriyordum Yani haftanın 7 günü bir fiil çalışıyordum. 6 ay çalışabildim ama kıdemin arttıkça nöbetin düşmesi gibi bir şey de yoktu.3 yıllık asistan 13 nöbet tutuyordu. Orayı bıraktım ve bırakınca da bir hayal kırıklığı oldu uzun bir süre TUS’a da girmedim. YDS filan geldi o ara ona da hiç çalışma isteğim yoktu, yoksa  çalışınca yapılmayacak bir şey değildi. Ben sadece Trabzon’a gezmek için gidip sınava giriyordum. Sınava yarım saat girip çıkıyordum, babamla geziyorduk. Sonrasında Ordu Devlet Hastanesi Acilinde çalışmaya başladım ve çok yoğundu. Çünkü çok aktif çalışan bir yerdi.4-5 yıl orada çalıştım ve artık spesifik bir alanım kalmamıştı her şeye bakıp her şeyden anlamak zorundaydım. Gecenin bir saatinde nasırını göstermeye de gelen oluyordu ,çok ağır trafik kazası da geliyordu. Ben de dedim ki artık spesifik bir şey görmek istiyorum.Zaten psikiyatri de düşünüyordum. Patoloji de şöyle o dönem araştırmıştım. Yani nöbetlerden gına gelmişti. Başka seçeneğim yoktu gitmeden araştırmam gerekiyordu. Araştırdım iyi yorumlar aldım. Patoloji yazdım. Ama buradan TUS’a girecek arkadaşlara da belirteyim patoloji çok yoğun bir bölüm. Psikiyatri çok çok rahat bir bölüm patolojiye göre, çünkü verdiğin karar çok zor. Sonuçta yani bir çok hasta senin verdiğin kararla opere oluyor veya kemoterapi , radyoterapi alıyor. İş yükü ağır çalışması zor bir bölüm. TUS yeniden hesaplanınca da burayı tercih ettim burası geldi.

_20161206_130132

FT: Psikiyatri hastaları ve hasta yakınları ile uğraşmak gerçekten zor ve uğraştırıcı burada bu konuda işleyiş nasıl? Hastalar ve hasta yakınları ile nasıl iletişim sağlıyorsunuz?

ŞG: Şimdi şöyle ki; Salı günleri büyük vizit günü olur, yeni yatan hastalar görülür. Pazartesi, çarşamba ve cuma günlerinde ise biz klinikte oluruz hastalarımızın  hepsini görürüz, konuşuruz, onlarla öğleden sonrayı iş-uğraş odasında geçiririz. Hep hastalarımızla iç içeyiz. Onun dışında erkek bölümü ile kadın bölümü arasında hep bir devri daim var onun için biraz karışık olabiliyor. Psikiyatri hastası ile uğraşmak zordur sorusuna gelince de, bir psikiyatri hastasında sorun çıkaracak bölüm, genelde ilk yatış sırasında yatmayı istememek oluyor. Bu hastalar genelde BAB-Manik atak hastaları ya da şizofrenide, akut psikoz alevlenme döneminde olan hastalar oluyor. Onlar da verdiğimiz ilaçlarla sakinleşebiliyor. Yani toplumda var olan “ Psikiyatri hastası her an her şeyi yapabilir. “ algısı yanlış, mesela haberlere baktığımız zaman bir sürü kadın cinayeti ve  çocuk cinayeti işleniyor. Bu zanlılardan kaçı psikiyatri hastası mesela ya da bir şizofren? Çok çok azı. Yani dediğim gibi, siz burada saldıran hasta çok göremezsiniz.

FT:  Psikiyatri servisinin kadın bölümü ve erkek bölümü olarak ayrılması hastaların güvenliği için mi?

ŞG: Hastaların güvenliğinden değil. Şöyle ki; dağınık hastalarımız olabiliyor. Mesela öz bakımı olmayan, aylardır banyo yapmayan ya da kadın hastalar arasında regl döneminde olanlar olabiliyor. Bazen ise üstünü tamamen çıkaran hastalara rastlayabiliyoruz. İşte ilk o dağınık döneminde olan kadın ve erkek hastaların bir arada olması çok mantıklı olmadığı ve hastaların rahatlığı için ayrı servisler.

FT: Psikiyatri hastalarına ulaşmak zor, bir belirtiyi yanlış söyleyebilirler ya da belirti olduğunu bile farkına varmayabilirler böyle durumlarda anamnezi nasıl alıyorsunuz?

ŞG: Tabi hastalar her zaman her şeyi söylemeyebilir, burada karşılıklı güven ilişkisi devreye giriyor. Psikiyatri hastası 3-5 gün yatıp çıkan hastalar değildir. Mesela en son taburcu ettiğim hasta 5. ayındaydı. Böyle hastalarla belirli zaman geçirip, size güvenmeye başladığında anlatmaya da başlıyor. Ama tabi hiç söylemeyebilir de o zaman ise hastayı klinikte gözlemleriz, anamnezi ise sadece hasta yakınından alırız. Hatta evci yollar, aileden değişimi incelemesini isteriz. Çünkü özellikle şizofreni hastalarında hasta çok nadir sesler geliyor kulağıma der. Ama onu inceleyen aile karşıda kimse olmadığı halde konuşmaları bilir.

FT: Hastaların yatış durumu olduğu zaman nasıl tepki veriyor? Yatmayı istiyorlar mı?

ŞG: Hastaların çoğu yatış istemez. Bir spektrum var. Bir ucunda şizofreni hastası bir ucunda ise depresif bozukluk var ve bu hastalarda içgörü farklılığı var. ( İçgörü: Hastanın hasta olduğunu farkına varmasıdır.) Eğer kişide İçgörü yoksa, mesela şizofreni hastası, hasta olduğunu kabul etmez ve yatmak istemez çoğunlukla. Çünkü ona göre yanlış giden bir şey yoktur, duyduğu ya da gördüğü gerçektir, sadece uykusuzluk veya iştahsızlık gibi dertleri anlatır. Yani bir takım sıkıntıları kabul eder ama yatacak kadar hasta olduğunu kabul etmez, doğal olarak yatış istemez. Diğer uçtaki depresif bozukluk hastası ise hayattan hiç zevk almıyordur, bu durumdan yılmıştır. Hasta olduğunu kabul etmiştir ve tedaviye istekle gelir yatışı kabul eder.

FT: Peki bölümdeki asistanlar olarak iş yükünüź nasıl?

ŞG: 8.30 gibi burada olup 17.00 gibi çıkıyoruz. İş yükü dönem dönem değişebiliyor. Bölümde fazla nöbet tutmuyoruz, nöbetlerimiz fazla sıkıntılı geçmiyor, konsültasyona gidiyoruz. Onlarda uykusuzluk ve delirium oluyor. Nöbetler ayda 3 ya da 4 tane 36 saatlik oluyor. Bu aya kadar hep 3’tü aslında ama bu ay rotasyona giden arkadaşlar sebebiyle 4 oldu. Yani genelde çalışma saatleri bakımından rahat bir bölüm sayabiliriz psikiyatriyi.

FT: Rotasyon demişken biraz bahseder misiniz asistanlıktaki rotasyonlardan?

ŞG: Rotasyonumuz şöyle ki; 3 ay nöroloji rotasyonu yapıyoruz. 4 ay da çocuk psikiyatrisi rotasyonu var. Nöroloji rotasyonunda nöbetleri orada tutuyoruz ama çocuk psikiyatrisinde orada çalışsak da nöbetleri burada tutuyoruz. Eskiden bir de acil tıp rotasyonu varmış ama kaldırılmış.

FT: Peki çalışma temponuzda hobilerinize vakit ayırabiliyor musunuz?

ŞG: Daha öncede dediğim gibi çalışma saatlerimiz çok yoğun olmadığından saat 17.00’ den sonra her istediğimi rahatlıkla yapabiliyorum. Onun dışında ayda bir hafta sonu nöbetim oluyor. Kalan hafta sonlarını da kendime ayırabiliyorum. İzin konusunda da haziran, temmuz ve ağustos aylarında kullanabiliyoruz iznimizi onu da ayarlayıp sırayla gidiyoruz.

FT: Öğrencilik yıllarında çok özlediğiniz ve bize de yapmamızı önerdiğiniz bir şey var mı?

ŞG: Üniversitede en fazla dersi severek ve isteyerek 4. Sınıfta çalışmıştım o zaman bile merak ederdim, acaba kütüphanede ders çalıştığım zamanları ilerde özler miyim diye. Üniversitemizdeki o güzel kütüphanemizde ders çalışmayı, o ortamı, herkesin bir yeri olması gibi şeyleri özlüyorum açıkçası.

FT: Peki okurlarımıza ve bize verebileceğiniz tavsiyeler var mı?

ŞG: Bizim intörnlüğümüz çok sıkıntılı ve yoğun geçti. O zaman yaptığım bazı işler angarya gibi gelirdi, özellikle ders çalışma derdine düştüğümüz zamanlarda. Yaptığımın benim işim olmadığını düşünürdüm, belki gerçekten benim işim değildi ama  Ordu Devlet Hastanesi acilindeyken iyi ki öğrenmişim dedim. Bir de Intörnlük zamanı hocalarımla gördüğüm hastalar hep aklımda kaldı. Belki ince ayrıntısıyla değil ama genel olarak gerek TUS’da gerek meslek hayatımda hep karşılaştım.

_20161210_115355

FT: Yani önem verin mi diyorsunuz?

Ş.G: Evet, gerçi çok bilmiyorum burayı. İntörnlük eğitimi burada ( Atatürk Tıp ) da mı ağır?

FT: Evet burada da hasta yoğunluğu çok fazla.

Ş.G: Mesela biz bire bir hasta takip ederdik, psikiyatride yani intörn olarak daha yoğunduk. Fakat burada intörn arkadaşlar daha rahatlar bu konuda. Bizim üniversitemizde öğretim elemanı sayısı çok fazlaydı. Öğretim elemanı sayısı fazla olunca seninle ilgilenecek kişi sayısı da fazla oluyor ama burada biraz daha az, o durumda hocanın daha öncelikli halletmesi gereken şeyler varken biraz geri planda kalabiliyorsun. Ellerinden geldiği kadar burada Hacer hoca olsun Halil hoca olsun ilgileniyorlar. Büyük vizitlere katılıyorlar, normal bizim klinik içi vizitlere katılıyorlar hasta görsünler diye.

FT: Biz de tam ona geliyorduk, bölümünüzde hocalarınızla olan iş bölümünüz nasıl? Nasıl katkı sağlıyorlar sizin hastalarla olan ilişkilerinize ?

Ş.G: Şimdi şöyle ben servisteyim, poliklinikteki arkadaşlar hastayı görürler, hastayı hocaya danışırlar, hoca yatış verir, ya da yatırma der. Hastaya yatış kararı verildiyse buraya (servise) gelir, ben servis açışından anlatıyorum durumu, sonra biz hastayla konuşuruz, ardından gider hocayla konuşuruz. Ne başlamak, neye başlamak gibi şeylere karar veririz. Yani hangi ilacı başlayacağız ve neden başlayacağız hoca bunu anlatır. Birlikte hastanın bir tedavi profilini çizeriz bölümün hocasıyla, örneğin kadın bir hasta geldiyse o an kadın bölümünün hocası kimse onunla birlikte yaparız bunu. Perşembe ve cuma günleri genel vizit olur, orada herkes hastayı görür, herkes bir fikir beyan eder. Evet biz burada bir şeyler başlarız ama başka şeyler eklenecek mi ya da var olanlar içinden herhangi bir değişiklik olacak mı bu konularda herkes orada fikrini sunar. Bu çok güzel bir uygulama, herkesin hastayı bir anda görüyor olması, herkesin hasta hakkında fikir sahibi olması, bir arada oturup tedaviyi tartışabilmek bunlar güzel şeyler. Bazı özellikli hastalar olduğu zaman bazen hocayla birlikte değerlendiririz.Pazartesi Çarşamba ve cuma günleri bizim seminer ve makale saatimiz var. Hocalar seminer ve makale belirlerler her asistan sırayla onu anlatır. Bazen hocalar anlatır. Eğitim açısından herhangi bir sıkıntı yok.

FT: Peki hasta dağılımınız nasıl asistanlar arasında? Bir asistana ortalama kaç hasta düşer? Kıdem sırasının önemi nedir?

Ş.G: Üç asistan çalışıyorsak burada sırayla alıyoruz. Öyle kıdemli daha az alır kıdemsiz daha fazla alır gibi bir kavram yok. Biz burada 3 kişi çalıyorduk. Ben alırım benden sonra sıra kime geçerse. Kıdemli kıdemsiz arasında nöbet farkı olmaz. Herkes eşit nöbet tutar burada. İzin konusunda da herhangi bir ayrım yoktur. Bizde herkes eşit hasta alır. Kıdem farkı ne zaman olur? Bazı asistanlar 4 yıllık oluyorlar dördüncü yılına geçiyorlar yani servis kıdemlisi olarak aşağıya iniyorlar. Biz uzmanlığımızı dört buçuk yılda alıyoruz. Şimdi bu adam zaten uzmanlık sınavına girecek, çalışması lazım. Bu durumda da o bir hasta alıyorsa diğerleri iki hasta alıyor, böyle oluyor. Bu da dediğim gibi son iki üç aya mahsus bir durum.

FT: Uzmanlık sınavını geçip geçememe durumu nasıl?

Ş.G: Uzmanlığı her bölümde geçersiniz yani kalma gibi bir şey yok.

FT: Peki asistanlıktan sonraki kariyer planınız nasıl?

Ş.G: Ben akademisyenlik düşünmüyorum açıkçası. Ben yaş olarak da biraz geç kaldım. Yaş engel midir? Hayır, istedikten sonra yapılabilir ama ben mecburi hizmetimi yaptıktan sonra özelde çalışmak istiyorum. Kendi açacağım ofisimde yani.

FT: Psikiyatriyi isteyerek yazdınız, peki hastalarla ilk karşılaştığınız an herhangi bir tedirginliğiniz oldu mu, olduysa nasıl?

Ş.G: Bazıları şey diyorlar, ‘psikiyatri nasıl, hastalardan korkmuyor musun?’ Ben hiç o tedirginliği yaşamadım mesela. Ya işte kapıya açıp girdikten sonra başıma her şey gelebilir bak bu hastalar sıkıntılı vb. hiçbir düşüncem olmadı. Toplumun dışardan psikiyatri hastasına bir bakış açısı var ama yanlış bir bakış açısı. O açıdan hiç sıkıntım olmadı.

FT: Gerek periferde olsun gerek kadın doğum, patoloji ya da burada olsun. Unutamadığınız bir anınız var mı? Bizimle paylaşmak ister misiniz?

Ş.G: Ya şey yapmıştı bir tane hasta telefonunu tuvalete düşürmüş, almaya çalışırken de kolu sıkışmıştı. Tuvaletin taşı ile birlikte kırıp getirmişlerdi kolu böyle havada. O biraz komik bir durumdu. Onu arkadaşlar çekiçle vurarak kırıp çıkardılar biraz şişmişti. Onu hatırladım Acilde çok farklı şeylerle karşılaşabiliyorsunuz oluyor bu tarz şeyler.

FT: Şiddet vb. bir durumla karşılaştınız mı peki?

Ş.G: Bir kez mahkemelik olduğum biri oldu hakaret davasından. Alkollüydü, küfürlü konuşması filan oldu. Benim de hastam değildi yani tesadüfen beni gördü saydırmaya başladı. Genç bir çocuk. Onunla öyle bir şey oldu. Beyaz kod verdim, hani acil kodlardan biri. Sordular ‘şikayetçi misin’ diye ben de ‘evet şikayetçiyim’ dedim. Üst üste bir şeyler yaşamıştım hiçbirinde şikayeçi olmamıştım. Sonra zaten onun öncesinden davası varmış. Hapis cezası para cezası filan aldı. Tabi hoş şeyler değil bunlar. Bir sefer böyle bir şeyim oldu.

Acilde karşılaşıyorsunuz ne yazık ki. Bizim toplumumuz biraz dürtüsel davranan bir toplum çabuk galeyana geliyoruz. Çok çabuk tepkisini olumlu yada olumsuz gösteren bir yapımız var. İletişim kurmakta bazen sıkıntı yaşayabiliyorsunuz. Pratisyen hekimseniz acilde hastayla ilk karşılaşan ilk gazını alan kişi siz olduğunuz için her şeyi görüyorsunuz yani.

FT: Son olarak okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Ş.G: Benim doktorluk adına bazen çok sıkıldığım yorulduğum zamanlar oldu. Dediğim gibi ben 10. Yılımı çalışıyorum. Acilde öyle zamanlar oldu ki ‘bu gece sabah olacak mı acaba’ diye düşündüm. TUS sürecim biraz uzun ve çetrefilli oldu. Bunlara rağmen ben hiçbir zaman’ ben bu işi istemiyorum kesinlikle yapamam’ demedim. Yine olsa yine tıp fakültesi yazardım, yine olsa yine psikiyatri yazardım. İnsan ilişkisinin olduğu her yerde sıkıntı olabiliyor. Şunu kesinlikle kendinize dert etmeyin; ”işte ben üniversiteyi bitirdim, hemen gidip TUS’u kazanmalıyım, dört yılda bitirip hemen uzman olmalıyım”. Arkadaşlar hemen uzman olana madalya takmıyorlar yani bir yere koşmuyoruz. Tabi hayatımızı düzene koymak anlamında biraz daha erken olması iyi.  Bazen şey diyordum ”yahu ne çok yer gezdim, verem savaş disparesinde çalıştım, acilde çalıştım, aile hekimliği yaptım vs” bu sırada bir çok arkadaşım uzman olmuştu. Şimdi diyorum ki; ya ben bunları iyi ki yapmışım. Çünkü hepsinde farklı farklı hastaya yaklaşım durumları öğrendim. Farklı insanlar tanıdım, farklı ortamlara girdim. Şimdi diyorum ki bunlar iyi ki olmuş, yani hemen öyle uzman olunacak diye bir şey yok. Pratisyen hekim olmak güzel bir şey. Dediğim gibi hangi işi yapıyorsan yap, hakkıyla yaptıktan sonra hiçbir sıkıntı yaşamazsın. Sonuçta hepsinde bu halka bu devlete hizmet ediyorsun .

FT: Çok teşekkür ederiz. Bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için.

Ş.G: Rica ederim.

Elham Mine İŞ

Çağlar YILDIZ

Selin Sena ELMALI

Saadet Enfal BAYRAKÇI

 

2 YORUMLAR

  1. Umut aşılayan bir yazı olmuş.Emeğinize sağlık.
    Aranızda başka tıp fakültelerinden de insanlar görmek isterseniz Aydın Adnan Menderes Tıp Fakültesinden talip var.:)
    Polis Amcadan Enfal’e selamlar.

CEVAP VER