TIBBİ GENETİK UZMANLIĞINA 5 KALA-İBRAHİM ŞAHİN RÖPORTAJI

0
1454
views

FT: Öncelikle Fakültatif Tıpçı ekibi olarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

İŞ: Ben teşekkür ederim, hoş geldiniz.

FT: Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım. Nerelisiniz, nerelerde görev aldınız, hangi üniversiteden mezun oldunuz?

İŞ: 30 yaşındayım, Dokuz Eylül Tıp Fakültesi mezunuyum daha sonra Siirt’te çalıştım, yaklaşık 8-10 ay civarında, zorunlu hizmet yaptım. Sonra da Tus’u kazanıp buraya geldim. Burada da dört senem doldu, şuan son aylarım.

FT: Gidecek misiniz?

İŞ: Muhtemelen, yani birkaç ay içinde bitecek buradaki işim.

FT: Nereye gideceğiniz belli mi?

İŞ: Sağlık Bakanlığı nereyi uygun görürse, nerede ihtiyaç varsa diyelim.

FT: Memleketiniz neresiydi?

İŞ: Memleket Bursa, Bursa’da doğdum. İzmir’de okudum, işte o bölgelerden buralara gelmiş olduk.

FT: Genetik bölümünü seçmenizin özel bir sebebi var mı?

İŞ: Var, araştırma. Ben tıp fakültesindeyken araştırma topluluğundaydım, işte bilimsel araştırma topluluğu sizin de var. O araştırma topluluğunda biz onkoloji grubuyduk, bayağı iyi çalışıyorduk, kanser üstüne özellikle birinci sınıfta PubMed’ten makale okumaya başlamıştık düşünün yani. Tabi giderek arttı hiç sönmeden o istek, şevk ve heyecan giderek arttı işte mezun olduk.Mükemmel bir şey yok, artılar-eksiler var. Kendinize göre değerlendireceksiniz araştırma yapabileceğim en iyi yer neresidir diye. Genetiği de seviyorum, kanser alanında da araştırma yapabilirim, o yüzden genetiği yazma ihtiyacı hissettim. Öyle oldu, genetiğe geldik. Aslında onkoloji de bir seçenek olabilirdi, onkoloji direkt kanser ama onkolojide hastalar, tedaviler var onlarla uğraşıyorsunuz.

FT: Hastayla muhatap olmayı pek sevmiyorsunuz sanırım.

İŞ: Hastayla muhatap olmayı seviyoruz, hastayla muhatap olabilirsiniz sorun değil. Her bölümü yapabilirsiniz sıkıntı değil ama insanın kendi sevdiği bölümü yapması bambaşka bir şey. Araştırma güzel oluyor, orada da genetik fırsat, imkân sağladı bana. Yani bütün dünya açısından sadece Türkiye değil, dünya çapında da… Mesela şuan başka bir yere bir yazı yazdığınız zaman; işte genetikçiyim ben, şu kadar sene harcadım, şunları yaptım, bunları çalıştım diye ya da laboratuvardan deneyimlerimden bahsettiğim zaman ‘tamam’ diyorlar, gelebilirsin. Sizin kendinizi yetiştirmenize bağlı biraz da, bir yerden sonra bir konuya odaklanmak güzel oluyor. Birinci sınıfta biz başladık onkoloji grubu olarak; kanser üzerine okuyorduk, takip ediyorduk. Makaleler, yayınlar, dergiler… İyi oldu bu durum, gittikçe de büyüyor yani bir yerde faydası olacak bana mutlaka. Şu an da faydası olmaya başladı. Yani reddetmiyor yazdığım yerler en azından, gelebilirsin diyor.

FT: Geniş bir Network’ünüz var fark etmişlerdir.

İŞ: Evet network biraz yavaş yavaş gelişiyor. Mesela benim ilk aşama şöyle oldu; benim hiç haberim yoktu bunlardan. Ben sadece kanserle ilgileniyordum, ne olur ne gider diye. Makale okudukça insan da tanımış oluyorsunuz, hani belli bir konuyu kimler yazıyor, kimler ne yapıyor dünya çapında, İsviçre’de bir merkezCarolina Enstitüsü’ var, ‘Almanya Kanser Araştırma Merkezi’ var, Amerika’da alakalı birçok kurum var, hani kim ne çalışıyor bunu öğrenmeye başlıyorsunuz makale okudukça ve bir konuda özelleşmeye başladıkça. E tabi zamanla bu insanları tanımış da oluyorsunuz. Almanya’da var birkaç kişi, onlar beni zorladı network konusunda. Benim Linkedln’den haberim yoktu yani, dediler ki Linkedln’de grubumuz var gel. Yani sen de madem uğraşıyorsun, güzel yorumlar yapıyorsun. Linkedln’e girdim ben ve network’üm gittikçe büyüyor. Ama bu olaylar güzeldir; yani ResearchGate var, Linkedln var araştırma açısından en azından. Mesela ben Facebook kullanmam, işime yaramıyor çünkü. Linkedln işime yarıyor çünkü ben orada istediğim bilim adamını bulabiliyorum, oradan yazdığım zaman, diğer platformlara yazdığımdan daha faydalı oluyor öyle söyleyeyim. Orada zaten otomatik CV’niz olmuş oluyor. Mesela sen bana bir mail atsan, ben diyeceğim ki “Kim bu, nereden çıktı yani? ne iş bu?” ama Linkedln’den yazdığın zaman ben görüyorum senin nerede okuduğunu, ne iş yaptığını, neler çalıştığını… O şekilde dönmeleri daha rahat oluyor.

FT: Peki hocam yayınları takip ediyorum dediniz, bize tavsiye edebileceğiniz bir alan var mı? Hangi yayınları okudunuz ya da hangi kitaplardan faydalandınız?

İŞ: Valla işte textbooklar iyidir, tabi siz tüm tıp eğitiminiz, kariyeriniz, hayatınız boyunca textbooklardan faydalanabilirsiniz. Birinci sınıf için ne diyelim biyokimya var, Harper var, Lippincott var, The Genetic Thompson var.

FT: Yani temel kaynakları takip edelim diyorsunuz?

İŞ: Evet zaten size anlattığımız şeyler o kitaplara dayanıyor. Size sorulan sorular sadece sizin sınavlarınız için değil yani, tıpta uzmanlık sınavı olsun, Amerika’nın Medical USMLE sınavı olsun, diğerleri olsun hepsi bu textbooklara bağlıdır. Bunlara dayanır yani. Vaktiniz var, uzun vaktiniz var, küçük notlar, fasiküller, slaytlarla geçirebilirsiniz ya da kitap da okuyabilirsiniz… Güzel olur sizin açınızdan. Kitap okurken birçok şey öğreniyorsunuz. O kitap size sadece bilgi vermiyor; sizi bir takım sitelere yöneltiyor, merkezlere yöneltiyor, bir takım kişiler tanımış oluyorsunuz ve çevreniz genişlemiş oluyor. Bu şekilde ilerlemek güzel, okumak güzel her zaman için. Yani tıp fakültesine girdiyseniz, okursanız başarılı olursunuz. O özelleşme alanı biraz size bağlı şuan genel olarak okumanızda fayda var. Mesela şuan otofajiden Nobel ödülü alındı, duymuşsunuzdur belki Japon biri aldı. Şimdi mesela paldır küldür otofajiye girseniz neydi, nereden geldi, ne oldu biraz sıkıntılı olur. Böyle ilk başta bir genel bilgileri okuyun; hangisi sizin ilginizi çekiyorsa artık ona doğru yönelmek yavaş yavaş güzel olur yani tamam mı?

FT: Genetik alanındaki kısıtlamaları doğru buluyor musunuz?

İŞ: Genetik alanındaki kısıtlamalar mı var? Ne kısıtlaması?

FT: Mesela insan klonlaması yasak bildiğimiz kadarıyla.

İŞ: Bilimsel açıdan mı?

FT: Tüm ülkelerin genel politikaları var insan klonlaması ya da diğer genetik çalışmalar hakkında, siz bu politikalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

İŞ: Ülkelerin politikaları var fakat kimse uymaz politikaya yani öyle söyleyeyim. Mesela geçen Amerika’da da yapıldı, biliyorsunuz derse ilk geldiğimde size Crispr’ı söylemiştim. Bebekleri artık editleyebilecekler, bundan bahsetmiştim yani Çinliler artık başladı. Amerika’da Harvard’ın başında da David Church var o çıkıp “Siz Crispr’ı engelleseniz de kullanacaklar, engellemeseniz de.”  dedi, bu böyle. Bir şeyi kısıtlamanız ve politika uygulamanız siyasi olarak onu engellemiş olmuyor. Kullanıyorlar yani zaten.

FT: Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kısıtlanmalı mı peki sizce?

İŞ: Bence kısıtlanmalı tabi, yani her şeyi bilmiyoruz. Derste de anlatıyorum size %1.5 ekzon, 3.5 kontrol elementleri onları biliyoruz. Her şeyi bilmediğimize göre her şeyi bilene kadar durmakta fayda var. Bir  sürü gen tedavisi çıktı fakat uygulanamıyor, niye? E bir geni değiştiriyorsunuz, değiştirince her şey mükemmel mi oluyor? Sizin ilgilendiğiniz hastalığı çözdük! Tamam ama eee adam on tane kansere yakalandı… Kanserden öldü. Yani sen bir şeyi çözmeye çalışıyorsun, başka yerden başka bir şey patlak veriyor. DNA’nın her bir noktasını çözene kadar bu çok uygun bir şey değil.

FT: Etik olarak uygun buluyor musunuz? Yani bilimsel olarak bu çalışmaların yapılması gerekiyor bir yol kat etmek için fakat aynı doğruluk etik için de geçerli midir?

İŞ: Bilimsel çalışmanın yapılması gerekir fakat etik olarak öyle değil yani bir gelecek göremiyorsunuz. Şöyle söyleyeyim;Çü tamam insanları editlemeye başladık diyelim bebekleri, herkes süper zeka, herkes uzun boylu, herkes süper güçlü… Düşünün yani dünyada 6 milyar insan var ve herkes mükemmel, e peki ne olacak? Ama aslında hiçbiri mükemmel değil yani oynadığınız zaman bozuldu aslında anlatabiliyor muyum? Çünkü mükemmel dediğimiz şey normaldir, derste gördünüz bir şeylerin azalması, eksilmesi, oynanması aslında bozuyor onları. Teorik olarak kitaplarda siz mükemmelsiniz ama normalde mükemmel olmadınız, çünkü bir denge bozuldu. En sonunda dünyanın dengesini bozmuş oluyorsunuz. Crispr’ın çıkış amacı genetik hastalıkları tedavi etmek; Down Sendromu’nda küçük bir baz değişikliği düzeltilse hastalık engellenmiş olacak bu çok güzel bir şey. Ama derseniz ben insan editleyeceğim, DNA’sıyla oynayacağım, yeni bir insan oluşturacağım o farklı bir boyuta gidiyor.

FT: Türkiye’deki genetik çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Tıbbi genetik bölümünü tavsiye eder misiniz?

İŞ: Tabi tavsiye ederim. Araştırma açısından bakıyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Önünüzü çok açacak bir bölüm. Bizim Türkiye’de araştırma şuan çok ileri seviyede değil öyle diyeyim. O yüzden zaten birçok insan yurtdışına gidiyor, yurtdışından faydalanıyor; biz de düşünüyoruz yurtdışına gitmeyi, kısa süreliğine bile olsa düşünüyoruz. Türkiye’de rutin işler önemlidir, hasta bakacaksın; laboratuarın varsa hastalara sonuç vereceksin, test yapacaksın. Yani yeni bir şey yapılsın mantığında ve desteğinde değildir çoğu kurum. Son zamanlarda başladı gelişmeye, yurtdışındaki bilim adamları Türkiye’ye çağrılmaya başlandı, İzmir’e İBG kurdular, Kayseri’ye Gen Kök kurdular yani araştırma merkezleri yeni yeni kurulmaya başlandı. Daha öncesinden araştırma merkezi yoktu Türkiye’de.

FT: Bizim üniversitemizi nasıl buluyorsunuz bu konuda?

İŞ: Bizim üniversiteye yani buraya ne lazım? Hoca lazım öncelikle, araştırma yapacak hocalar lazım. Geçen genel rektörlükte toplantı yapıldı; Tübitak’tan geldiler, 1500 tane öğretim üyesi var fakat 15 tane Tübitak projesi var. Düşünün yani, bütün üniversitede toplam 15 proje var ve bu projeleri verenler de iki üç tane sabit insanlar. Diğer insanlar sadece rutin işlerle uğraşıyorlar, araştırma yapan çok yok. Şuan DAYTAM (   Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi) kuruldu, birkaç hoca gelecek buraya, destek olur inşallah rektörlüğün de ve yeni cihazlar alınır, bir hareketlilik olur.

FT: Genetik alanında size göre şu ana kadar yapılmış en önemli çalışma nedir?

İŞ: CRISPR.Genleri değiştirmekti yani.Çünkü bu zamana kadar genleri değiştirmek mümkün değildi.Gerçi bu çalışmanın başlangıcı öncelere dayanıyor 1980 lere .İnsanlara uygulanması şimdi ön plana çıktı.Bu zaten bakterilerde ki bir enzim.Bakteriler bunu kullanıyordu virüslerin DNA‘larını yok etmek için ya da modifiye etmek amacıyla.Bunu insanlara uyarlamak istediler.Devrim açacak yenilik şu anda bu.Çünkü genetik hastalıkların hala tedavisi yok diyoruz maalesef kİ…. Down Sendromlu çocukları şikayetlerine göre tedavi ediliyor ama tamamen iyileştirme işine giremiyorsunuz.Her bir hücrenin DNA’sını değiştirmeniz lazım ama şu an mümkün değil ne yazık ki.Böyle sürekli tedavi yok demek gerçekten çok kötü bir durum.Bu çalışma başlangıç olacak ve güzel sonuçlar kazandıracak.

FT: Sizin hastanede çalışma ortamınız nasıl ve hocalarla olan ilişkileriniz nasıl?

İŞ: Hocalarımız çok iyi gerçekten.Çoğu konuda yardımcı oluyorlar,önümüzü açıyorlar.Güzel bir laboratuvarımız var.Genetik hastalıkları tanım merkeziyiz biz. Doğu Anadolu’da başka yok bir tek burada var.Türkiye’de de çok fazla yok genetik hastalıklar tanım merkezi ve burada doğum öncesi olsun, moleküler sitogenetik olsun bu alanlarda çalışmalar yapabiliyoruz .Ama üniversite olarak sorarsanız biraz networkte sorunlar var.Yani ekip çok önemli kaliteli yayın çıkarmak için. Ben burada yayın çıkarabilirim ama basit kalır.Ekip olduğunuz zaman çok daha büyük işler başarabilirsiniz.Yani üniversitemizde bireysellik ön planda.Ama iyi bir ekip olunsa yayının kalitesi de 5-10 kat artar.

FT: Turkish Society of Medicine dan Best Degree Ödülü’nü almışsınız bu yıl. Nasıl bir çalışma yaptınız bunun için?

İŞ: Quiz oldu.Yani özel bir çalışma yapmadım aslında.Tüm sene boyunca her hafta 5 er 10 ar tane sorular soruldu.O soruların yanıtlarında en yüksek puanı Türkiye den ben toplamışım.

FT: Tebrik ederiz hocam peki öğrenciyken sosyal hayatınız nasıldı? Şimdi neler yapıyorsunuz ve öğrencilere neler tavsiye edersiniz?

İŞ: Öğrenciliğimde sosyal hayatım vardı ve çok hareketliydi.(gülerek)Şu an pek fazla şey yapamıyorum. Erzurum’la alakalı olarak ama öğrenciyken 1.sınıfta araştırma topluluğundaydım ve olay araştırmayla da sınırlı değildi kongrelere gidiyordum, farklı üniversiteler farklı öğrencilerle tanışma fırsatı da buluyordum. Aynı zamanda satranç takımındaydım, satranç turnuvalarına katılıyordum. Sonrasında  tenise başladım.5-6. Sınıfa kadar tenis oynadım. Bursalıyım kayak yapıyorum, gerçi daha burada hiç gitmedim. Ama şimdi Erzurum’a bağlı olarak pek sporla uğraştığım söylenemez, bunun doktorlukla bir ilgisi yok. Zaman ayırmak isterseniz ayırırsınız ama dediğim gibi şartlara göre insan kendini modifiye ediyor ister istemez. Ama öğrenciliği sosyal geçirmekte yarar var çünkü sürekli ders çalışmak olmuyor. Zaten öğrenciliği sadece 6 yıl olarak düşünmeyin, yani öğrencilik  profesör olduğunuz da da devam edecek. Sürekli okuyacaksınız, hep yeni bir şeyler öğreneceksiniz çünkü sürekli yeni bilgiler elde ediliyor. Anlayacağınız bu süreç bitmiyor sürekli okuyor ve çalışıyorsunuz.Ya da dersiniz ki ben hasta bakacağım oturup paramı kazanacağım tabi o şekilde de yaşayabilirsiniz. Aslında bu yine bahsettiğimiz denge muhabbetiyle alakalı. Hayatınız da bir denge olmalı. Mesela geçenlerde Almanya’ ya İtalya’ya Hollanda ‘ya kongrelere gittim, sadece gezmek tozmak için değil ufkunuz da açılıyor. İnsanlar ne yapıyor onları da görüyorsunuz. Nasıl teknikler kullandığını görüyorsunuz insanların ve bunu buradaki hastalıların tedavisi için uyarlamaya çalışıyorsunuz. Sonuç olarak sosyal hayat iş hayatı hep birbirini takip edecek şekilde düzen kurmak en iyisi.

FT: Peki ailenize yeterince zaman ayırabiliyor musunuz?

İŞ:Hayır. Maalesef ki yeterince zaman ayıramıyorum. Evli değilim ailem ve bütün akrabalarım Bursa’da. Uzak olduğu için ailemi pek fazla göremiyorum ne yazık ki.

FT: Sizce doktorlar maddi ve manevi anlamda hakettiği değeri görüyorlar mı?

İŞ: Yurtdışında doktor çok önemli.Yani MD olmak çok farklı orada. Almanya’ya gidiyorsunuz, ben MD’yim diyorsunuz, insanların tavır ve hareketleri tamamen değişiyor bir anda pozitif olarak.Ama Türkiye’de biz insana genel olarak çok fazla değer vermiyoruz.Bu doktor olsun öğretmen olsun değişmiyor. Ama doktorların maddi durumları iyi. Diğer mesleklere göre yaşam kaliteniz daha fazla. Özellikle uzman olduktan sonra istediklerinizi yapabilirsiniz ,yeterince maddi kaynağınız oluyor kendinizi geliştirmek için en azından. Devlet size imkan sunmasa bile siz kendinizi geliştirebilirsiniz. Ama doktor olmak güzeldir.Tüm dünyada geçerlisiniz sonuçta ve bir yere kısıtlı değilsiniz.

FT: İngilizcenizi çok beğeniyoruz. İngilizcenizi nasıl geliştirdiniz? Yurtdışı deneyimlerinizin etkisi oldu mu dil gelişiminde?

İŞ: Lisede başladı bu durum. Hocamız İngilizdi. Bunun çok yararı oldu. Yurtdışına gitmemin İngilizceme çok faydası olmadı.Lise ve üniversitede ki derslerim ve kullanmayla gelişti.Türkiye’deki eğitim sisteminde biz çok severiz grameri. Ama konuş dersiniz öğrenciye konuşamaz. Mesela şimdi benim ana dilim Türkçe, deseniz ki gramer anlat, zorlanırım yani size gramer anlatmaya. Demek ki gramer çok da önemli bir şey değil. Yani gramere odaklanmayın. Bazı şeyler kullanmayla değişiyor. Dili ne için öğreniyorsunuz? Kullanmak ve hayatınızda faydası olması için değil mi? Yani bir kitabı okuduğunuz zaman anlamanız lazım sizin. Önemli bir yerde konuşabilmeniz lazım kendinizi ifade edebilmeniz lazım. Bu açıdan düşünün bu açıdan kendinizi yetiştirin. Bunu hep anlatırım sizlere de yararlı olacağına inanıyorum.Lisedeki ilk İngilizce dersimiz ve İngiliz hoca derse geldi. Biz tabi heyecan ve coşkuyla açtık ders kitaplarımızı. İlk yaptığı şey kitapları kapattırmaktı. Ders kitaplarını kapattık ve bir daha hiç kullanmadık. 10 tane sınıf vardı okulda. Bize hoca geldi, roman dağıttı, film izledik yani şöyle yabancı dizileri İngilizce altyazıyla izledik .Yani kısacası her şeyi İngilizce kullandık. Parantez içinde vurgulayayım. Türkçe düşünüp İngilizce ifade ettiğiniz zaman tutmuyor her zaman.Anlayacağınız  İngilizce görmenizde fayda var.İngilizce-İngilizce sözlük kullanın ya da bir film ve ya dizi izliyorsanız İngilizce altyazılı olsun, Türkçe altyazılı değil. Zaten belli bir aşamayı geçtiniz hazırlık gördünüz ya da en azından biliyorsunuz hepinizin bir temeli var. Yani bu saatten sonra gramere,kurallara odaklanmayın. Lazım olunca bakarsınız öğrenirsiniz problem değil.Okulda sınav yaptılar biz İngilizce roman okurken diziler izlerken diğer sınıflar gramer çalıştı.Sonuç ne oldu peki? En başarılı sınıf bizim sınıf oldu herkes yüz aldı.Biz gramer çalışmadık ama öğrendik grameri. Yani gramer çalışılmaz öğrenilir dil kullanıldıkça.Her şey kullandıkça öğrenirsiniz. Bol bol okumakta fayda var. Dili en güzel kullanmanın yolu okumak bir de fırsat buldukça konuşacaksınız. Daha iyi konuşmak istiyorsanız daha çok konuşmanız lazım. Oturup gramer çalışmakla olmuyor ya da farklı yöntemleri kullanarak olmuyor. İngilizce sınıfısınız mesela en basitinden. Bizim rotasyona gelen arkadaşlar oluyor. Fedodonti’den  yabancı arkadaşlar falan geliyor bazen. Ben İngilizce konuşuyorum hemen onlar Türkçe konuşmaya çalışsa bile. Her fırsatta İngilizce konuşmaya çalıştım ben faydasını da görüyorum, şimdi siz de görüyorsunuz zaten. Yani her şeyi İngilizce anlatabilecek hale geliyorsun. Ama kullanmanız lazım .Buradan İngiltere’ye Amerika’ya giden insanlar niye İngilizceyi güzel konuşabiliyor.  Oraya gidince mi öğrendiler? Hayır. Sabahtan akşama kadar İngilizce kullanmak zorundasınız her şeyinizi İngilizce ifade etmek zorundasınız yurtdışında. Bunu siz günlük hayatınızda kullanabilirsiniz. Günlük hayat basittir. Sabahtan akşama kadar yaptığınız her şeyi İngilizce ifade edebilirsiniz. İngilizce sınıfsınız kendi aranızda İngilizce konuşabilirsiniz. Sadece dersler değil yani. Derslerde hocalar anlatabilir anlatamaz ama siz kendi aranızda teneffüslerde bir araya geldiğiniz zaman İngilizce konuşun. Türkçeyi zaten Türkiye’de ki bir çok insandan daha iyi biliyorsunuz emin olun yani.Bundan sonra İngilizceye verebilirsiniz kendinizi. İngilizce konuşun kaybedeceğiniz bir şey yok. çok başarılı olacaksınız hem de.

FT: Gelecekte kendinizi nerede görmek istiyorsunuz?

İŞ: Gelecekte kendimi Harvard’da güzel bir laboratuvarda araştırma yaparken bulmak isterim(gülerek).  Amerika araştırma bakımından güzel ama sürekli kalmak ister miyim? İşte demin dediğim gibi artı ve eksi durumlar var. Yani gidersiniz kendinizi yetiştirirsiniz farklı yerlerde merkezlerde ben de öyle düşünüyorum şuan da.Türkiye’de mesela İzmir Biyomedicine Genome Center var Kayseri’de GenKök var İstanbul’da Deta  gibi araştırma merkezleri var. Üniversitelerde yavaş yavaş canlanmaya başladı.Araştırmaya yönelik bir hareketlilik var. Yurtdışına kendimi yetiştirmek için çıkmak istiyorum ama orada kalma ya da dönme aşaması o artık bana bağlı.Güzel bir araştırma merkezi olursa dönerim niye dönmeyeyim. Yani dediğim gibi iş ağını kurduğunuz zaman  bir yerde olmak  zorunda değilsiniz. Siz buradasınız ama Almanya’da bir laboratuarda araştırmanız projeniz yürür. Ama bir gitmekte görmekte fayda var.

FT: Hocam son olarak Siirt’te mecburi hizmetinizi yaptığınızı söylediniz. Orada böyle yaşadığınız ilginç bir olay var mı? Ya da nasıl bir duygu mecburi hizmet yapmak?

İŞ: Mecburi hizmet yapmak güzel. Tıp fakültesi hayatınıza bağlı biraz da. Siirt Devlet Hastanesi’nin Acil Bölümünde görev yaptım. Zaten ilk mezun olunca pratisyen olarak acilde göreve başlarsınız .Acilde tek doktor bendim. Doktor eksikliğinden dolayı yoğun bakımda acilde hastalarla hep ben ilgileniyordum.

FT: Hiç ilginç bir vakayla karşılaştınız mı peki?

İŞ: İlginç vakalar çok olurdu. İntihar edenler , zehirlenenler, yılan, akrep sokmaları, vurulmalar… anlayacağınız baya bir vakayla karşılaştım.Tabii Güneydoğu olduğu için vurulma kavga olayları daha büyük ve daha ağır yaralı insanlar olurdu.

FT: Sizin için böyle özel bir tane bir anınız var mı?

İŞ: Özel, yani intihar vakası vardı. Silahı tam çenesinin altına koymuş ve ateş etmiş. İşte  yüzünün yarısı yoktu. Sadece dilinin bir kısmı vardı. Yaşıyordu hala benim yanıma geldiği zamanda. Buradan da yine bir tavsiye vereyim size. Biz acildeyken/intörnken acil hocası bizi  her işe bulaştırırdı. Yani her şeyi bir kere gördük ve her şeyi bir kere yaptık mutlaka. Bunun faydasını çok gördüm ben. Nazogastrik sonda takmanız lazım,Cpr yapmanız lazım. Kalp krizi geliyor, beyin kanamaları geliyor. Nasıl müdahale edeceksiniz ne yapacaksınız bilemiyorsunuz ilk başlarda. Ama vakayı görüp müdahale etmeyi öğrendiğinizde ne yapacağınızı biliyorsunuz. Ne yapacağınızı bilmek önemli bir şey. O yüzden yani gittiğiniz yerlerde, kliniklerde gidin  görün ve yapmaya çalışın gösterilen şeyleri.  Yani böyle uzaktan bakmak farklı bir şey. Yapmanız farklı bir şey. Hasta önünüze geldiğin zaman işler değişecek. Uzaktan bakmak gibi değil artık. Siz sorumlusunuz her şeyden. Siz yöneteceksiniz süreci. Ama yoğunluktan dolayı TUS’a çalışamıyordum.O yüzden istifa ettim sonradan.

FT: Biraz boşa gitmiş oldu o zaman?

İŞ: Boşa gitti demeyelim yaptığımız hiçbir şey boşa gitmez. Hayatınızda yaşadığınız hiçbir şey boşa değil , yani oranın da faydaları oldu hayati olarak. Maddi manevi faydaları oldu. Sonra istifa ettim,TUS’a çalıştım ve buraya geldim. Yani zorunlu hizmetteyken çok fazla TUS’a çalışamıyorsunuz öyle diyeyim.

FT: Şimdi ne kadar zorunlu hizmet yapacaksınız hocam?

İŞ: Şimdi yine yaklaşık gene 1-2 sene civarı. Ama zorunlu hizmetin belli bir yeri yok. Yani her yere atanabiliriz. Biz genelde uzman olarak üniversitelere de atanabiliyoruz.Eğitim araştırma hastanelerine, ASM’ lere de atanabiliyoruz. Üniversiteye atanırsanız zorunlu hizmetteyken direk Yrd. Doç olabiliriz. Öyle bir güzellik var. Yani bakalım nasip, bunlar benim kontrolüm altında değil.

FT: Bizi kırmayıp sorularımızı cevapladığınız için tüm ekip adına teşekkür ederiz. Gelecekte güzel çalışmalarınızı takip ediyor olacağız.

İŞ: Teşekkürler.

Buse ŞERİFOĞLU

Mertkan SARIOĞLU

Eşref Bilge UĞURLU

 

 

CEVAP VER