Pazar Mektubu: Aynı Yıldızın Altında – John Green

0
822
views

Van Houten,

Ben iyi bir adamım ama berbat bir yazarım. Sen berbat bir adamsın ama iyi bir yazarsın. İyi bir takım olurduk. Senden bana bir iyilik yapmanı rica etmek istemiyorum ama vaktin varsa – ki görebildiğim kadarıyla vaktin bol- Hazel için bir anma yazısı yazabilir misin diye soracaktım. Benim tuttuğum not gibi şeyler var ama tüm bunları anlamlı bir bütün haline filan getirebilir misin?  Ya da neyi farklı yazmam gerektiğini söylesen de olur.

Hazel’la ilgili şöyle bir şey var: Neredeyse herkes dünyada bir iz bırakabilmekle kafayı bozmuş. Bir miras bırakmakla. Ölümü alt etmekle. Hepimiz hatırlanmak istiyoruz. Ben de istiyorum. Canımı en çok sıkan şey, hastalığa karşı sürdürülen kadim ve haysiyetsiz savaşta hatırlanmayan bir zayi olmak.

İz bırakmak istiyorum.

Ama Van Houten insanların bıraktığı izler genellikle yara oluyor. Berbat bir alışveriş merkezi inşa ediyorsun veya askeri bir darbe yapıyorsun ya da rock yıldızı olmaya çalışıyorsun ve kendine  “Artık beni hatırlayacaklar” diyorsun fakat (a) seni hatırlamıyorlar ve (b) arkanda bıraktığın tek şey daha fazla yara oluyor. Darben diktatörlüğe dönüşüyor. Alışveriş merkezin lezyon haline geliyor.

(Peki, belki de o kadar berbat bir yazar değilimdir. Fikirlerimi bir araya getiremiyorum. Van Houten. Düşüncelerim takımyıldızlara dönüştüremediğim yıldızlar gibi.)

Yangın musluklarına işeyen köpekler gibiyiz. Zehirli çişimizle yeraltı suyunu kirletiyor, ölümlerimizden sağ kurtulmaya çalışırkenki saçma sapan çabamızla her şeye BENİM diye işaret koyuyoruz. Yangın musluklarına işemeden duramıyorum. Saçma olduğunu ve işe yaramadığını -şu anki halimi göz önünde bulundurursak destansı boyutlarda işe yaramadığını- biliyorum ama ben de en az diğerleri kadar hayvanım.

Hazel farklı. O hafif adımlarla yürüyor, ihtiyar. Dünyadaki adımlarını hafif atıyor. Hazel gerçeği biliyor: Evreni, ona yardımcı olabileceğimiz kadar incitmemiz de mümkün ve büyük ihtimalle ikisini de yapmayacağız.

İnsanlar onun daha az yara bırakmış olmasının, çok az insanın onu hatırlayacağının üzücü olduğunu, çok sevilmesine rağmen geniş çapta sevilmediğini söyleyecek. Ama bu üzücü değil, Van Houten. Bu muzafferane. Kahramanca. Gerçek kahramanlık da bu değil mi zaten?

Zaten gerçek kahramanlar bir şeyler yapan insanlar değil, gerçek kahramanlar bir şeyleri fark eden, dikkat gösteren insanlardır. Çiçek aşısını bulan kişi aslında bir şey bulmadı. Sadece inek çiçeğine yakalananların çiçeğe yakalanmadığını fark etti.

PET taramam ışıl ışıl olduktan sonra gizlice yoğun bakıma girip kendinden geçmiş bir halde yatarken onu seyrettim. Yaka kartlı bir hemşirenin ardından girdim ve yakalanmadan önce on dakika boyunca yanında oturabildim. Ona benim de öleceğimi söyleyemeden önce öleceğini düşünüyordum gerçekten. Korkunçtu. Yoğun bakımın ardı arkası kesilmeyen mekanik söylevleri… Göğsünden koyu renkli kanser sıvısı damlayıp duruyordu. Gözleri kapalıydı. Borulara bağlıydı. Ama eli hâlâ onun eliydi, hâlâ sıcaktı. Tırnaklarında neredeyse siyah gibi görünen lacivert ojeleri vardı ve öylece elini tuttum ikimiz olmadan dünyayı hayal etmeye çalıştım ve sadece bir saniyeliğine, benim de gidici olduğumu asla bilmeden ölmesini dileyebilecek kadar iyi bir insan oldum. Ama sonra daha çok vaktimiz olsun istedim ki birbirimize aşık olabilelim. Sanırım benim dileğim gerçekleşti. Ben yaramı bıraktım.

Bir hemşire gelip dışarı çıkmam gerektiğini, ziyaretçilerin içeri alınmadığını söyledi ve ben de onun iyi olup olmadığını sordum. Hemşire de “Suya gömülmeye devam ediyor.” dedi. Çölde bir lütuf, okyanusta bir lanet..

Başka ne diyebilirim? O çok güzel. Ona bakmaktan sıkılmıyorsun. Senden daha zeki olup olmadığını düşünmüyorsun, öyle olduğunu biliyorsun. Kimseyi incitmeden komik olabiliyor. Onu seviyorum. Onu sevdiğim için çok şanslıyım, Van Houten. Bu dünyada incitip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansın yok ancak seni kimin inciteceğini seçebilirsin, ihtiyar. Ben kendi tercihlerimden memnunum. Umarım o da tercihlerini sever.

Bu mektup John Green’in Pegasus Yayınları’ndan çıkan Aynı Yıldızın Altında adlı eserinden alınmıştır.

Hazırlayan: Tuğçe Çakır

CEVAP VER