ÇOK SEVİLEN HOCALARIMIZDAN DOÇ. DR. İSMAİL MALKOÇ RÖPORTAJI

0
2138
views

FT: Öncelikle röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Okuyucularımız zaten sizi yakından tanıyorlar. Bizim size ilk sorumuz, eğitim öğretim hayatınızla ilgili, nasıl bir süreç yaşadınız doktor olma yolunda? Kendinizde kısaca bahseder misiniz?

İM: Bizim zamanımızda eğitim ilkokul, ortaokul, lise şeklindeydi. İlkokulu Maçka Yukarıköy İlkokulu’nda bitirdim. Ondan sonra son sınıfta, yani ilkokul beşte yatılı okul sınavına girdim. Trabzon Lisesi’nin yatılı bölümünü kazandım. Ortaokul kısmını Cumhuriyet Ortaokulu’nda, lise kısmını da Trabzon Lisesi’nde bitirdikten sonra 1982 yılında üniversite sınavında başarı göstererek Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp fakültesini kazandım. Gelip kayıt yaptırdıktan sonra Tıp Fakültesinin zorluğunu görmüş oldum. Önceki eğitim dönemlerinde, ilkokul ortaokul ve lisede çok fazla zorlanmamıştık. Burada daha çok çalışmamız gerektiğinin farkına vardık. Ben aynı zamanda ortaöğretim döneminde spor işleriyle de uğraştığım için fakültede de aynı aktivitelere devam etmek isteyince ikisi bir arada zor gitti. Bu şekilde 1990 yılında tıp fakültesini tamamlamış oldum. Ondan sonra mecburi hizmet için kura çektim. Kurada Muş’un Bulanık ilçesinin Çataklı köyünü çektim. Bir yıl orada sağlık ocağı hekimliği yaptıktan sonra bir yıl da Bulanık Devlet Hastanesi’nde başhekimlik yaptım. İki yılın sonunda tayin istemiştim. Tayinle birlikte Trabzon’un Maçka ilçesine yerleştim. Bu esnada nişanlandım. Üç buçuk yıl da Maçka’da çalıştıktan sonra hanımım ile aynı köyden olmamıza rağmen kendisinin Erzurum’da görev yapması itibariyle Erzurum’a gelmek zorunda kaldım. Erzurum’a geri dönüşüm böyle oldu. Aslında Erzurum’a gelip de Abdurrahman Gazi Türbesi’ni ziyaret etmeyenler geri dönüyor diyorlarmış, doğruymuş. Ben öğrencilik yıllarında Abdurrahman Gazi’ye hiç gitmemiştim. Bu şekilde geri dönmüş oldum. Bundan sonra iki yıl kadar Erzurum’da Mahallebaşı’nda Gazi Sağlık Ocağı’nda görev yaptıktan sonra sağlık müdürlüğüne müdür yardımcısı olarak atandım ve altı yıl kadar müdür yardımcılığı yaptım. Müdür yardımcılığı yaptığım dönemde oranın eğitim şubesine baktım ve sağlık personelinin eğitimleriyle de ilgilenmiş oldum. Böylece eğitim işi kafama yatmış oldu, anladım ki benim bu işe yatkınlığım var, eğitimi seviyorum, öğrendiğimiz şeyleri insanlara aktarmak güzel bir duygu. O zaman da anatomide öğretim üyesi eksikliği olmasından ötürü Anatomi Anabilim Dalı başkanı Samih Diyarbakır hocamız bana burada öğretim üyesi olmak isteyip istemediğimi sordu. Bizim öğrenciliğimizde de hocamız olması dolayısıyla ve kendisini sevdiğimiz için hatırını kıramayarak, buna ek olarak işin içerisinde eğitimin de olması sebebiyle, uzun sürelik hekimlik tecrübesi ve sonra da bir süre idarecilik deneyiminin neticesinde temel bilimlerde öğretim üyesi olmaya karar verdim. Bizim zamanımızda temel birimlerdeki hocalar genellikle tıp kökenli değildi. Yani ben de bu sıralarda bu yerlerde tıp kökenli hocaların olması gerektiğini düşündüğümden dolayı yani öğrenciyi daha iyi anlayabilirler düşüncesinden dolayı iyi olur diye düşündüm o sebeple bana öğretim üyesi olmak cazip geldi ve burayı tercih etmiş oldum. Bu şeklide burada ihtisas yaptıktan sonra 2006 yılında öğretim üyesi olarak atandım. O seneden beri burada kariyer yapmak suretiyle öğretim üyeliğimizi devam ettiriyoruz.

FT: Peki sizce tıp öğrencisi nasıl olmalı?

İM: Aslında derslerde bunu öğrencilerle konuşuyoruz, tartışıyoruz. Ben hem tıp fakültesini bitirmiş olmam, hem hekimlik hem idarecilik yapmış olmam ve bunların devamında öğretim üyeliği görevini sürdürüyor olmama ek olarak burada birçok farklı kişiyle birçok öğrenciyle karşılaşmış olmam sonucu büyük bir tecrübe kazandığımı düşünüyorum. Eğitim konusunda bakıldığında eğitimin sadece bir hocanın öğrencilere ders anlatması anlamında olduğunu düşünmüyorum aynı zamanda hocanın hayat tecrübelerini aktarmasının da önemli olduğunu düşünüyorum. O nedenle ben hayatta kazandığım tecrübeleri derslerde öğrencilerime aktarmak istiyorum ve aktarıyorum da. Şimdi tıp öğrencisine kendimizi bu konuda büyük görmekten ziyade gerçekçi bir yaklaşımla bakıldığında seçilmiş bir öğrenci grubu ile karşılaşıyoruz. Bu noktada bakıldığı zaman başka fakültelere de derslere girdiğim için ikisi arasında bir kıyaslama yapma imkânına da sahibim. Tıp fakültesinin öğrencisi nasıl olur, nasıldır? Diş hekimliğinin öğrencisi nasıl, eczacılığın öğrencisi nasıl, sağlık hizmetleri meslek yüksekokulunun öğrencisi nasıl hangi fakülteye veya yüksekokula giriyorsanız oradaki öğrenciler arasındaki farkları çok iyi tespit ediyorsunuz. Ayan beyan gözünüzün önüne geliyor. Bu noktada gerçekten tıp öğrencisinin değeri biçilemez çünkü bir ders anlattığınız zaman anlatmış olduğunuz dersin karşılığında tıp öğrencisi size olumlu bir cevap veriyor. Sizi dinliyor, ilgileniyor, ilgi duyuyor, sessiz sakin bir şekilde hocanın ağzından ne çıkacak acaba ne söyleyecek de biz yeni bir şey öğrenmiş olacağız diye böyle pür dikkat dinliyor. Diğer bir kısım fakültede, puanlar gittikçe düştükçe bunu benzer şekilde göremiyorsunuz. Daha çok derse ilgisiz, bu derse niye ihtiyacımız var gibi düşüncelere sahipler. İkincisi tıp fakültesinin öğrencileri zaten çalışkan öğrenciler. Yani çalışmayı seven öğrenciler bunun için bilgiye karşı bir açlık içerisinde olmaları dolayısıyla ellerimden geldiğince yeni şeyler öğrenmenin heyecanını duyuyorlar kendi içlerinde. Bu yüzden ben sadece kendim için değil belki bütün hocalar için aynı şeyi söyleyebilirim. Bir tıp fakültesi öğrencisine ders anlatmak insana keyif veriyor. Keyifle anlatıyorsunuz. Bir örnek verecek olursak tarlaya bir ürün ekip o üründen verim aldığınız zaman, karşılığını hasat ettiğiniz zaman mutlu oluyorsunuz. Ama bunun karşılığında bir hasat alamadığınız zaman bu sizi mutsuz eder. İşte o verimi aldığınız fakültenin öğrencileri genellikle tıp fakültesinin öğrencileri oluyor. Bu şekilde bakıldığı zaman bundan dolayı keyif aldığımı söyleyebilirim. Bunun ötesinde öğrencilere hayat tecrübelerimizi anlatırken aslında siz öncelikle hekim olacaksınız demeye çalışıyoruz. Biz zaten tıp fakültesi birinci sınıfa başlayan her öğrencimize hekim gözüyle bakıyoruz. Her öğrenciyi bu şekilde değerlendiriyoruz. Biz onlara doktor bey doktor hanım diyoruz. Bu şekilde baktığımız zaman öğrencinin kişiliğini kazanmasını sağlıyor, gerçekten bir tıp fakültesinde olduğunu ve ne şekilde davranması gerektiğini anlaması için aslında bir mesaj vermiş oluyoruz. Çünkü doktor toplum içerisinde saygın bir yere sahip olan bir insan. Bu nedenle ona da doktor dediğiniz zaman kendisi de o şekilde bakıyor. Hareketine daha çok dikkat etmesi gerektiğini anlıyor. Tabii ki bunu her zaman bütün öğrenciler yorumlayamayabilir. Bu durumda da biz onlara ne şekilde davranmaları gerektiğine dair ifadeler kullanıyoruz. Mesela ben bazen diyorum ki siz bir doktora gittiğiniz zaman bütün derdinizi probleminizi sıkıntınızı ona anlatmak zorundasınız bir hasta da size geldiği zaman eşine, annesine, babasına, çocuğuna anlatamadığı derdini, problemini size söylüyor.Gösteremediği yerini size gösteriyor, muayene oluyor. O zaman demek ki hekimle hasta arasında bu kadar yakın ilişki olması durumunda hekimin daha hastayı karşıladığı andan itibaren ona güven vermek zorunda. Yoksa hastayı farklı bir muamele ile karşıladığınızda yazdığınız reçetenin ve yaptığınız muayenenin hiçbir anlamı kalmıyor. Yani bir çok yönden psikolojik olarak da etkin olmak gerekiyor yoksa aksi halde hasta doktor doktor gezecektir. Ayrıca hekimin böyle özel bir durumu olması sebebiyle insanlarla olan ilişkisinde her zaman alttan alması gerekiyor ve bir hekim işte böyle olur dedirtmesi gerekiyor.

FT: Yani bir tıp öğrencisinin de böyle olması gerekiyor.

İM: Bir tıp öğrencisinin de hekimliğe ilk adımını atmış olması dolayısıyla ileri için hekimlik kültürüne hakim olması gerekiyor. Bu kültüre sahip olabilmesi de 1. Sınıftan 6.sınıfa kadar bir meyve gibi olgunlaşmasından geçiyor. Ayrıca hekimlik mesleği niye seçilir diye bir soruya cevap verecek olursak kariyer anlamında olabilir ,saygınlık olabilir, çok para kazanmak olabilir, insanlara hizmet olabilir. Aslında bunun temel taşı hizmet olmalı zaten diğerleri de yanında geliyor. Zaten temel taşa bu konulursa hekim ne yorulur ne de bunalır. İşini keyifle yapar, daha iyi motive olur daha başarılı olur. Biz öğrencilerimize de hep şu örneği veriyoruz “ Bir hasta muayene olmadan önce hangi doktor iyidir diye araştırıyor, bizler de araştırıyoruz. Sizler de araştırılıp bulunan iyi doktorlar olun.” Bizler de temel bilimler olmamız sebebiyle aslında öğrencileri burada 1. ve 2.sınıfta kalıplaştırılıyoruz. O eğitimi de bizim vermemiz gerekiyor ve temelleri oluşturulurken onları nasıl iyi hekim olunur, nasıl iyi hizmet verilir, nasıl güvenilir insanlar olunur diye yetiştirmemiz gerekir.

FT: Hocam gerçekten çok değerli şeyler söylüyorsunuz.

İM: Yani benim ufkum bu şekilde ben böyle bakıyorum .“Tıbbiyeden her şey çıkar, hekim arada çıkar.” derler ya hekimlik başka bir şey gerçekten. Çünkü mesela ben çalışmış olduğum sağlık personeli dahil hep şunu derim “Dışarıda her ne probleminiz olursa olsun işinizi yaptığınız yere girdiğiniz zaman bu problemi dışarıda bırakarak girmemiz gerekiyor.”  Çünkü size gelen hastalar nüfus cüzdanı istemeye gelmiyor mağdur olarak sıkıntısı ve acısıyla geliyor. Mutsuz olarak geliyor ve onları sizlerin mutlu olması gerekiyor. Bu sebeple sizlerin de sorumluluklarınızın neler olduğunu şimdiden öğrenmeniz gerekiyor. İşte ben bunları öğrencilerime sık sık anlatıyorum bazen dersi kesip izah ediyorum. Öğrencilerime örnek olmaya çalışıyorum bir hoca nasıl olmalıdır, öğrencilerin hocayla diyaloğu nasıl olmalıdır. Hekimlik mesleği usta çırak ilişkisidir. Yani hekim olacak aday hocasından bunu öğrenecek ve bu yüzden hocasına her zaman gölge olacaktır. Yani sadece kitap okuyarak hekim olunmuyor. “Hastalık yoktur,  hasta vardır.” diye bir deyim vardır. Hekimlikteki marifet; hasta geldiği zaman size kitabi bilgiler ile gelmediğinden  sizin onlarla konuşarak bilinmeyen yerleri öğrenmeniz, çözümlemenizdir.

_20170107_152354

FT: Hocam siz hayatınızın bir döneminden sonra hekimliği bırakıp öğretim üyeliğine başladınız, hekimliği özlüyor musunuz?

İM: Bu sıralar hastayla iş yeri hekimliği görevi yapıyorum. Çok hoşuma gitti.

FT: İş yeri hekimliği nedir hocam?

İM: Kişinin çalıştığı yerdeki  sağlıkla ilgili problemlerin çözülmesi ve çalışmaya uygun olup olmadığı, işinin kendisinde oluşturabileceği hastalıklar ve iş kazaları hakkında bilinçlendirilmesi ve belirli dönemlerde kontrolünü sağlamak olarak  özetleyebilirim. Yani iş ortamına düzgün hale getirmek de denebilir.

FT: Yani hekimliğe geri döndünüz denebilir.

İM: Hekim diploması olduğu zaman hekimliği bırakamıyorsunuz. Güncel hayatta da hekimsiniz. Herkes buna dayanarak bir şeyler soruyor ve bizler de karınca kararınca bir şeyler söylüyoruz. Sizler 6 yıl boyunca hekimlik misyonuyla yetişiyorsunuz. Her şeyi bilmiyorsunuz, hiç birimiz her şeyi bilmiyoruz. Mesela bir kitap okuduğumuz zaman onun hakkında az çok yorum yapabiliyorsunuz. Bu yetenekle diplomayı da alıyoruz yoksa her şeyi bilmek mümkün değil.

FT: Hocam sizin öğrencilik yıllarınız nasıldı? Futbol oynuyordunuz herhalde… En sevdiğiniz ders ve en sevmediğiniz ders veya staj nelerdi? Bizlere de önerileriniz var mı bu arada?

FT: Öğrencilik dönemimde sportif faaliyetleri yönetiyordum. Genellikle fakültedeki öğrenci ,asistan  ve hocalar arasında bağlantı kurarak turnuvalar düzenliyorduk. Buradaki maksadım, aslında sportif faaliyetlerde bulunmaktaki mesele şudur; kişi spor yaparken aslında sorumluluk almayı öğreniyor. Hata yapıyor, bir daha ki sefere o hatayı yapmamaya çalışıyor böylelikle kendisini daha olgun bir hale getirmeye çalışıyor ve sorumluluk almayı biliyor. İkincisi; 1. Sınıftan 6. sınıfa kadar tüm öğrenciler o sahada tanışıyorlar, arkadaş oluyorlar. Onları seyreden seyircilerin de mesela aralarında bir iletişim gelişiyor. Ayrıca işin içinde hocalar ve asistanların olması da öğrencilerle aralarında bir bağlantı oluşmasını sağlıyor, tıpkı usta çırak ilişkisinde olduğu gibi. Diyelim ki 1. sınıfın öğrencisi o sahada asistanla hocayla maç yaptığı zaman kliniğe gittiği zaman hoca öğrenciyi tanıyor öğrenci hocaya yakınlık hissediyor böylelikle bir samimiyet oluşuyor. Usta çırak ilişkisini kolaylaştıran bir durum söz konusu oluyor.

FT: Hocam siz öğrenciyken bu turnuvalardan birinde şampiyon olmuştunuz değil mi? Facebook’ta görmüştük.

İ.M: 3. Sınıfta bir şampiyonluğumuz vardı. O da çok enteresan bir şeydi. İki grup halinde puanlamalı bir lig takvimi oluşturmuştum. Orada biz grubumuzda ikinci olduk ve ikinciler öteki grupların birincileriyle maç yapacaktı. Kendi grubumuzun birincisi ilk maçta bize 9 tane gol atıp 9-2 yenmişti. Sonrasında biz ikinci olup öteki grubun birincisiyle karşılaştık ve onları yenip finale çıktık. Finalde bize 9 tane gol atan takımla karşılaşıyoruz. Hepsi arkadaşımız zaten. Onlarda bu sefer ’10 tane atacağız’ dediler. Ben de onlara dedim ki ’10 tane çok olur ayıp edersiniz şöyle 2-3 tane atın yeter’. ’10 tane atacağız dedi’, ben de dedim’ tamam 10 tane atacaksanız yapacak bir şey yok’. 10 tane atmasınlar diye defans ağırlıklı bir takım çıkardım. Maçı biz 3-0 kazandık, şampiyon olduk. ( Hep beraber ooo çekiyoruz. ) Bu şunu gösteriyor; aslında inanmak ve taktikle maçları kazanabilirsiniz, sabır gerekiyor?

FT: Hocam şimdi de spor takımlarıyla siz ilgileniyorsunuz. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

İ.M: Ben anatomiye başladığım zaman bu işlerle farmakolojideki hocamız Ahmet HACIMÜFTÜOĞLU ilgileniyordu. Daha sonra öğrenciler sporla alakalı bir şeylerden bahsettiler, futbol takımından filan. Kim ilgileniyor dedim. Dediler ki Ahmet Bey. Ahmet hoca da o dönemde yurt dışındaydı. Yurtdışından geldikten sonra kendisiyle arkadaş olduk. Bu takımlarla ilgili olarak sana yardım edeyim dedim. Ondan sonra ben de onun yardımcısı oldum ve göreve başladık. Kültür ve sosyal etkinlikler koordinatör yardımcısı oldum. Öğrencilik yıllarımda bu tür şeylerle ilgilendiğim için benim için çok kolay oldu. Fakültenin spor takımlarıyla ilgilenmek bana güzel geldi. Belli bir yaştan sonra spor yapacak durum olmayınca ancak bu tür teknik direktörlük gibi bir yolla öğrencileri yardımcı olma imkanınız oluyor.Bir de şöyle, öğrencilik döneminde öğrencilerin sadece ders çalışan insanlar değil sosyal faaliyetlerde de bulunmaları gerektiğine inanan insanlardanım. Öğrencilerin boş zamanlarını kahvede, oyun salonlarında veya akıllı telefonları başında geçirmelerindense en azında bu tür sportif faaliyetlere katılmak suretiyle hem kendi aralarında diyaloglarını geliştirmiş olacaklar hem diğer fakültelerdeki öğrencilerle tanışıp sosyal iletişim kurmuş olacaklar hem de vücutlarında bir hareket olacak kan akımını artırmış olacaklar toksinlerini atacaklar ve böylece daha iyi daha rahat ders çalışma imkanına kavuşmuş olacaklarını düşünüyorum. Arkadaşları organize etmek için bu işlere birilerinin bakması gerektiğini düşündüğüm için ben de Ahmet hocaya yardım etmek istedim. Tek başına olabilecek bir iş değil. Çok takım var ve öğretim üyelerinin de birçok işleri olması nedeniyle aksıyor bu tür durumlar.  Ondan sonra takımlarla ilgilenmeye başladım. Bir takım şampiyonluklar kazandık. İşte orada gördüğünüz ( Panoyu göstererek ) madalyalar var. Satranç takımında şampiyonluklarımız var, bowlingte, basketbolda, voleybolda vs üniversite şampiyonluklarımız var.

FT: Basketbolda şampiyon olduk mu hocam?

İ.M: Baskette geçen sene kız takımını kurduk. Ben şöyle düşünüyordum; üniversitede katılan fakülte sayısı çok azdı üç veya dördü geçmiyordu. Ben de dedim ki bizim arkadaşlar bir maç kazansa en azından üçüncülük kupası alabiliriz o da takımdakiler için güzel bir etkinlik olmuş olur.Ben zaten öğrencilerime hep şunu söylüyorum. Siz de farkındasınızdır ya da duymuşsunuzdur belki. Siz sportif faaliyetler yaparken çıkıp tıp fakültesi öğrencisine yaraşır bir şekilde mücadele etmeye odaklanmalısınız. Oradaki insanlar da diyecek ki bu tıp fakültesi öğrencisi kendisini fark ettiriyor. Şampiyonluklar kupalar almanız gerekmiyor. Siz orada hem eğleneceksiniz hem bundan keyif alacaksınız onun ötesinde eğer bir kupa ya da şampiyonluk kazanırsanız bu da sizin gelecekte anılarınızın içerisinde bahsedeceğiniz güzel bir başarı durumu olur.Böylece bir kız takımı kurduk ama beni şaşırttı kız takımı. Gerçekten çok başarılı oldular. Ben spor yapan birisi olmam dolayısıyla spor yapan kadınları da takdir ediyorum. Teşvik de etmek istiyorum ve ediyorum. Çünkü sportif faaliyetler sadece erkekler için değil kadınların da yer alması gerekiyor.

FT: Hocam peki bu sene hangi takımlarımız var?

İ.M: Satranç takımımız var, masa tenisi takımımız var futbol takımını kuruyoruz.

FT: Peki öğrenciyken en sevdiğiniz ders neydi? Ya da hoca kimdi? En zorlandığınız ders yada staj neydi?

İ.M: Tıp fakültesindeki her ders önemlidir. Şu ders çok sevdiğim bir derstir yada sevmediğim bir derstir diye bakılmasını doğru bulmuyorum. Her ders önemli olsa gerek diye düşünüyorum. Bunlar içerisinde yine kendi mesleğimle ilgili olan dersin insan yapısı anlamında bakıldığı zaman daha önemli olabileceğini düşünüyorum. O nedenle anatominin önemli olduğunu düşündüğüm için anatomiye seçmiş oldum. Önemli bir ders olması dolayısıyla. Gerçi anatomi zor bir ders. Çok kolay unutulan bir ders. Sürekli anatomik Latince terimleri söyleye söyleye dilimiz dolaşıyor (Gülüyoruz). Hata yapma durumu oluyor. Zamanla dersin sonun doğru günde 6 saat 8 saat ders anlatmışsanız yoruluyorsunuz, hatalar yapabiliyorsunuz.

img-20170107-wa0003

FT: Periferde  hekimlik yaparken karşılaştığınız ilginç bir vaka ya da anı var mı?

İM: Hekim olarak bizler çok farklı insanlar bunun getirisi olarak çok farklı olaylar yaşayabiliyor hatta bazen sizi yasallıktan uzaklaştırmak isteyen teklifler bile geliyor. Ben bunun doğrultusunda derste hekim olacak arkadaşlarımıza nasıl davranmaları gerektiği hakkında nasihatler vermeye çalışıyorum. Mesela başka birisinin yerine imza atmayın diyorum çünkü bunu şimdi küçümseyen hekim ilerde belki haksız yere rapor vermeyi, sağlığı yerinde olmayan birine sağlıklı raporu vermeyi küçümseyebilir bunun sonucunda psikolojisi bozuk birinin silah almasına ya da sağlıklı olmayan birinin ehliyet almasına sebebi olabilirsiniz. O yüzden kurallara şimdiden uyum sağlamalılar. Bu konuda başıma gelen bir olay da var öğretmen bir arkadaşım vasıtası ile geldi bana vaka baba çocuğun bir kulübün alt yapısına yazdırmak, yaşını küçültmek için ortaya bir iddia atmış. İlk çocuğum öldü benim ikinci çocuğuma onun nüfus kağıdını verdik yani şu an çocuğum 16 değil 13 yaşında bize de yaş tahsisi için geldiler ama tabi doğru bir iddia olmadığı için vermedim. Yani yakın arkadaşınıza bile güven olmuyor bazen. Bir de şöyle komik bir anım daha var. İlk mecburi hizmet zamanında bir çocuk getirdiler muayene ettim reçetesini yazarken adını sordum dediler ki “Diazem.” . Tabi ben duyunca çok şaşırdım çünkü biliyoruz ki Diazem bir ilaç adı. Merak ettim sordum ismi nereden koyduklarını. Dediler ki bir ilaç kutusunda yazıyordu oradan koyduk.

FT: Sağlık çalışanlarına şiddet vakaları bu sıra çok artış gösterdi. Sizin zamanınızda da bu kadar şiddet var mıydı?

İM: Artık insanlar hekime daha rahat ulaşabiliyor eskiden bu kadar doktor yoktu. Doktor sayısı az olunca hasta hekim ilişkisi daha uzak mesafeliydi şimdi artık hekim sayısı artınca insanlar kendi yakınlarında bile hekimle karşılaşınca daha yakın ilişkiler kurdu. Bunun yanında bir de artan nüfusa oranla artan hasta sayısı insanları daha sabırsız yaptı işte bunun da sonucunda insanlar hakkını arama adı altında şiddete başvurmaya başladı. Bunda sosyal medyanın da etkisi olduğunu düşünüyorum bir domino taşı etkisiyle duyulan bir şiddet haberi diğerlerine kötü örnek olabiliyor.

FT: Peki bizlere sağlık çalışanına yönelik şiddetten korunmak için ne önerirsiniz? Hastalarımızla hangi seviyede tutmalıyız ilişkiyi?

İM: Bir hekim günde yüze yakın insanla muhattap oluyor ve bu yüz insanın hepsinin farklı hikayeleri var. Bu yorucu olabiliyorken bir de hastalardan biri gelip sizle atışabiliyor tabi ki bu çok moral bozucu olabiliyor ve sizi verimsiz hale getirebiliyor. O yüzden yapmanız gereken her şeyi bir kenara bırakıp hoş görülü olmaya çalışmak. Zaten tecrübe kazandıkça göreceksiniz ki içeri giren hastanın girişinden o an ki ruh halini anlayabileceksiniz mesela gelen hasta hışımla mı geliyor yoksa üzgün mü daha o kapıdan girerken anlayabileceksiniz. Anladığınız zaman ise ona göre davranabilirsiniz dediğim gibi hışımla giren birine daha yumuşak yaklaşabilirsiniz örneğin, böylece karşıdaki yumuşayacaktır ve bir tartışma anının oluşmasının önüne geçilecektir. Benim de meslek hayatımda karşılaştığım oldu. Genelde bu cinsiyete göre de değişiyor maalesef hastalar erkek bir doktordan daha çok çekinirken bayan doktor meslektaşlarımız daha çok karşılaşıyor şiddet ile. Ama en başta da dediğimiz gibi kararlı bir tavır sergilemek lazım hasta ile kavga etmek bir çözüm değil güvende olacağımız bir şekilde karşıdakinin sert tavrını kırmaya çalışmalıyız.

FT: Daha önce yaptığımız röportajlarda başka hocalarımıza da sorduğumuz bir sorumuz var şimdi. İngilizce tıp fakültemizde bir tartışma konusu siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce İngilizce tıp olmalı mı, olmamalı mı? Fakültemizde İngilizce tıbbın amacına uygun mu hareket ediliyor mu?

İM: İngilizce tıbbın asıl amacı dışarıdan öğrenci almaktır. Bu amaç güzel olsa da ben eğitimin anadilde olmasından yanayım çünkü İngilizcesi üst düzey olan hocalar bile yeri geldiği zaman dersi istediği şekilde ifade etmediğini anlatıyor. Şöyle düşünelim ki bir İngilizce kitabı aslından okuyup anlamak mı daha iyidir yoksa onun bir başkası tarafından okunup başkası tarafından anlaşılmış yazılmış bir kitabı okuyup anlamak mı? Tabi ki asıl dilinde okuyup anlamak daha iyidir işte bu yüzden tıp eğitiminin anadilde olmasından yanayım ama eğer İngilizce eğitim veren bir yer açılacak ise bunun en başından altyapısı çok sağlam tutulmalı.

FT: Son sorumuzdayız. Bir Trabzonlu olarak Trabzonspor’un gidişatını nasıl görüyorsunuz?

İM: Tabi ki Trabzonlu olarak Trabzonspor’u destekliyoruz her zaman ama son dönemlerde Trabzonspor futbolunun çok gerilediğini düşünüyorum. Tabi ki işin altında bir sürü nedenler vardır tam bilemeyiz ama sonuç olarak Trabzonspor bizi bu sene çok üzüyor. İnsanın Trabzonspor forması giyinip dışarı çıkası gelmiyor ama tabi her şeye rağmen Trabzon’da bir algı vardır bilirsiniz belki, Trabzonspor ve diğer meseleler diye. Biz takımımıza bağlı bir taraftarız benim annem bile maç günleri merak eder sonucunu sorardı hep bize.

FT: Peki hocam bizim sorularımız bu kadar çok teşekkür ederiz.

İM: Ben teşekkür ediyorum inşallah faydalı olabiliriz.

EDA GÜL KARACA 

ÇAĞLAR YILDIZ

(YAZIYA GEÇİRME: ÇAĞLAR YILDIZ, SELİN SENA ELMALI, ENFAL BAYRAKÇI,                                           AYŞENUR ÖZARSLAN )

 

CEVAP VER