Pazar Masalı: Berci Kristin Çöp Masalları – Latife Tekin

0
321
views

Kondularda çakıp sıvama işleri hiç bitmezdi. Bir duvar onarılır öteki çöker, ardından dam akardı. Bu yüzden konduların bir gün bir yanlarına teneke çakılır, bir başka gün açılan deliklere tahta sokulurdu. Ayrıca, “Konduların çitleri ay doğunca yürür, mezarlığa yanaşınca durur,” diye kondu dilinde bir laf vardı. Bu lafla konducular telli tahtalı konduların tabiatını anlatırlardı.

Bay İzak’ın fabrikası da kondu tabiatlı olduğundan bu laftan nasibini aldı. İşi hiç bitmedi. Bir inşaat, bir takırtı, bir çakırtı hep sürdü. Konduların geceleri yürüyen çitleri gibi, bahçe duvarı konduları yıka yıka yürüdü. Ama kondular gibi mezarlığa yanaşınca durmadı. Bay İzak mezarlığa yanaşınca bir dua okudu. Mezarlığın altına daldı. Kondular buzdolabının gazında boğulurken, çöp bayırlarının karşı yamaçlarında yerin altında daracık tüneller kazdırdı. Göz göz irili ufaklı odalar açtırdı. Fabrikasının yeni bölümlerini yerin altına, ölülerin yanına gömdü. Çok sürmeden yerin altından yukarı vuran harıltılarla sallanan kondularda Bay İzak’ın ölüleri uyandırıp ayağa dikeceğine, dirileri buzdolabı gazıyla boğup onların yerine mezarlara yatıracağına dair bir sürü laf aldı yürüdü. Konducu çocuklar oynasın diye, Bay İzak’ın çöp tepelerinin üstünü kuru kafalarla, kemiklerle süslemesi, öfke ve korku yarattı. Çöp bayırlarındaki kondulara Bay İzak’tan uğursuzluk sıçrayacağı düşüncesi yayıldı.

Bay İzak korkulu bir efsaneye bürünen adını temize çıkarmak için çöp bayırlarının ileri gelen konducularına haber yolladı. Konducularla fabrikasında üst üste toplantılar yaptı. Buzdolabı gazından boğulan kondulara süt dağıtacağını açıkladı. Konducuların ağzına süt akıtıp yoğurt çaldı. Ardından fabrikasının yanı başına konducular için cami kurdu. Konducuların kabaran öfkeleri, Bay İzak’ın bir yıl boyunca her gün kondulara dağıttığı birer kilo sütün kabaran köpükleri gibi söndü. Bay İzak, adının üstü ağır ağır kaymak bağlayınca konduculara süt yerine, dirseğini gösterdi. Kurduğu caminin altını buzdolabı deposu yaptı. Depoyu tünellerle fabrikasına bağladı. Yerin altında yeni yeni odalar açtı. Yeni odalara yeni işçiler aldı. Buzdolabının yanında çamaşır makinesi, radyo, fırın yapmaya başladı. İşçilerin çalıştığı odaları mezarlardan ayırmak için tavanlarına floresan lambalar taktırdı. Kapılarına şu adları yazdırdı:

Demirhane
Emaye
Plastikhane
Küvet Kaynak
Polisaj
Tornahane
Sistem
Montaj
Boyahane

Geçen zaman içinde Kel Ali’nin yedek anahtarı tuzlanıp paslandı. Kel Ali anahtarı Bay İzak’tan hatıra bilip sakladı. Öteki işçilerle birlikte yerin altında çalışa çalışa eriyip kurudu. Bunalıp boğuldu. “Çöp bayırlarının üstünü tuttuk, ay vurdu altını unuttuk,” diye bir laf buldu. Fabrikanın tüm işçisinin diline verdi. İşçiler Bay İzak’ın yerin altına fabrika indirmesiyle ilgili bir dolu laf uydurup gülüşürken Kel Ali öğle paydoslarında, vardiya çıkışlarında sesini Bay İzak’ın sesine benzeterek, “İşçi kardeşlerim!” diye nutuklar çekti. Her nutuktan sonra cebinden anahtarını çıkardı. Oynaya oynaya yalandan kapıları açtı. “Kel Ali bize bir izin kâğıdı yazsana,” diye gülüşerek başına toplanan işçilere sigara kâğıtlarına izinler yazdı. Bay İzak’ın kendileriyle birlikte işçilik ettiği günlere dair hikâyeler anlattı. Sesi makinelerin gürültüsüne hep ince düştü. Anlattığı hikâyelerin yarısını presler kaptı, yarısı bant sehpasının üstünde döne döne boğulup gitti. Kel Ali kimini yorgunluktan unuttu, kiminin yarısında oynamaya başladı. Bu yüzden sistem montaj işçileri Kel Ali’yle hiç ciddi muhabbet yapmadı.

Fabrikanın kapısında
Dört işçi duruyordu
Çöp bayırlarının başına
Çelpeşik yağıyordu

Kondularda delikanlılık günlerinin yaşandığı, kabadayıların silah seslerinden ürken bembeyaz martıların kanatlanıp kara bir bulut gibi göğü kapladığı sıralarda, Çöp Yolu’nda işçilerin “Dayakçı” dedikleri iriyarı adamlar dolanırdı. Dayakçılar, tazminat isteyen, sigorta sendika lafını ağzına alan işçilere ağızlarından kan gelinceye kadar dayak atarlardı. İşçilerin çığlıkları uluyan makinelerin sesine karışırdı.

Bacaların ağzından çok dumanlar savruldu. Zamanla Çöp Yolu’nda yan yana kurulu fabrikalarda çalışan işçiler sendikalaştı. Dayakçılar Kel Ali’ye hikâye oldu. Bu kez de uluyan fabrikaların sesine fabrika sahiplerinin toplu sözleşme masalarından yükselen çığlıkları karıştı.

– Çocuk parası da ne?
– Çocuklarınız bayramlarda fabrikaya gelirler
– Tek tek ellerimizi öperler
– Biz de onlara harçlık veririz

Bay İzak, Çöp Yolu’nda işçilerin yekinip sendikaya yazıldıkları günlerde fabrikasına yeni bir müdür aldı. Bay İzak’ın yeni müdürünün çok uzaktan, bir başka ülkeden geldiği ve ilk iş olarak buzdolabı işçilerine çöp bayırlarının başında dinlenme yurtları yaptıracağı duyuldu. Müdürün adı, okuyup geldiği ülkenin dört yanını saran koca denizler gibi Çöp Yolu’nda işçiler arasında çalkalandı.

Müdür, okuduklarını buzdolabı fabrikasında uygulamaya soktu. Buzdolabı işçisini topladı. Önce onları, buzdolabı silmek için kullanılan bezleri boyunlarına doladıkları, terlerini silmek, ağızlarına maske yapmak için kullanmayı akıl ettiklerinden ötürü kutladı. Sonra yılda bir kez aldıkları ikramiyelerini artık alamayacaklarını bildirdi. İkramiye yerine bir gün bisküvi, bir gün yoğurt vereceğini söyledi.

Buzdolabı işçisi yoğurt gibi bembeyaz kesildi. Kocaman açılan gözlerine buzdolabı gazı kaçtı. Öksürüğe tutulan işçilerin gırtlakları yırtıldı. Nefesleri boğuldu. Müdür boğulan işçilere fabrikaya havalandırma tertibatı kuracağını açıkladı. Açıklamasının arkasına yeni bir ücretlendirme sistemi getirdiğini ekledi.

Buzdolabı işçisi, o gün, müdürün yanında getirdiği ücretlendirme sistemine göre para almaya başladığında modern işçi olacağını, kıdemine göre değil, ürettiği mala, bileğinin gücüne, çalışma imanının sağlamlığına göre ücret sırasına dizileceğini öğrendi.

Bir süre sonra buzdolabı fabrikasında “Muntazam işçi” diye yeni bir şey ortaya çıktı. İşçiler muntazam çalışanlar, muntazam çalışmayanlar diye ikiye ayrıldı. Muntazam çalışanlara daha fazla saat ücreti verildi. Muntazam olmayan işçilere her ödemede muntazam lafından sinir geldi. Sinirlenen işçilerden biri bu lafı ağzında evirip çevirip diliyle hart diye kesti. “Muntaz” diye bir laf işçi dilinde küfürler arasına geçti.

İşçiler daha hızlı
Uçaktan daha hızlı
Çalışın daha hızlı

Elim ayağımdan önce
Uzanırsa prese?
Parmaklarınız kopar
Üstüpüye kan dolar

İşçiler daha hızlı
Uçaktan daha hızlı
Çalışın daha hızlı

Bu pasaj Latife Tekin’in İletişim Yayınları’ndan çıkan Berci Kristin Çöp Masalları adlı eserinden alınmıştır.

Resim: Nuri İyem-Gün Başlıyor Kondularda

Hazırlayan: Gülseren Merve YİĞİT

CEVAP VER