Sylvia Plath’i Anlayabilir Miyiz?

0
585
views

Ne mümkün! Günlüklerini, şiirlerini, romanlarını okursanız bile onu anlayamazsınız. Sylvia Plath’in her satırda bizi şaşkınlığa sürükleyen bir anlatım tarzı vardır. Size ondan beklediğiniz hayattan istediği zevki alamayan, yaşama dair sürekli çelişkili duyguları olan insan duygusunu verirken diğer taraftan bir şekilde yaşama tutunmaya çalışan bir portre çiziyor. ”Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım; yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım. Kendimi istediğim bütün becerileri kazanacak kadar eğitemeyeceğim. Bunları neden istiyorum? Hayatımda mümkün olan zihinsel ve fiziksel aktivitelerin tüm renklerini, tonlarını ve çeşitlerini tatmak, hissetmek istiyorum. Ve korkunç derecede sınırlıyım. Yine de gerzeğin teki, kör ya da aptal değilim. Günlerini tekerleksiz sandalyede geçiren kolsuz veya bacaksız bir gazi değilim. Uğrunda yaşayacağım çok şey var. Yine de anlaşılması mümkün olamayacak kadar hasta ve üzgünüm.” Günlüğünde böyle bahsetmiş yaşama dair olan çelişkilerinden Plath. Hayattaki amaçlarını yerine getirmek için gerekli sağlığı olduğundan memnun, aynı zamanda hayatın bütün amaçlarını gerçekleştirmeye yetmeyecek kadar kısa olmasından şikayetçidir. Aniden değişen ruh halleri, yaşamdan aslında zevk almaya çalışması, kendisiyle çelişmesi, yaratıcılığı, bakış açısı kafanızda Sylvia’nın intiharı ile ilgili soru işareti bırakır.

Bana kalırsa hayatın şanssız yüzünü gören kişilerden biri de Plath’dir. Sekiz yaşında iken babasının ölümü ile tanıştı. Manik depresif bozukluğunun babasının ölümü üzerine başladığı düşünülüyor. İlk şiirini bunun üzerine yazdı. “İçimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” diyen Plath kendi için daha uygun bir şey söyleyemezdi. Lise ve kolej yıllarında yazarlığını ilerletti. Üstün derece ile girdiği Smith Koleji’nde ilk intihar girişimini gerçekleştirdi. Kocası tarafından yayınlanan günlüğünden bu kısımlar çıkarılmıştır.

Plath’in günlüğünde ve Sırça Fanus adlı romanında göze çarpan ilk şey kendine biçilen role kafa tutmasıdır. Sırça Fanus aslında Plath’in üniversite yıllarındaki yaşamına dair otobiyografik bir romanıdır. Yazar kendine güvenmediği için bunu ismiyle basmak istememiştir. Ölümünden sonra yazarın adı ile basılmıştır. Roman, Amerikan Edebiyatının ilk feminist romanı olarak kabul edilir. Kitapta kadın olmanın zorluğundan ve gerektirdiği zorunluluklardan bahsetmiştir. Kendi iç dünyasının karmaşasını romana aynı şekilde yansıtmıştır. Neden var olduğunu amacının ne olduğunu sürekli sorgular Sylvia. Hayatın kendisine kadın olarak verdiği rollerden ve sorumluluklardan hoşnut değildir. Kadınların çocuk doğurmak, çocuk bakmak, yemek hazırlamak, evde erkeği beklemek gibi rollerinin olması ona haksızlık geliyordu. Kendisini böyle olmamaya adamıştır. Kadın olmanın yıkıcı etkisini günlüklerinde farklı bakış açılarıyla birçok kez işlemiştir. ”Ama kadınların da arzuları vardır. Kadınlar neden duygu bekçisi, bebek bakıcısı, erkeğin ruhunun, bedeninin, gururunun besleyicisi konumuna indirgenmeli ki? Bir kadın olarak doğmak benim korkunç trajedim. Ana rahmine düştüğüm andan beri tüm eylem, düşünce ve duygu çemberimin kadınsılığımla kesin bir çizgide sınırlandırılmasına mahkum edildim. Evet, sahnenin, dinleyen, kaydeden isimsiz bir parçası olmaya duyduğum yıkıcı arzularım, hepsi ama hepsi; yol işçileri, denizciler ve askerlerle meyhane müdavimleri ile haşır neşir olduğum, kız olduğum, daima taciz ve tecavüz tehlikesi altında bir dişi olduğum gerçeğiyle yerle bir oluyor.”

image-3

Hayatının aşkı olduğunu düşündüğü Ted Hudges ile 1956 yılında evlendi. Sylvia Ted ile tanıştığında ona çok büyük umut bağlamıştı. Ona çok aşık oldu. Hayata dair aradığı anlamı bulduğunu düşündü. Evliliklerinin ilk yıllarında Sylvia her zaman kafa tuttuğu rolleri oynamaya karşıydı. Ancak her şey beklediği gibi olmadı. Ted çevresi tarafından beğenilen ve şiir dünyasında adı sıkça anılmaya başlanan biri olma yolunda gidiyordu. Sylvia ise kuruduğunu, üretemediğini, Ted’e karşı yenildiğini düşünüyordu. Yapması gereken şeyin şiir yazmak değil evi toparlamak, her kadının yaptığı şeyleri yapmak olduğuna inanmıştı. Bencil biri olan Ted, Sylvia’nın mutsuz olduğunu göremiyordu. İkili arasındaki sorunlar böyle başladı diyebilirim. İkisinin de sanatla uğraşması aralarında rekabete yol açtı. Ted’in giderek popülerliğinin artması, ilgisinin kendi üzerinde olması ve Sylvia’nın evlilik hayatından zevk alamaması kıskançlıkları başlatmış oldu. Genellikle Sylvia’nın hayat hikayesini konu alan birçok yerde intiharının tek nedeninin Ted olduğu lanse edilmiştir. Ancak Sylvia’nın şiirlerini, romanını okuyanlar yazarın sürekli iç dünyası ile çatışmalı olduğunu görürler. Çocukları Sylvia’ya hayatı için yine bir umut vermiştir. Ancak Ted’in ihanetleri yüzünden mutluluğu kısa sürdü ve boşandılar. Plath boşandıktan sonra İngiliz yazar Wiiliam Butler Yeast’e ait olan bir evi kiraladı. Bunu iyiye işaret yordu. Her zaman yaptığı gibi yine de hayata tutunmaya çalıştı. Yaratıcılık açısından verimli bir dönem geçirdi.

“Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuzsa durmadan değişir, akar erir. Hayat ise şu andır. Geçip gittiğinde artık ölmüştür. Ama her yeni anda sil baştan başlayamazsın. Ölmüş olana göre yargılamak zorundasın. Tıpkı bir bataklık gibi daha en başından umutsuz, bir öykü, bir resim biraz merak uyandırabilir ancak yeterince değil. Şu andan başka hiçbir şey gerçek değil ama ben yüzyılların altında boğulduğumu hissediyorum. Tıpkı şimdi benim yaptığım gibi yüzyıl önce bir kız yaşıyordu. Şimdi ise ölü. Ben şimdiyim ama biliyorum ben de göçüp gideceğim. Zirvedeki o an, ani parıltı gelir seni alıp götürür sonrası süregelen bataklık. Ama ben ölmek istemiyorum.” diyen Plath 30 yaşında kafasını gaz fırınına sokarak intihar etti. Bence Plath’i tamamen anlayamayız. Kendi içinde bile çelişen biriydi o. Yaşamının başından beri intihar ederek öleceği belliydi. Geride kalan otuz yılda bize derin anlamlar içeren eserler, doldurulması zor bir boşluk, üzerinde çok konuşulacak bir hayat bıraktı.

Berfin Özgenur AYDIN

CEVAP VER