Pazar Şiiri: Penye Ve Hakikat – Osman Konuk

0
1452
views

iyiydik. penyelere inanıyorduk
doğum günü şarkılarına, pastalara ve mumu üfleyen kişiye
iy ki doğmuş olmanın neşeli gerekliliğine
kimyaya, ölçü ve tartı aletlerine inanıyorduk
adı fatma, fatma’ya hemen inanıyorduk
sergio leona’ya, elektrik enerjisine
adı ali, ali’ye niçin inanmayalım

iyiydik
ikinci tokatları kültürel fark kuramıyla açıklıyorduk
birincisi doğaçlamaydı zaten
üçüncü tokat ama insan haklarına aykırı
insan haklarına inanıyorduk
john locke’a ve john wayne’e
bir yerden bir yere gitmeye inanıyorduk
montlara, pamuk tarlalarına, virginia tütününe

ölülerin yönetimindeki dirilerin savaşına
ama en çok penyelere
“lili marlen şarkısı ne kederlidir”
aldık, kabul ettik; çok kederlidir
buralarda bir yerdeydi, ona da inanıyorduk
her neydiyse zaten şüphe yok inanmamıza
el kameralarına, merhamete… reno toros’a
nerdeyse iman edecektik üretimden kalkmasa

iyiydik
penyelere inanıyorduk. monogamiye ve sürprizlere
sürpriz diyen bir ağzın kibirli büzülüşüne
bikini adasına ve bahçıvan pantolonlara
kremlere ve troçki’nin dürüst biri olduğuna nedense
kiraz zamanına, tanpınar’ a
istanbul dünya başkentidir cümlesine ve kepekli pirince

kayıp kardeşlere, ölü dillere, mühendislere
kayıp kardeş fikrinde kulağa hoş gelen bir şey yok mu
jodie foster’a; hep beraber
elmalılı tefsirine, bir kısmımız
çok azımız karabaş tecvidine

terlemeye, rutubete, madonna’ya
vatan değerli bir arsadır, millî emlakçılara
devlet demiryollarına ve halkın karayollarına
çift güllü yasin kitaplarına
mor beyaz afyon çiçeklerine değil ama
bir daha: çift güllü yasin kitaplarına

kendine iyi bak dileklerine; görüşürüz
niye görüşeceksek
şadırvanlara, antik dünyaya; roma ve üç kıtaya
sözleşmelere ve sosyal sigortalara
yerlere tükürmemeye
-göklere tükürebilirsiniz-
israiloğulları israilkızlarını öldürürken
iyiydik, penyelere inanıyorduk

Osman Konuk

Bu şiir, Osman Konuk’un Profil Yayınları’ndan çıkan Beyaz Savunma adlı kitabından alınmıştır.

Resim: St. Paul in Prison – Rembrandt

Meraklısı İçin Notlar:

Hakikat: Çoğu zaman bildiklerimizle, ayak dirememize rağmen bize öğretilenlerle ve benliğimizin kanlı savaşlarıyla bulanıklaştırılmış olan. Ahlak, geleneksel ve popüler kültür, eğitim, politika ve kandırmanın daha birçok askeri tarafından korunan bir hapishanede karanlıklar içinde kurtarılmayı bekleyen. Bir gün aydınlığa çıkacak olan.

Penyeler: İçinde kolayca hareket etmemizi sağlayan ancak tüm bedenimizi ve ruhumuzu kuşatmış olan. Genellikle korkularımızdan, hakikatten, yüzleşmek ve görmek istemediklerimizden korunmamızı sağlayan. İçinde bilmemenin konforunu yaşadığımız, rahatsızlığın en büyük nimet olduğunu çoktan unutturmuş olan rahat kabuk.

İnsan Hakları: İnsan haklarına inanıyorduk. Yaşama hakkının bir numaralı savunucularıydık, ama bazılarımıza öldürmeye inanmak daha kolay geldi. Eğitim hakkına, köy öğretmenlerine, fırsat eşitliğine filan da inanıyorduk ama fırsatçıların türemesine bir türlü engel olamıyorduk. Birini zifiri karanlıkta bırakıp diğerine en parlak güneşleri sunarak bezelyeler yetiştiriyorduk ve evet bunun eşitlik olduğuna inanabiliyorduk.

John Locke: John Locke’a inandık. Zihnimizin dümdüz, boş ve alabildiğine geniş bir arsa olduğuna inandık ama bu arsanın mülkiyet hakkını bir türlü kazanamadık. Bu arsayı kimlere tahsis etmedik ki? Kavgacı gürültücü kiracılara, hayat dolu ama aldırmaz Rock’n Roll’cu gençlere, pasif direnişçilere, uysal ırkçılara, iman kuvvetine ve en son ‘Almanya’dan oğlum gelecek, boşaltın burayı’ demenin verdiği iç rahatlığına. Şimdi elimizde bunca –izm ile kirlenmiş bir arsa var. John Locke’a inanıyorduk ama John Locke dâhil hepimiz nasıl oluyor da köleliğe de inanıyorduk? Üstelik bugün sadece bedenlerimizin değil zihinlerimizin de köleliğine nasıl inandık?

John Wayne: Western filmlerinin kaybetmeyen yalnız kovboyu. Western filmlerine de inandık. Neden düşman olduğunu bilmediğimiz düşmanlara ve John Wayne sendromuna da inandık. Eğer John Wayne yalnızlığın, düzensiz bir yaşamın tetiklediği ve iyileşmeye olan inançsızlığın ağırlaştırdığı John Wayne sendromundan öldüyse bizim de sonumuz yakın demektir. Eğer John Wayne ve erken yaşlarda kanserden ölen set arkadaşları nükleer silah denemelerinin yapıldığı Utah’da film çektikleri için öldüyse John Wayne günün sonunda Amerika’nın gerçek kötü adamlarını alt edememiş demektir.

Lili Marleen Şarkısı: Birinci Dünya Savaşı’nda savaşın ayırdığı sevgiliye özlemle yazılmıştır. Evet, çok kederlidir. İkinci Dünya Savaşı’nda ünlenmiştir. Dünyanın gidişine bakılırsa daha çok ünlenir. Çocukken, okulluyken kazandığımız savaşlar için sevinir, kaybettiklerimiz için üzülürdük. Çok geç anladık savaşın kazanılamayacağını. O kadar geçti ki savaşın sözde kazananlarının hepsi ölmüştü. Lili Marleen şarkısı neden var, neden kederli? Bunları anlamakta hâlâ çocuk aklımız.

Monogami: Monogamiye inandık. Hem romantikler hem de gerçekçiler olarak inandık. Monogaminin irademize hakaret ettiğini göremeden hayvani yanımızı kesip törpüleyip cilalayacağı vaatlerine inandık. Yine de insanın bu kadar hayvani kuramlarla açıklanmasının bizi getirdiği noktaya inanamıyorum. Şimdi geldiğimiz noktada dumbelllere, six packlere ve Kim Kardashianlar’a ve makyaj videolarına inanıyoruz.

Mor Beyaz Afyon Çiçekleri: Haşhaş çiçekleridir. Afyon içeren haşhaştan ağrı kesici ve uyuşturucu ilaçlar elde edilir. “Çift güllü yasin kitapları” kimi düşünürlerce daha güçlü bir afyondur. Dini metinler belki özünde iyilikten başka bir şeyi barındırmayan değerli metinlerdi. Ama bugün Diyanet raporlarının bile kabul ettiği gibi içi boşaltıldı, afyon özellikleri insanların bu dünyadaki ıstırabını hafifletmek için kullanılacağına güçlü bir silah haline geldi.

israiloğulları israilkızlarını öldürürken/iyiydik, penyelere inanıyorduk: İsrailoğulları israilkızlarını öldürüken kapımızı, penceremizi kapattık ve kabuğumuza/penyemize çekildik. Babadan, ağabeyden olmadı amcaoğlundan gelen şiddete, baskıya göz yumduk. Çocuk gelinlere, tecavüzlere, ‘o saatte orda ne işi varmış’lara sesimizi çıkarmadık. İyi halden beraat kararlarına, aile birliğinin korunmasına inandık. Gelinliklere, kırmızı kurdelelere, çeyizlere de inandık.

Hazırlayan: Gülseren Merve YİĞİT

 

CEVAP VER