SARARMAK

0
544
views

​Gemiler geçiyordu az öteden. Suların aktığı yerde, suların üzerinden geçiyorlardı. Her gün gemilerin geçişini izleyen iki işçi yine izliyordu gemilerin geçişini. Hasat vakti yarı yarıya toplanmış ayçiçekleri arasında, bir katliamın sarı kandamlaları arasında gemiler geçiyor, işçiler izliyordu. En dikkatli bakanın elinde ayçiçeği vardı bir tane; alnında teri. Bir oğlu vardı üniversitede, bir kızı ortaokulda, bir kızı kundakta; biraz borcu vardı ocaktan kalma. Evinde karısı, bahçesinde üç hayvanı vardı. Sessizce gemileri izlerken, bir sigarası vardı bitirmesi gereken.

 

​Diğer adam. Sıska, kısa, kimsesiz ve on dokuz yaşında. Annesi hamileyken öldü babası. Annesi de doğururken bindi beyaz gemilere. Kimse telaştan akıl edip yazdırmadı nüfusa diğer adamı. Adı konmadı aylarca, yaşı konmadı yıllarca. Ne annesi ne de babası konmadı dünyaya bir daha. Gemileri izliyordu; alnında teri.

 

Diğer adam sigarası yarıyken “Sence” dedi, “ Ne gemisi geçiyor bugün? Yük mü yolcu mu?” Bilmem diyemedi öteki. Dedi ki, “Yük gemisi ne taşır, yolcu gemisi ne?” O anı önceden görmüşçesine o anın öncesinden okur gibi konuştu daha kısa boylu olan diğer adam. “Yük gemisi araba taşır, yiyecek giyecek taşır, elindeki kazmayı taşır, öbür elindeki sigarayı taşır, ayağındaki lastiği; lastikteki toprağı taşır. Toprağı çok taşırsa bakarsın çamur taşır.” İç geçirdi, içinden neler neler geçirdi. Devam etti sonra: “Ben gemi kaptanı olmak isterdim biliyor musun ağabey? Yük gemisi kaptanı… Dünyaya ait değildir gemi kaptanları misal. Dünyanın suyuna, seline aittir. Ben de ait değilmişim gibi geliyor ama utanıyorum söylemeye. Sanki değişik konuşan film artistleri gibi oluyorum; utanıyorum söylemeye. Ama içimde sanki dünyaya ait olmayan gemi kaptanlarını deniz tutmuş gibi. Değişik işte ağabey, böyle garip işte… Aslına bakarsan ben gemi kaptanı da olurdum, yük gemisi kaptanı yani fakat şu tren sesleri… “ Uzaktan geçen trenin hiç farkında olmadan vagonlarını sayarken sigarasından bir nefes aldı ve mırıldandı içindeki gemi kaptanlarına: “Ayçiçeği taşır.”

 

Durup düşündü biraz adam. Ocaktan kalan borcunu düşündü, oğlunun harcını düşündü, hanımın kızını düşündü. İçten içe bir gemide güverteye dizilmiş sendeleyen yirmi kaptan düşündü diğer adamı dinleyince, gülümsedi. Gemileri düşündü sonra. “Yolcu gemisi?” diye sordu; öbür elinde ayçiçeği. Gözlerini bir an çekmedi gemilerin üstünden. Gemiler gidene kadar arkasından bakmazsa gemiler batardı. Batar mıydı sahiden? Ne bilsin, o gemiler gidene kadar arkalarından bakardı. Neler düşünür neler susar ne bilsin diğer adam. Bilemezdi. Ayçiçeği boğmuşluğun kanıtı sarı yeşil elleri savruldu iki yanında. Sigarasını suya atarken “Yolcu gemisinde sadece çamur taşınır.” dedi. Tarlanın öbür yarısına yöneldi içinde tam yirmi kaptanla. Öteki elinde ayçiçeği olan gemilerin arkasından bakmaya devam etti. Yan tarladan iki çocuk suya birkaç gazeteden gemi daha bıraktı.

 

Ömer Faruk GEÇİN

CEVAP VER