ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ KIZ BASKETBOL TAKIMI İLE RÖPORTAJ

0
913
views

FT: Röportaj teklifimizi kabul edip, bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. İki sene üst üste şampiyon oldunuz. Tüm taraftar adına tebrik ediyor ve sizle gurur duyuyoruz.

Öncelikle takımın kuruluşu ile ilgili bir soru sormak istiyorum. İki sene önce kız basketbol takımı yoktu. Nasıl kuruldu?

Özge Melis Çağansoy: Ben küçüklüğümden beri oynuyordum. Buraya geldiğimde de devam etmek istedim ve araştırmaya başladım. Bana öğrenci işlerinde Toygun abinin yanına gitmem söylendi. Onunla konuştuk, sınıflara duyurular yapıldı ve bir whatsapp grubu kuruldu. Bir süre sonra da takım oluştu zaten. Fakültenin spor kolu da İsmail Hoca’ymış, sağolsun bizimle de ilgilendi, birden Ömer’i gruba aldı ve koçumuz olduğunu söyledi. Sonra da şampiyon olduk zaten.

FT: Hem geçen sene hem bu sene şampiyon oldunuz. İki şampiyonluğun farkı var mı gözünüzde?

Büşra Canbey: Geçen sene takımda birkaç iyi oyuncu vardı, onlar bizi başarıya götürdü; ama bu sene tüm takım olarak iyiydik, bir sene antrenman yaptığımız için. Kendimizi geliştirdik. Bu seneki şampiyonluğumuz daha anlamlıydı.

Maçlarda unutamadığınız anınız?

Özge Melis Çağansoy: Geçen sene mühendislikle olan maç. Mühendislikte bir kız vardı. Kenardan geldi benchten. Hoca çağırdı onu: “İçeri gir, 6 numarayı tut.” dedi. O da içeri girdi ve beni tuttu. Kız benim üç katımdı, hem enine hem boyuna. Beni tuttu atletimden. Ben havada koştum. Kız beni tuttu salladı atletimden.

Büşra Canbey: Geçen sene hukuk maçında takımda üç kişi: Çiğdem, ben, Ebru beş faulle kenarda kalmıştık. Daha ilk periyot felan da bitmemiş. Herkesin 3-4 tane faulü var. Bu unutulmaz bir maçtı. Bir de bu sene sağlık maçında takım oyuncularının çok fazla süslü gelmiş olması olabilir. Çeşitli çeşitli rujlar. Maça çıkmak ayrı bir şey de maçta bulunmak çok önemli. Edebiyat Fakültesi bu sene sonuncu oldu galiba ama benim gözümde Sağlık Meslek’ten daha iyilerdi, daha hazırlıklılardı maça. Sağlık Meslek ikinci oldu bu sene, madalya töreninde “Biz zaten şampiyonuz.”, “Seneye kesin şampiyonuz.” tarzı tavırları hoş değildi. Edebiyat Fakültesi maça çıkarken bizi alkışlaması, sportif centilmenlik benim için güzeldi. Eğer biz şampiyon olmasaydık, Edebiyat Fakültesi’nin şampiyon olmasını isterdim.

Zeynep Kara: Benden uzun bir kız vardı. Maçta onu tutmaya çalışıyordum. Kız bana dedi ki: “Elini ağzıma soksaydın.” Sonra ben de elime baktım, elim ıslak zaten. (Gülüyoruz.)

Büşra Canbey: Sağlık maçında –izleyenler bilir- uzun boylu bir kız vardı, sürekli blok yapıyor. Kız yaralandı, önemli oyuncuları yaralandı. Biz de sportmence bir davranış yapalım, çok fazla atmamıza gerek yok dedik. Top çeviriyoruz. İyi niyetle gittiğim anda, yanlışlıkla kıza kolum çarptı. Hemen ardından: “Özür dilerim.” dedim. Kız o anda bir sert yaptı, bağırdı felan. Ben de sinirlendim, direkt bulduğum anda sayıya girdim.

FT: Biz maçlara geliyoruz, maçları izliyoruz. Sahada olanları görüyoruz; ama soyunma odası kısmını da merak ediyoruz. Soyunma odasında neler oluyor? Maç öncesi motivasyon için neler yapıyorsunuz?

Büşra Canbey: Her maç öncesi çok heyecanlı oluyoruz. Tüm maçları farkla yendik, kazanıyoruz ama yine de hep heyecanlanıyoruz. Geçen sene o kadar iyi değildik ama şampiyon olduk. Sonuçta sürprizler de olabiliyor, o yüzden hiçbir zaman “Biz kesin yeneriz.” diye maça çıkmıyoruz. Hiçbir zaman küçümsemeye girmedik. Tabi maçtan önce koçun gelip: “Önemli olan yenmeniz değil, elinizden geleni yapmanız.” demesi var. Tabi Murat Abi’nin gelip motive etmesi var. Dışardan birilerinin gelip motive etmesi önemli oluyor. Kendimiz birbirimizi yatıştıramıyoruz. İlla dışardan birinin gelip motive etmesi gerekiyor. Bazen arkadaşlarımız oluyor, bazen koç oluyor.

Sude Günce Yüksel: Yine ağlattın… (Gülüyoruz.)

Kübra Nur Aslan: Yeri geldi maç öncesi halay da çektik. Açtık holigan şarkıları dinledik. Ben daha çok stresimi herkese tek tek sarılarak atıyorum. Maç öncesi tüm kızlara tek tek sarılıyorum. Sonra bir de tam maça çıkmadan önce koçun gelip söyledikleri çok önemli oluyor. O an birleşip “Hoop Tıbbiye” yapmamız bile benim için biraz daha stres atıcı. Gerçekten hepimizin birlikte atlattığı bir şey bu. Yine birlikteliğimizin sağladığı bir şey.

Ebru Kazandırmak: İki senedir sürekli maçlara çıkıyoruz. Toplam 7 maça felan çıktık. Hepsinde de hatırladığım tek şey.çok heyecanlı olduğum. Edebiyat maçında bile öyleydi, Edebiyat maçına çıkarken şampiyonduk zaten. Bu heyecanı da ancak maça çıktığımız ilk bir dakika içinde atabiliyoruz. Bu konuda takım arkadaşlarımız olsun, koçumuz olsun, Murat abi onların bizi motive etmeleri güzel oluyor. Biz hep heyecanlı oluyoruz yani.

FT: Basketbolun akademik hayatınıza etkisi nasıl oluyor. Belki basketbolla ilgilenen vardır; ama zaman ayıramayacağını ya da derslerini kötü etkileyeceğini düşünüyordur. Bu konuda neler söylersiniz?

Ebru Kazandırmak: Basketbolu zaten ben 4. sınıftan beri oynuyorum. Okul takımlarında, çok profesyonel olmasa da oynuyorum. Şu ana kadar hiç kötü etkilediğini düşünmedim. Aksine bence olumlu etki yaptı. Takım bütünlüğü, maçlardaki zaman kavramı… Mesela ben YGS döneminde de okul takımında basketbol oynuyordum. Bana çok şey kattığını gördüm. Tıp Fakültesi’ne geldiğimde de ilk sene takım çıkmadı zaten. İlk bir sene boşluktaydım. İkinci sınıfta kuruldu. Komiteleri olumsuz etkilediğini hiç düşünmedim. Birlik içinde yaşamak, takım kavramı beni hep olumlu etkiledi.

Büşra Canbey: Geçen sene finale kalan bir tek bendim. Tüm takım finalsiz geçti. Benimkinin de sporla hiç ilgisi yok. Sporun çok dersleri etkileyeceğini düşünmüyorum. Hatta zihni boşaltmak açısından yararı bile olabilir.

Zeynep Kara: Aynen. Biz mesela komiteye çalışırken hep “Antrenmana gitsek de, kafamız dağılsa da rahatlasak.” diyorduk. İnsanı iyi etkiliyor. Hani “Sporumu da yaptım, artık ders çalışabilirim.” gibi. Rahatlatıyor yani.

FT: Sude, maçlarda en stresli anlarda bile rahat olduğunu görüyoruz. Bu rahatlığı neye borçlusun?

Sude Günce Yüksel: Bilmiyorum, sonuçta ölüm yok. Ben eğlenmek için oynuyorum. Sizi bilmiyorum ama. (Gülüyoruz.) Kazansak da kaybetsek de önemli olan oynamak, eğlenmek.

FT: Büşra, takımın uzun adamısın. Bir gün smaç basmayı düşünüyor musun?

Büşra Canbey: Çok istiyorum. Bu konuda çeşitli planlarım var. Sude’yle birlikte belki, üst üste çıkıp. Basmadan bu fakülteyi bitirmek istemiyorum.

FT: 1.77’sin?

Büşra Canbey: Evet, bunu sorarsın diye düşünmüştüm.

FT: Özge, maçlarda fastlere sürekli sen koşuyorsun. Bazen sahanın dar geldiği oluyor mu? Biraz daha olsa koşar mısın?

Özge Melis Çağansoy: Yok. O gidişin bir de dönüşü olduğu için. (Gülüyoruz.)

Büşra Canbey: Bir soru da ben sorabilir miyim? Hızını alamadığın oluyor mu? Ben mesela bir kere öyle duvara çarpmıştım.

Özge Melis Çağansoy: Ne bileyim, hatırlamıyorum şu an ama heralde çarpmışlığım vardır.

FT: Cansel, sosyal hayatın çok aktif. Basketbola nasıl zaman ayırıyorsun?

Cansel Baysak: Aslında basketbol takımla, arkadaşlarımla birlikte, koçla birlikte çok hoş bir hale geldi. Haftada bir antreman yapıyoruz. O yüzden çok rahat bir şekilde, kasmadan vakit ayırabiliyorum.

FT: Ebru, maç sırasında tribünle bağlantını hiç koparmıyorsun. Bugüne kadar ortalama kaç sayını tribüne ithaf ettin?

Ebru Kazandırmak: Hayatımda mı yoksa sadece tıpta mı?

FT: Sadece tıpta diyelim. Bir de senin için birine ithaf ettiğin özel bir sayın var mı?

Ebru Kazandırmak: Tribünle zaten geçen sene hiç bağlantım yoktu, biraz çekimserdim. Ama bu sene arkadaşlarım tüm maçlarımı izlemeye geldiler. Maç sonrası hani şey oluyor: “Bir sayı at bizi göster.” felan. İşte en son bir maçta üçlük atmıştım galiba onları göstermiştim. Çok fazla olmuyor yani, arada bir.

FT: Kübra, bu kadar ponçik olmana rağmen, geçen sene arkadan sarılarak yaptığın faulü unutmadık. Bu sene aynı performansı göremedik, pişman mısın?

Kübra Nur Aslan: Yaa… Onun hikayesini anlatayım mı? Murat abi dedi ki: “Siz ne kadar nazik oynuyorsunuz, baksana karşı takıma.” Bunun üstüne ben de koça dedim ki: “Koç, beni bir oyuna soksana ben de öyle oynayacağım.” Bir an gaza geldim. Sonra gittim, resmen önüme gelen kızı tutup çekecektim. O da ona denk geldi. Ama sonradan gittim, kızla çok kez sohbet ettim. Biz birbirimizle anlaştık. Onun diğer maçlarına da gittim, tribünde otururken de çok kez konuştum onla. Bir sorun yok yani, düzelttik. Ayrıca tamamen sizin güzel görüşünüz, sizin tatlılığınız.

FT: Sude, takımdaki iki uzundan birisin, bu üstünde bir baskı oluşturuyor mu?

Sude Sarı: Oluşturmuyor galiba. Büşra çıkınca, sadece tek kaldığımda sahada biraz geriliyorum. Büşra olduğu zaman: “Ben n’apayım?” felan diye soruyorum. Bir baskı yok yani üstümde.

FT: Zeynep, son dakika üçlüklerin meşhur. Bu konuda “Ne zaman olsa atarım.” tarzı bir özgüvenin var mı?

Zeynep Kara: Geçen sene hiç denemiyordum. Antrenmanlarda üçlük çalışmıyordum. Ama bu sene çok çalıştım ve kendime güvenim geldi, bu yıl atmaya başladım. Antrenmanda çalıştığım için girdi sanırım.

FT: Son olarak kaptana söz verelim öyleyse.

Kübra Nur Aslan: Ben öncelikle bizimle röportaj yaptığı için Eda’ya, güler yüzü için, her şey için çok teşekkür ediyorum. İkinci olarak tüm takıma, tek tek hepsine, sevgili koçumuz Ömer’e, Serdar’a, Murat Abi’ye, desteklerini esirgemeyen İsmail Hoca’ya, Ahmet Hacımüftüoğlu Hoca’ya teşekkür ediyorum. Bize katkısı en büyük olan taraftara gerçekten çok teşekkür ediyoruz. Taraftar bizi hiç yalnız bırakmadı, desteklerinin çok etkisi olduğunu düşünüyorum. Çok teşekkürler.

FT: Ben teşekkür ederim, başarılarınızın devamını diliyorum. Desteklemeye devam edeceğiz.

 

CEVAP VER