Fakültatif Sözlük

0
428
views

Çıkmış: Daha önceden sorulup, daha öncekilerin başlarına dert açan sorular. Ulaşması zorlaştıkça değeri artan; çalışmaktan yorulmuş beyinlere bir avuç su serpen kestirme yol.

Lab: Aslı laboratuvar. Fazladan birkaç puan için çok daha fazladan verilen emek. Gereksiz stres. En güzelinin ve en çok yapılanının, en erken önceki gece çalışmak olduğu sınavlar ve teorik derslerden bunalmış genç ve heveslerini henüz kaybetmemiş olan öğrencilerin toplanıp muhabbet ettikleri ortam. İğne yapmasını öğretmeden “ sulcus tendinis musculus flexoris hallucis longi” ‘ yi öğretip sınavında “foramen magnum” ‘u soran branşlar gibi nicesinin genel adı.

Beyaz önlük: Artık her aklına esen iş grubunda gördüğümüz fakat en bilindik kullanıcısının doktorlar olduğu giysi. Esasında olması gereken uzun kollu ve dize kadar inerken; kısa kollu yelek biçimlileri göz kirliliğinden başka bir işe yaramamaktadır. Çoğu kişi için duygusal anlamlar yüklenen bu nesne, giderek anlamını toplumca yitiren doktorluk mesleğinin vitrinidir. Sıfatı beyaz önlük olmakla birlikte, beyaz kalmaması giyen kişinin onu hak ettiğini gösterir. Güncel anlamı ise “yaşayan insan kefeni” olmaya başlamıştır.

Fotokopi: Sırasında bir ömür geçen, onsuz sınıf geçilemeyen, hocaların hazırlamış olduğu slaytlar bütünü. “Kitaptan çalışmalıyım”la başlayan tüm komite başlangıçları; fotokopi notları elemekle biterken, fotokopicilerin muhtemelen ilerdeki maaşınızdan daha çok kazandığını fark edince, “yanlış yerde miyim?” diye düşünüp sonra fotokopilerinize geri dönersiniz.


Sobotto mu Netter mi? : Taze tıpçı herkesin, bir buçuk ay boyunca üzerinde tartışıp, büyük bir anatomi hevesiyle “en iyisi olsun” kafasına girip, bir kredisini ayırıp, birisini alıp; ikinci komiteden sonra yüzüne bakmadığı, arasında gül/papatya vb kurutmaya, pratik sınavdan geçmek için çalışmaktan daha elverişli olan, kalın-büyük-kocaman Atlas’lar seçimi.


İlk Komitede Finale Kalmak: Başlangıçta hüzünlü ama geriye kalan bütün komitelerde büyük bir stresten kurtaran, “60 alsam yeter” hissiyle stressiz komite haftaları yaşatan ancak, aldığımız krediler gibi, acısı geri ödemeli yaz tatilinde çıkan; en nihayetinde sınıfı geçtiğinizde tatlı anılar bırakan, çok takılmaması gereken sınav sisteminin bir parçası.

Komite: 1. Eş anlamlısı= Kurul. Kurul sistemini kullanan tıp fakültelerinde 1, 2 ve 3. sınıflarda aylık yapılan sınavların ismidir. Bu sınavlar o ay boyunca görülen her dersten soru içerir. Başka bölümlerde okuyan öğrenciler ve aile-akraba tarafından anlamı oldukça merak edilen bir kelimedir. Ders döneminde bir tıpçı her gün en az 10-15 kere bu kelimeyi kullanır. Bu kelimeyle kurulan cümlelerin %90’ında aynı zamanda “konuları yetiştirememek” kalıbının da kullanıldığı dikkat çekmiştir. Komiteye bir hafta kala, bu kelime herhangi bir cümle içerisinde olmasa da, hatta dillendirilmese bile bu kelimenin hafızada belirmesi kişiyi strese, kaygıya iter. Hatta ve hatta bu kelimenin kullanıldığı ortamlarda tıp okuyan kişilerin her 4’ünden 3’ünde taşikardi oluşturduğu gözlemlenmiştir.
“Komiteye üç gün kaldı, hala konuları yetiştiremedim.”
2. Kelimenin “toplu sınav” anlamına ek olarak bir anlamı daha vardır. Aynı zamanda o sınav dönemi boyunca geçirilen süreç anlamında da kullanılır. Ders dönemleri kurullara ayrılır, her fakültede kurul/komite sayısı farklıdır. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ilk 3 yılda her yıl 7 komite 1 final vardır. Yani ders dönemi 7’ye bölünmüştür. Bu komitelerin hepsinin bir ismi vardır, bu isimler ders programında bulunmaktadır. Ders döneminin parçalara ayrılmasının mantığı bölerek kolaylaştırmaktır. Örneğin Sindirim Sistemi ders kurulunda, o komite boyunca sindirim sistemi elemanlarının anatomileri ve histolojileri öğrenilir. Sindirim sistemi hastalıklarına neden olan ajanlar Mikrobiyoloji derslerinde işlenir.
“Yarın komite başlıyor, iki gün ne çabuk geçti.”

 

Ahmet Amca: Türkçe tıp amfileri kantininin güler yüzlü, minnoş, pamuk amcası. Birbirinden güzel yemekleriyle ünlü olsa da en çok pazartesi ve perşembe çıkan makarnası sevilir. Hasta olduğunuzda size nane limon kaynatır. Sohbet etmek istediğiniz her zaman kapısı açıktır. Dünyanın en tatlı insanıdır. Her yıl aşure gününde aşure yapıp öğrencilere dağıtır. Aşureseverler için inanılmaz bir jest olan bu hareket Ahmet Amca’nın güzel kalbinin bir yansımasıdır. Kuşkusuz o kantine giren her tıpçının Ahmet Amca’yla şirin bir anısı vardır.

Profesör:Yüksek lisansla başlayıp; doktora, yardımcı doçentlik ve doçentlikten oluşan bir serüvenin son kısmıdır. Ülkemizdeki akademik hayatın en üst noktasıdır. Bu makama erişen bireyler hem akademik çalışmalarıyla bilime yön vermekte hem de üniversite öğrencilerine ders vermektedir. Bazı öğrenciler tarafından yanlış bilinse de, bu nokta önemlidir. Profesörlerin tek görevi üniversite öğrencilerine ders vermek değildir, hatta bu yan görevlerinden biridir. Çok iyi ders anlatıp, öğrencilerine ilham kaynağı olan, ufuk açıcı bilgilerle taze beyinleri şekillendiren profesörler de vardır. Yüzyıl önce hazırladığı sunum gösterisini bilgisayardan açıp, ayağa kalkma zahmetinde bile bulunmayıp, üniversite öğrencilerinin okuma yazma bildiğini unutarak slaytta yazılanları uyku terapisi niteliğinde bir ses tonuyla okuyan profesörler de vardır. Keşke her profesör sahip olduğu bilgileri öğrencilerine geçirmek konusunda çok hevesli olsa ve her öğrenci de o bilgilerin değerini bilse ve meslek hayatında en iyi şekilde kullansa!

Membran: Tıp fakültesine bilmeden gelinmemesi gereken kelime. Bir derste en az elli kez bahsedilince çok önemli bir şey olduğuna kanaat edilir. Nedir acaba bu membran? Asla da anlaşılmaz, kafa karıştırır. Ders sonunda google amcaya sorunca membranın aslında bizim bildiğimiz hücre zarı olduğunu öğrenmemizle ufkumuz iki katına çıkar.

Zilli sınav: Dünyanın en rahat insanını bile heyecanlandırır, elini ayağına dolaştırır. Bkz. Kendimden biliyorum. İri bir kapının arkasında kalabalıklar arasında uzun bekleyişin sonunda içeri girilir. Beş altı masa peş peşe ve her masada üç kemik bulunur. On beş saniye içinde kemikteki okla gösterilen yerin adını yazmanız beklenir. Ama gelin görün ki siz o kemikteki yeri değil kemiğin ne kemiği olduğunu bile anlayamazsınız. Atlasta renk renk gösterilen kemiklerden eser yoktur, trene bakar gibi bakar durursunuz. Acıdır. Pişmanlıktır.


Amfiler: Türkçe tıp öğrencilerinin ilk üç sene teorik eğitimi aldıkları yer. Çokça acaba mimarı kimdi buranın, hangi aklın ürünüydü diye merak edilir. Çünkü öğrenciye dair hiçbir şeyin düşünülmediği yegane yerdir: havasız, sıkıcı, yetersiz.

CEVAP VER