Tek Bilet

0
276
views

Kaçar gibi bir hali yoktu, uzaklaşıyordu. Sırt üstü uzandım kumlara, göğe kilitlendim. Arkasından bakmıyormuş gibi yapmama gerek yoktu. Neden bakmıyordum arkasından? Bakıp da arabeskleşebilirdim. Millet olarak arabeske bağlayıp kendi yaralarımızı tuzlamayı pek severiz. Ama yok, olmuyordu. Buz kesmiştim. Yemin ederim, buz kesmiştim. Gitmesi incitmiyordu beni, aklımla kalbimi yokluyordum. Yok, teklemiyordu, hızlanmıyordu, sıkışmıyordu. Durumdan memnundu, memnundum. Size duyarsızlaşmanın analitiğinden bahsetmek istiyorum tam şurada. Kokular gibi, duygulara duyarsızlaşmak. Hatta gibisi fazla, aynı. Bitmediğini biliyordum ama devamlı oluşu hissizlik demekti. Duygularımı geri istiyor muydum? Öfkelenmek bir yana isterikleşmedim bile. Haklı mıydı? Biz artık iyi gelmiyor muyduk birbirimize? Bu nasıl cümleydi? Karnım ağırana kadar bu lafa güldüm. Bu kadar gülünecek bir şey olmadığına, üzüntümün gülme olarak dışa vurduğuna kendimi inandırmaya çalışsam da değildi. Asla üzüntüm yoktu. Çiçeklenmeyen bahçeleri tanırdım ben. Burası tam da öyleydi. Veda etmeye alışkınım, belki ondan bu rahatlığım.

Gitmeliydim eve, geç olmuştu. Sağa sola saparak ana yola kadar yürüdüm. Evime uzanan yolu düşündüm, ışıkları düşündüm. Kaldırım çizgilerini düşündüm, basmadım, incitmedim. Taşın bile bir kalbi vardır. Kalpsizliğine bir ömür verdiklerimiz hariç. Seven biriydim, hem de hesapsız. Herkesi, her şeyi severdim ama abartmadan. Hafif adımlarla severdim ürkütmeden. Annemi de çok severdim. Eve vardım ve hissizliğim anneme de geçmiş olsa gerek hayırdır ne bu uyuşukluk dedi. Ben Bihter Ziyagil değildim, ama annem Firdevs Yöreoğlu’ydu. Anne ben ölüyorum desem aptallık etme derdi. Ve ben aptallık etmeyi de çok severdim. O yüzden ‘yoo sana öyle gelmiş’ diyip uzandım koltuğa. Annem üstümü örttü sonra ben düşüne düşüne uyudum. Haftalar böyle geçti, annem hep üstümü örttü. Arada televizyonu açtım, yaz aşklarının alengirsizliği mutlu ederdi beni. Hep aynı hikayelerin farklı adlarla yayınlanmasından yakınan entellerden olamadım ben. Basit zevklerden kendimi hiçbir zaman mahrum etmedim. Bir şeyleri somut halde var ettiğimden beri olmayana yakınmanın lüzumsuzluğunu öğrenmiştim. Zaten yakınmaktan hiç hazetmem, hazetmediklerimin listesi de son günlerde baya uzamıştı. Mesela birbirimize iyi gelelim diye olsa gerek cebime bırakılan notlar.

“Kaybolabilir bize dair şeyler
Aynı hikayeden bahsetmek suç değil
Gidebilirim senden uzağa
Aynı sokakta karşılaşmak suç değil”

Evet, suç olur mu hiç. Karşılaşalım tabii. Bahsedelim bir şeylerden. Bekleyemeyen şeyler var mesela, beni yok ettiğini bile bile beklettiğim. Yazılar var, kitaplar var, şarkılar var. Kime, niye, hiç bilmiyorum. Ama bazı insanlar tek bilet. Napalım?

Tuğçe ÇAKIR

CEVAP VER