Dr. Kıvanç Yangı ile Röportaj

0
1253
views

Fakültatif Tıpçı: Röportaj teklifimizi kabul edip, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Kıvanç Yangı: Asıl Ben bu nazik teklifiniz için teşekkür ederim.

FT: Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz?

KY: Bahsedeyim. İsmim Kıvanç Yangı. İstanbul Üniversitesi’nde okuyorum. Cerrahpaşa İngilizce Tıp 6. Sınıf öğrencisiyim. İstanbul’da yaşıyorum. Internlüğüme devam ediyorum. İnternlüğümün son altı ayı kaldı. Ardından mezuniyet olacak, bir takım planlarım var. Bu şekilde devam edecek.

FT: Yurtdışında yaptığınız çalışmalardan bize detaylı bahseder misiniz?

KY: İlk önce Tıp Fakültesi 1. sınıftayken, ilk dönem arasında yani 1.sınıfın kış tatilinde Münih Teknik Üniversitesi’nde bulundum. “Klinikum rechts der Isar” diye geçer, oranın Genel Cerrahi Departmanı’nın Pankreatik Araştırmalar Laboratuvarı var. Orada, hem pankreas hem de sinir bilim üzerine çalışmalarda bulundum. Şöyle; o zamanki projemin konusu şuydu: Elimizde birtakım fareler vardı. Bu fareleri diseke edip pankreaslarını ayırırdık. Farede yapay yolla kanser oluştururduk ve aynı zamanda elimizde kontrol grubumuz yani sağlıklı fareler olurdu. Bunların pankreaslarını diseke edip ayıklardık. Kanserli ve kansersiz pankreas dokularını karşılaştırırdık. Nasıl karşılaştırırdık? Ayıkladığımız pankreasları parafinleyip, preparatlara yerleştirip, sonra immünhistokimyayla boyayıp, nöronlarının yüzeyindeki Schwann hücrelerinin de yüzeyindeki MHC-II moleküllerinin kanserli ve kansersiz arasındaki ekspresyon düzey farklarına bakıyorduk. Böyle bir projem oldu Münih’teyken.

Ardından, birinci sınıfın yazında, yani 2013 oluyor. Hannover’deki Uluslararası Nörobilim Enstitüsü’nde bulundum. “International Neuroscience Institute” diye geçiyor. Birçok beyin cerrahının, nöroloğun, nöroradyologun birlikte çalıştığı bir merkez. Orada, Prof. Dr. Madjid Samii diye bir cerrah var. Dünya Beyin Cerrahi derneğinin başdanışmanı ve onursal başkanı. WFNS nedir? World Federation of Neurosurgical Societies. Yani dünyadaki bütün beyin cerrahisi derneklerinin birleştiği bir asosiasyondur. Onun da onursal başkanı ve başdanışmanı olan bir hoca. Aynı zamanda Golden Neuron ödülüne sahip bir hoca. Nedir Golden Neuron ödülü? Golden Neuron ödülü, dünyada sadece 4 kişiye verildi bugüne kadar. Bir tanesi Harvey Cushing , bir tanesi Gazi Yaşargil, bir tanesi de Madjid Samii. Beyin Cerrahisi’nde önde gelen bir isim. Özellikle kafa tabanı cerrahisinde ve serebellopontin köşe tümörü cerrahisinde önde gelen bir isim. Onun yanında çalışma imkanım oldu. Önce nöroanatomiyi, beyin cerrahisi temel ilkelerini öğrendim. Ardından hoca beni birkaç kongreye davet etmeye başladı. Bu vasıtayla, beyin cerrahisinin hoca- uzmanlık düzeyindeki kongrelerine katılmaya başladım.

Akabinde, ertesi yaz, yani ikinci sınıfın sonunda, Köln’deki üniversite kliniğinde, “Uniklinik Köln” diye geçer. Orada da Boris Krischek diye bir hocam vardı. Onun yanında omurga cerrahisi ve periferik sinir cerrahisi çalıştık. Aslında periferik sinir cerrahisine ilgi duymaya ilk defa orada başladım. Bana verilen bir vaka vardı, bu vakayı araştırıyordum. Bu vaka da dünyada 19 defa vardı ve yapan da tek merkez vardı. Yani tek bir kişi yayınlamış bu 19 vakayı da. Araştırdığım zaman Amerika’da bir merkeze ulaştım: Mayo Clinic. Rochester’daki kampüslerindeki Beyin Cerrahisi Departmanı’nın başkanı Prof.Dr.Robert Spinner diye bir hoca yayınlamış. Ona mail attım, onunla bağlantı kurdum.

Onun ardından, üçüncü sınıfın sonundaki yaz tatilim süresince Almanya’nın başkenti Berlin’in Charite Kliniği vardır. Almanya’nın en büyük devlet hastanesidir, üniversite hastanesidir. Orada nörovasküler beyin cerrahisi çalışan Prof.Dr.Peter Vajkoczy diye bir hoca var. Onun yanında çalışma imkanım oldu. Ondan da ekstra-intra kraniyel anastomoz cerrahisini öğrendim, daha doğrusu fikir sahibi olabildim.

En sonunda, yani Cerrahpaşa’nın en son uzun tatili olan 4. Sınıfın sonunda, Amerika’da Mayo Clinic’te bahsettiğim Robert Spinner adlı hocanın yanında periferik sinir cerrahisi, özellikle de intranöral ganglion kistleri üzerine çalışma imkanımız oldu. İntranöral ganglion kistleri de pek çalışılmayan bir konu aslında. Periferik sinir cerrahisi aslında beyin cerrahisinde göz ardı edilen bir konu diye düşünüyorum. Tarsal tünel, karpal tünel, torasik outlet sendromları vb.  genelde bunlarla ilgileniliyor. Sinirlerin kompresyon sendromlarıyla ilgileniyorlar. Biz kistlerle ilgilenmeye başladık. Aslında ben, bana Köln’de verilen vakayla beraber kistlerle ilgilenmeye başlamıştım. Hocayla o vasıtayla iletişim kurmuştum. Onun yanındayken de lateral plantar sinirin subtalar ekleme doğru giden bir artiküler dal kistinin olduğu bir vakamız oldu. 1 mm’den küçüktü bu kist aslında. Ama ameliyat sırasında insidental olarak eksplore ettiğimiz bu dalı kestiğimiz zaman hastanın yakınmalarının geçtiğini görmüştük. Bunu da yazıya döktük, vaka sunumu olarak yayınladık. “Case Report” olarak. American Foot and Ankle Surgery’de yayınlandı. Yani Amerika’nın Ayak ve Ayak Bileği Cerrahisi Dergisi’nde yayınlandı. Kendi alanında dünya literatüründe yayınlanmış ilk vaka oldu. Sonra geri döndüm.

Beşinci sınıf ve altıncı sınıftan itibaren kongrelere devam ediyorum. Sempozyumlara, workshoplara devam ediyorum.

FT: Münich’e gitmenizden sonraki zinciri anlayabiliyorum; ama ilk başta bir tıp fakültesi birinci sınıf öğrencisinin nasıl böyle bir hedefi oldu? Seni yurt dışına gitmeye ve akademik çalışmalar içinde bulunmaya yönlendiren faktör neydi?

KY: Bir arkadaşım vasıtasıyla benim tıp öğrencisinin böyle bir şeyler yapabileceğinden haberim oldu. Bir gün karşılıklı yemek yerken anlattı. Japon bir arkadaşımdı, anlattı bana. Benim de gayet ilgimi çekti. “Neden ben yapamayayım?” dedim. İyi şeyler yapabileceğime inandım. Bir yerden başlamalıydım. Araştırmalarıma, mail hazırlamaya başladım. Ondan sonra Almanya’daki o merkeze ulaştım, o şekilde başladı.

FT: Bu çalışmalarınızın giderlerini nasıl karşıladınız? Gittiğiniz kurumlar mı ekonomik olarak destekledi? Siz mi karşıladınız?

KY: Stajda bulunurken kendi fakültemizin maalesef bir desteği olmuyor. Kongrelere giderken, karşı tarafın karşıladığı kongrelere gittim daha önce. 2016 yılında Afrika’da bir kongreye katılmıştım. Dünya Beyin Cerrahisi Federasyonu’nun, aynı zamanda Zimbabwe Beyin Cerrahları Asosiasyonu’nun düzenlediği bir kongreydi. Orada bir dünya ikinciliğim vardı. O, burslu olarak katıldığım bir kongreydi . Daha önce Mumbai, Hindistan’daki bir kongreye katılmıştım. Kendi ayarladığım, özel bir burs vasıtasıyla masraflarım karşılanarak gitmiştim. Onun dışında, Amerika’da bulunurken, Almanya’da stajlarda bulunurken maddi olarak bana biraz yükü oldu diyebilirim.

FT: CME puanlarından bahsedebilir misiniz?

KY: CME puanları, “Continuing Medical Education” anlamına gelir. CPD puanlarının bir alt kategorisidir aslında. “Continuing Professional Development” anlamına gelir. Türkiye’de henüz böyle bir zorunluluk bulunmadığı için, akademik pozisyon elde edildikten sonra yayın yazma bırakılabiliyor. Amerika’da sistem böyle ilerlemiyor. Belli süre içerisinde belli bir puanı toplamaları gerekiyor. Bu puanların adı da CPD puanları. Belli süre içerisinde bu puanları toplayamayan hocalarımız ya da bilim insanları gözlem altına alınıyorlar ya da uyarılıyorlar. Yani sizin kendinizi güncel tutmanız gerekiyor. Nasıl her gün yeni makaleler çıkıyor, yeni araştırmalar yapılıyorsa sizin buna ayak uydurmanız bekleniyor. Aslında olması gereken de budur. Türkiye’de bu sistem artık yavaş yavaş yerleşiyor. Türk Tabipler Birliği’nin bazı kongrelerde verdiği puanları ben görüyorum. Her kongre bunu vermiyor; ama tabi veren kongreleri takip etmek lazım. Örneğin, geçtiğimiz haftalarda Hilton’da olan bir kongrede verildi. Health 4.0 Sağlıkta Girişimcilik Zirvesi diye bir kongre vardı. Orada bu puanlar verildi.

FT: Bu tarz akademik çalışmalarınızı, tıp fakültesi öğrenciliğinle nasıl aynı anda götürüyorsunuz? Örneğin dördüncü sınıfta, beşinci sınıfta aynı zamanda stajları aldınız. Akademik çalışmalar, hekimlikle farklı. Bu ikisini beraber nasıl götürüyorsunuz?

KY: Aslında, bizim ülkemizde olan bir yanlış var. Genel olarak bir tıp öğrencisi çok fazla ders çalışır. Komitesine uzun süre önce çalışmaya başlar. Komitesini geçer, biraz eğlenmeye gider vs. Sistem aslında böyle olmamalı. Biz bütün bunları yaparken bir yandan akademik olarak da kendimizi geliştirmeliyiz. Yoksa yetersiz bir hekim olarak mezun oluyoruz. Bunu göz önünde bulundurmamız lazım. Ben 3.35 ile fakültemden mezun oldum. Gayet memnunum. AGNO’nun aslında o kadar da büyük bir önemi olmadığının farkına varmak gerekiyor belki de. Fakültede birinciliğe oynamıyorsanız eğer, ki benim fikrimi soracak olursanız birinciliğin de verdiği çok fazla bir katkı yok ülkemizde, AGNO için çok fazla uğraşmaya, komitelere çok fazla çalışmaya gerek yok. Orada sıkı bir zaman yönetimi yaparak hem akademik çalışmalar yapılabilir, hem de komiteler geçilebilir diye düşünüyorum. Ben Tıp Fakültesi’nde ders seçerdim. Her derse giren bir öğrenci değildim. Belli derslere giderdim, devam zorunluluğu olan. Elimizde bulunan zamanı değerlendirmek lazım.

FT: Bu yola başlamak isteyen genç tıp öğrencileri için bir öneriniz, yol haritanız var mı? Ne yapmalılar?

KY: Bence bu tarz şeylerin olduğunu duyar duymaz kendi araştırmalarına bir an önce başlamaları. Çünkü belki de ihtiyacımız olan şey birinin bize yol göstermesiydi. Tıp fakültelerinin büyük bir eksiği bizi akademik yönden geliştirmemesiydi. Sınavlarımızı, komitelerimizi geçerek rahatça mezun olabiliyorduk. Bunlar bize söylenmiyordu, duyulmuyordu ama akademik hayata atılınca bunlarla uğraşmamız gerektiği farkına varıyoruz. Her şey geç olmadan oldukça fazla vakit varken sıkı bir zaman yönetimiyle, tabi ki dersleri ve aynı zamanda sosyokültürel aktivitelerle, aynı zamanda akademik gelişmeleri simültane götürmeleri açısından bir an önce kendi araştırmalarına başlamaları gerekiyor.

FT: Üniversitede hazırlık okudunuz mu?

KY: Hazırlığımız vardı ama ben geçtiğim için okumadım. Benim İngilizce’ye her zaman ilgim vardı. Lisede de ilgim vardı ve İngilizce derslerini severdim.  Ayrıca İngilizce bir şeyler izlemeyi, bir kitap okumayı severdim. Üniversite hazırlık sınavına çalışırken de baya haşır neşir oldum. Sonra yurt dışına gidip gelmeye başladıkça dili kullandım.

FT: Peki Almanca? Onu da gidip gelirken mi öğrendiniz ek zaman ayırdınız mı kursa gitmek gibi?

KY: Orta seviye Almanca biliyorum. Almanca kursuna gittim. Babam Almanca biliyor ve ailemin bir kısmı Almanya’da yaşıyor. Almanya’ya çok gittim. Stajlarımın beşinin dördü de Almanya’da oldu. Uzun zaman geçirdim Almanya’da yani.

FT: Gelecek planlarınız neler? TUS ya da USMLE’ye girecek misiniz?

KY: Tus’a girmeyeceğim. Usmle’ye gireceğim. Usmle’ye kafamda kendim kurduğum bir takvime göre gireceğim. Ardından 2018’de ise Amerika’da birkaç mailleşmelerim devam ediyor. Orada çalışacağım gibi duruyor. Kesinlik arz etmiyor. Araştırma amaçlı iki sene orada geçirip ardından beyin cerrahisi için Match’lere başvurup daha sonraki kariyerime Amerika’da devam etmeyi planlıyorum.

FT: Peki USMLE’ye girmeye birinci sınıfta mı karar verdiniz?

KY: Hayır, dördüncü sınıfta, Amerika’ya gittikten sonra verdim. Burda çalışmalıyım dedim.

FT: Usmle için çalıyor musunuz?

KY: Evet çalışıyorum.

FT: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Girişimcilik Kulübünün kurucusu ve başkanısınız. Bu süreç nasıl oldu? Neden bir girişimcilik kulübü?

Kıvanç: Ben birinci sınıfta fakültedeki çeşitli kulüplere üyeydim. Bu kulüplerde bir sene görev aldım ve aslında benim aklımda olan, bir öğrenci kulübünden beklenilen aktivitelerin daha farklı olması gerektiğini düşündüm. Bu yüzden bunları yapabileceğimiz yani kendi düşüncelerimi arkadaşlarıma aktarabileceğim benim gibi düşünen arkadaşlarımın da bir arada olabileceği yeni bir kulüp kurma kararı aldım. O zamanlar da girişimcilik kulüplerinin ilk kurulma zamanıydı. Rektörlük ve dekanlık bu kulüplerin kurulmasını istiyordu. Hocalarımızla görüşmemden sonra ikinci sınıfın başındayken böyle bir kulüp kurma kararı aldım. Bu kulüp altında da bir sürü bilimsel araştırma teknikleri öğreten,  hocalarımızı davet eden, fakülteleri gezen kendi aramızda makale sunumları yapan bir çok etkinliğimiz oldu. Ve halen de aktif çalışmaya devam ediyor. Şu an Cerrahpaşa’nın resmi  olarak en büyük, en çok üyesi olan öğrenci kulüplerinden bir tanesi konumunda Cerrahpaşa Girişimcilik Kulübü’müz. Kasım 2013’te kuruldu. Dört bitti beşinci yılına girecek. Hala arkadaşlarımız çalışmalarına aktif olarak devam ediyorlar.

FT: “Curly Doc Says” adında bir internet siteniz var. Böyle bir internet sitesi kurmaya nasıl karar verdiniz? Neden Curly Doc Says?

KY :  Geçtiğimiz ağustos ayında, aslında bana arkadaşlarım sürekli nasıl gittin nasıl bunları yaptın tarzı sorular sorarlardı. Ben de elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırdım. Bazen de vaktim olmayınca yardımcı olamazdım. O dönemlerde yine aktif olarak çok soru gelmeye başladı. Doktorlar Sitesi’ndeki haberden sonra özellikle çok soru gelmeye başlamıştı. Birkaç fikir de geldi aslında çok güzel işler yapmışsın bunu niye Türkiye’deki diğer arkadaşlarımıza yaymıyoruz, niye herkese böyle bir şey olduğunu anlatmıyoruz. Onların da başlamasını sağlayabilir diye. Benim de kafama yattı açıkçası mümkün olduğunca tıp öğrencisinin bunu bilip, bu yola girip, başlayabilmesi için bir ateşleyici güç, bir kıvılcım olabilirsek iyi olabilir diye düşündüm o zamanlar. Sonuçta şunu söylemek isterim ki Mum alevini diğer mumlarla paylaşmakla alevinden hiçbir şey kaybetmez, aksine yakabildiği kadar mumu yakabilmesi gerekir diye düşünürüm her zaman. Tamamen Bu amaçla  başlattık Curly Doc Says oluşumunu. İlk aşamada sadece bilgilendirme, bilinçlendirme amaçladık. Şu anda 40 ayrı fakültede temsilciliğimiz var her temsilciliğin de kendi ekipleri var ki 3-4 Şubat’ta da İzmir’de Ege Tıp Fakületsi CDS ekibimizin ev sahipliğinde  ulusal CDS zirvemizi yapacağız. CDS diye kısaltılıyoruz biz Curly Doc Says’i. Ulusal zirvemizi yapacağız. Burada bilimsel araştırma tekniklerini öğreteceğiz. Hocalar gelecek, eğitim verecekler, kanıta dayalı tıp eğitimi olacak ve bizim CDS olarak kendi araştırma proje ekibimiz, İngilizce almanca araştırma ekibimiz, Kardiyoloji, Pediatri gibi bir sürü ekibimiz var. Onların ne yaptıkları ve bugüne kadar hazırladıkları sunumların da yer alacağı bir zirve olacak. Şu an önemli bir noktaya geldi aslında halen daha devam ediyor arkadaşlarımız. Türkiye’nin birçok yerinden yönetim kurulu üyelerimiz var şu anda, aktif bir şekilde devam ediyorlar. Bilgilendirme, bilinçlendirmeden öte aslında bunu aktif olarak arkadaşlarımızla beraber yapma aşamasına da geldi CDS oluşumu.

FT: Peki sunum yapma konusunda seminerler veriyorsunuz. Etkili sunum yapmak için herhangi bir eğitim aldınız mı?

KY: Deneye deneye öğrendim ben.

FT: Herhangi bir eğitim almadınız yani.

KY: Herhangi bir eğitim almadım. Ben kendi bilgisayarımda da sunumlarım diye biriktiririm, altı yıl boyunca yaptığım sunumları. Birinci sınıftan beri sunum yapıyorum İngilizce olsun, Türkçe olsun, Almanca olsun. Yapa yapa  alıştım ve bir nevi kendim öğrendim diyebilirim. CDS’de de bunun işte bir sunum nasıl yapılır, göze hitap eden bir sunum nasıl olmalıdır? Kendi bildiğimiz kadarıyla bunu arkadaşlarımıza aktarmaya çalışıyoruz.

FT: Eğer Türkiye’de kalsaydınız Beyin Cerrahisi dalında hangi hastanede ve hangi hocalarla çalışmak isterdiniz?

KY: Şöyle söyleyeyim, önümüzdeki yıl büyük ihtimalle Amerika’da başlıyor olacağım ve oraya gitmek için de elimden geleni yapacağım, henüz kesin olmasa bile; ama Türkiye’de TUS’a girip beyin cerrahisi yazacak olsaydım: Kendi fakültemde Cerrahpaşa’da Doç. Dr. Mustafa Onur ULU, Prof.Dr.Ali KAFADAR, Prof.Dr.Murat HANCI, Prof.Dr.Galip Zihni SANUS o ekipte bulunmak isterdim bir. İki Marmara Tıp Fakültesi’ndeki ekipte bulunmak isterdim Prof.Dr.Erkan KAPTANOĞLU Hoca ile. Üç, bunu sıralama olarak söylemiyorum seçenek olarak söylüyorum, Ankara Tıp’ta Doç.Dr.Melih BOZKURT, Doç.Dr.Gökmen KAHİLOĞULLARI, Prof.Dr.Şükrü ÇAĞLAR ekibi var, orada bulunmak isterdim.

FT: Akademisyenlik düşünen ama henüz hangi bölümü seçeceğine karar veremeyen öğrenciler çalışmalarına nereden başlamalılar?

KY: Evet, yani kafasında bir bölüm olmayan arkadaşlar da bir an önce başlamış olabilmek için aslında onları bir adım ileriye götüreceği için laboratuvar tekniklerini öğrenerek başlayabilirler. Mesela temel bilim istiyorsunuz. Lab teknikleri şöyle immünhistokimya olur, immünfloresan olur atıyorum karyotip analizleme olur, jel elektroforezleri olur, PCR teknikleri olur bunları öğrenerek başlayabilirler ki daha sonra bir merkeze gittiklerinde onlar kendilerine ait bir projenin deneylerini kendileri yapabilecek duruma gelebilirler. Onun dışında hayvan deneyleri sertifikaları alabilirler. Hayvan deneyleri çalışmaları içerisinde bulunmak için sertifikanın en az bir kişide olması şarttır. Bu açıdan da bir adım önde başlayabilirler.

FT: Yurtdışındaki hocalarla sürekli kontakt halinde olmanın öneminden bahsetmiştiniz onu biraz açabilir misiniz?

KY: Yani birinci sınıftan altıncı sınıfa kadar katıldığınız kongrelerde, sempozyumlarda işte fakültenize gelmiş bir hoca vardır başka bir hoca vardır onlarla tanışıp kontakt  kurmaya çalışın. Neden? Onlarla tanıştıktan sonra kartvizitlerini alıp, onlara mail atmaya başlayın; çünkü yarın öbür gün mezuniyetinize yaklaştığınız zaman hangi merkeze gideceğim ben, nerede çalışacağım ben, özellikle TUS düşünmüyorsanız ve farklı şeyler düşünüyorsanız elinizde bir sürü olanağınız oluyor. Yani hocalara mail atıp tanışabiliyorsunuz, konuşabiliyorsunuz. Özellikle Amerika’da kontakt olayı çok önemli. Yani sizi tanıyan, nasıl çalıştığınızı bilen bir hoca varsa daha önce tanıştığınız bir hoca varsa size orada yardımcı olabilir gerçekten kontaktlar bu yüzden çok önemli.

FT: Uluslararası yayınlanan dergilerde makaleleriniz var. Bir dili iyi bilmekle, o dilde akademik düzeyde yazı yazmak arasında çok fark var. İngilizce yazı yazmaya nasıl başladınız, bu konuda neler önerirsiniz?

KY: Dün toplantıda da söyledim. Textbookları İngilizce okuyarak ve kendiniz bol bol makale okuyarak bu terminolojiye hakim olabiliyorsunuz ve işin aslı makale yazmayı denemek. Bir an önce denemeye başlamak lazım. Yani mesela şöyle olurdu ben kütüphanedeyken asistan hekim arkadaşlarımdan bir tanesi bana bu vakayı yazalım, derdi. Bir akşam otururdum ben onun üzerine yazardım, çizerdim. Introduction’ı nasıl yazsam, cümleleri düzeltirdim, sıkı çalışarak yazıya dökerdim. Deneye deneye aslında bolca makale okudukça, textbook okudukça İngilizce gelişti diyebilirim. Böyle yapmak lazım aslında. Bol bol makale okumak lazım.

FT: Araştırma yapmayı ve güncel makaleleri takip etmeyi önerdiniz. Bunun için hangi kaynakları kullanabiliriz?

KY: Sciencedaily.com var, özellikle oradan günlük yayınlanan makalelere ulaşılabilir. Nasıl, mesela genetikte bugün ne çalışılıyor gibi. Databaselerden bahsettik, o konu çok geniş zaten. Bizim CDS platformunun elinde var o dökümanlar, temsilcilerin elinde var sormuştunuz onu da söyleyeyim oradan ulaşabilirsiniz ya da Curlydocsays@gmail.com’a mail atarak da ulaşabilirsiniz. Databaseler PubMed’dir, Cochrane’dir, UptoDate’dir, Google Scholar’dır ve Web of Science’dır. Bunları kullanmakta büyük yarar var, büyük fayda var. Aslında kullanmayı öğrenmekte fayda var. Bir an önce kullanmayı öğrenmek lazım çünkü bize böyle bir eğitim verilmiyor. Pubmed nasıl kullanılır gibi, keşke verilseydi. Bu databaseler hakkında fikir sahibi olmak, araştırma bulup, bu platformlardan yapmak önemli; aksi takdirde işte Google’dan falan araştırma yapıp ben bir şey bulamadım bu konu hakkında yayın yok diyip kendimizi kandırıyor olabiliriz.

FT: Peki, bu databaseleri kullanmayı nasıl öğrenebiliriz?

KY: Bir Makalenin Anatomisi adında bir kitap var, Nobel Tıp Kitabevleri’nden 20 TL’ye edinebilirler. Çok basit temel düzeyde ama hakikaten öğreten bir kitaptır. Bugün CDS platformunda da biz araştırma grubumuza bu kitap üzerinden gidip eğitim veriyoruz. Çok basit, temel ve öğreten bir kitaptır.

FT: Kim Milyoner Olmak İster’e katıldınız, bu süreçten bahseder misiniz?

KY: Ben aslında ona yıllar önce başvurmuştum. İki yıl sonra bana cevap geldi. Hatta bir gün dersin sonuydu, ders tam bitti. Benim telefonum çalıyordu. Baktım, açtım ATV’den arıyoruz dediler. Kim Milyoner Olmak İster yarışmasına başvuru yapmışsınız dediler, evet dedim. Mülakata katılmaya hak kazandınız, teşekkür ederim dedim. Ondan sonra bana bir gün verdiler o gün mülakata gittim, birinci mülakata. Onu geçmişim ki akşam aradılar beni ikinci mülakata çağırdılar, ertesi gün ikinci mülakata gittim. Ertesi gün yarışmaya çağırdılar. O şekilde işledi o süreç aslında ben başvurduktan iki sene sonra telefon gelmişti.

FT: Stüdyo ortamı nasıldı, onun hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz?

KY:  Kenan IŞIK vardı o zamanlar, çok değişik bir ortamdı. Çok stresli, heyecanlı bir ortamdı aslında ilk soruda eleneceğim diye korkardım. İlk soruda joker kullandım zaten. Sonra işte otuz bin lira gibi bir şey kazandık. Güzel oldu ama iyi bir tecrübe oldu aslında.

FT: Kendinize sorulmasını istediğiniz bir soru var mı?

KY: Kendime sorulmasını istediğim bir soru? Güzel bir soru oldu. Bilmem, yok herhalde.

FT: Okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

KY: Eğer daha önce böyle şeyler duymadıysalar ve şimdi ilk defa duyduysalar bir an önce hemen çalışmalarına başlasınlar. Çünkü artık bir söz vardır, bir hocamın söylediği bir sözdür. Dört beş gün önce İstanbul’dayken Amerika’dan bir hocam şöyle söyledi: “Bundan yirmi yıl önce bir kütüğe, bir ağaca önlük giydirsen doktor olurdu ama artık böyle bir durum yok.” Neden çünkü çok fazla tıp fakültemiz var, çok fazla tıp fakültesi mezunumuz var. Yakın zamanda doktor açıkları kapanacak Türkiye’deki. Bu yüzden aslında hepimiz kendi alanımızda fark yaratmak durumundayız. Yarın öbür gün parmakla gösterilen, ayrıcalıklı, sıra dışı bir hekim olmak istiyorsak ki scientist-physician(hem klinisyen hem bilim insanı) kavramını oturtmaya çalışıyoruz aslında. Hem bilim adamı hem klinisyen olmak istiyorsak yarın öbür gün. Bugünden itibaren, bunları duyduğunuz andan itibaren çalışmaya başlamakta büyük fayda var.

Emre Yılmaz

Tuğçe Çakır

Eda Gül Karaca

CEVAP VER