Kar Taneleri

0
235
views

Hava kararmaktan ziyade kızarmıştı o gün. Sanki kar, ağaç dallarını büktüğü için mahcup olmuş ve olabildiğince hafiflemişti. Şu pencerenin ardından dışarıyı izleyen ve sanki hayatında gördüğü en güzel manzaraya şahit oluyormuş gibi bir mutlulukla bakan kızı görüyor musun? İçindeki umudun tek sebebi yağan kar. Karın tüm kötü şeyleri örteceğini, her şeyin yoluna gireceğini, bir gün insanların bir kar tanesi kadar naif olabileceğini düşünüyordu üstelik. Bunlara inandığına göre ya çok saf ya da sadece kedini teselli etmeye çalışan zavallı bir kız. Ama bana sorarsan hem saf hem de zavallı.

Görüyor musun, merdivenlerden inerken nasıl da koşturuyor? Sakar kız, az kalsın düşüyordu. Bir de kendi sakarlığıyla eğleniyor. Çıkarken eldivenleri aklına geldiyse de unutmuş gibi yaptı. Böyle alışkanlıkları olan garip biriydi. Alışkanlıklarını seviyordu. Birinin alışkanlıklarını fark etmesini daha çok seviyordu ki kimsenin fark etmiyor olmasını pek de önemsemiyordu. Seviyordu işte. Çoğu şeyi mantıklı bir sebep aramadan sadece seviyordu. Mesela arkadaşının en sevdiği kitap “Aşk ve Gurur” olduğu için o da çok seviyordu. Mesela hep aynı kahveyi içerdi çünkü çok sevdiği biri “Bu kahveyi denemelisin, çok seveceksin.” demişti. Çok sevmişti. Sevemediği tek şey kendisiydi.

Bir keresinde, nerden cesaret buldu bilmiyorum, aynanın karşına geçip uzun süre kendini izledi. O gün de bunu yapmaması gerektiğini öğrendi. İçinde büyüyen bir karartı gördü. Sendeledi. Az kalsın o karartıya düşüyordu. Korktu kız. Kaçtı. Ya da kaçtığını sandı. Bu saate kadar kim kendinden kaçabildi ki? Gidip diğer insanları sevdi kendini unutup. Kendini unutanları kimsenin hatırlamadığını öğrendi böylece. Yine de kedisine duyacağı sevgiyi olur olmaz her şeye dağıttı. Masanın üzerinde duran kar küresine, kitapların son cümlesine, otobüste yer verip tanıştığı Neriman teyzeye, en çok da gökyüzüne. “Acaba sevilmediğim için mi kararıyorum?” diye geçirdi içinden. Sonra kirpiğine bir kar tanesi düştü. Birden tüm kötü düşüncelerden uzaklaştı. Kar, sanki içindeki karartıya yağıyordu. “Bugün iyileşeceğim.” diye fısıldadı. Kar hızlandıkça kız yavaşladı. Karşıdan hızlı ve sert adımlarla ona doğru gelen tanıdık yüzü fark edince duraksadı. Bu geliş, kara bulutların gökyüzünü kaplayışı gibiydi. İçinde bir şeylerin devrildiğini hissetmişti bile. Gözlerini ayak ucuna dikip bekledi. Başka ne yapabilirdi ki? Arkasını dönüp koşmak da aklına gelmişti ama içinde daha çok şeyin devrilmesinden korktu. Nefes nefese kalan bu adam tam önünde durdu. “Ben…” dedi. Kız başını kaldırdı. Soğuktan burnu kızarmış, gözleri puslanmış adamın kirpiklerindeki kar tanelerini fark etti. Ama bu kar taneleri adama iyi hissettirmemişti anlaşılan. Az sonra seni üzeceğim der gibi bakıyordu. “Ben artık seni sevemeyeceğim.” dedi adam. “Yoruldum.” Haklıydı. Kızın içindeki karartıyı, büyüklüğünden belki de, kimse unutturamıyordu. İnsanlar seviyorum dediğinde kız içini yokluyor, karartının hala orda olduğunu gördükçe bu sözcüğe olan inancını yitiriyordu. Yoruyordu. Yoruluyordu. Ve karartı gittikçe daha çok kararıp büyüyordu. Bir gün tümden karanlığın içinde kalacağım diye düşündü kız. Adam karşısında bir cevap bekler gibi elleriyle oynuyor, kızın yüzüne bakmak istese de gözlerini kaçırıyordu. Kız gülümseyerek “Oysa bugün kar yağıyordu.” dedi. Adam anlamadı. Bu cümleyi kimse anlamazdı zaten. Sonra kız arkasını döndü ve ayaklarını sürükleyerek yürümeye başladı. Sadece ayaklarını değil ruhunu da sürüklüyordu sanki. Ağırlaşmıştı. Elinden gelse kendini oracıkta bırakıp uçacaktı. Elini havaya kaldırıp avcuna düşen kar tanelerinin yavaş yavaş eriyişini izledi. Gözlerindeki hayranlık, hayal kırıklığına bürünmüştü. Kız kar tanelerine küstü. Bugün yağan kar kötü şeyleri örtmeye yetmemişti. “Belki de yarın…” dedi. “Belki de yarın iyileşeceğim.”

sinem

CEVAP VER